Çocuklarda Bronşiolit Hastalığı

Ocak 2, 2011 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Özellikle çocuklarda çok sık görülen bronşiolit hastalığı akciğerlerin küçük hava yollarında tıkanıklığa neden olabilen iltihabi bir durumdur. Kış ve ilkbahar aylarında salgınlar şeklinde görülebilir.

İstanbul Medipol Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ömer Ceran, kış mevsimiyle birlikte hastalıkların da kapımızı çalmaya başladığını söylüyor. Kapımızı en çok çalan hastalığın ise bronşiolit olduğunu belirten Ömer Ceran, “Bu hastalıktan çabuk etkilenen de küçük çocuklar olunca söylenecek çok söz var” diyor.

Bronşiolitin, akciğerlerin küçük hava yollarında tıkanıklığa neden olabilen iltihabi bir durum olduğunu açıklayan Dr. Ömer Ceran, “Genellikle 1 aydan büyük ve 2 yaştan küçük çocuklarda ve en sık olarak da 6 aylık bebeklerde rastlanır. Akut bronşit ise, akciğerdeki büyük hava yollarının iltihabi durumudur. Biraz daha büyük çocuklarda gribal bir üst solunum yolu enfeksiyonunu izleyerek gelişir” diye konuşuyor.

*Belirtilere dikkat!

Bronşiolitlerde ailede geçirilmiş gribal bir enfeksiyon hikayesi (yüzde 90) olduğunu hatırlatan Dr. Ömer Ceran, hastalığın belirtileri hakkında şu bilgileri veriyor: “Hafif üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri (hapşırma, burun akıntısı, öksürük), 38 derece civarında ateş, iştah kaybı, solunum zorluğu belirtileri (aralıklı sesli öksürük, nefes almada zorluk, irritabilite), beslenme güçlüğü görülebilir. Akut bronşit ise çoğu kez, nezleden 3-4 gün sonra kuru, kısa süreli, balgamsız ve giderek artan, bazen de nöbetler şeklinde olabilen öksürükle başlar. Göğüs ağrısı ve 38 dereceyi aşmayan bir ateş olabilir. Hafif vakalarda hastalık belirtileri bir ile üç günde geriler. Ağır vakalar bir-iki saatte ilerleyip, ağırlaşabilir. Hava açlığı, morarma, burun kanadı solunumu, göğüs kemiklerinde anormal hareketler olabilir. Ateş 38 dereceyi aşmaz. Eğer ateş 38 dereceyi aşarsa zatürre açısından dikkat etmek gerekir. Başlangıçta berrak olan balgam iltihabı görünüm alabilir, beş ile on gün içinde öksürük azalmaya başlar, balgam kaybolur.”

*Salgına dönüşebilir

Bronşiolit kış ve ilkbaharın ilk aylarında, bazen salgınlar şeklinde görülebileceğini de aktaran Dr. Ceran, “Hastaların yüzde 90’ının ailesinde gribal bir enfeksiyon hikayesi mevcuttur. Hastaların yaklaşık yüzde 50’sinde etken RSV yani respiratuar sinsityal virüstür. Ayrıca parainfluenza 3, mycoplasma, bazı adenovirüsler, rhinovirus ve influenza virüsler etken olabilir. Bunun yanı sıra soğuk, nem, ani ısı değişiklikleri ve özellikle sisli, kirli hava, ev tozları, çiçek tozları ve çeşitli polenler hazırlayıcı etkenler arasındadır” açıklamasını yapıyor.

*Nasıl tedavi edilir?

3 aylıktan küçük çocuklar hastaneye yatırılarak tedavi edilir. Ayrıca morarma, solunum durması bulguları, solunum sayısının dakikada 60’ın üzerinde olması, kanda oksijen değerlerinin düşmesi, karbondioksit değerlerinin yükselmesi durumunda da her yaştaki çocuklar hastaneye yatırılarak tedavi edilir. Amaç oksijenizasyonu sağlamak için nemli oksijen tedavisi, balgamı yumuşatıp öksürük ile atılımı kolaylaştırmak için nebulizatör ile bronş genişletici ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar ve sıvı kaybı oluşmuşsa sıvı tedavisidir. Normalde antibiyotik tedavisi gerekmez. Ancak akciğer filminde iltihabi alanlar mevcutsa ve ateş yükselmiş, kanda iltihabi hücreler artmışsa antibiyotikler kullanılabilir. Ağır vakalarda bronşlardaki ödemi azaltıcı etkisinden dolayı nadiren steroidler kullanılabilmektedir.

Tekrarlayan bronşiolit; gizli kalmış astım, tüberküloz, kistik fibroz, kalp yetmezliği, yabancı cisim yutma, boğmaca, organik fosfor zehirlenmesi ve immun yetersizlik gibi hastalıklardan ayırt edilmeli ve altta yatan asıl sebep tedavi edilmelidir. Özellikle tekrarlayan bronşioliti olan çocuklar astım açısından değerlendirilmeli ve ona göre tedavi planlanmalıdır.

*Bronşiolit hastalarına tavsiyeler

- Hastalığın en sık sebebi aile içi gribal durumdur. Bu nedenle tüm aile bireyleri gribal durumdan korunmalı, gerekirse çocuğa maskeyle yaklaşılmalıdır.

- Hastalık başladıktan sonra çocuklara bol sıvı verilmeli ve sık sık akciğerlerine belli aralıklarla masaj (fizyoterapi) yapılmalıdır.

- Kirli, tozlu ,dumanlı ortamlardan uzak durulmalı, bin metreden yüksek yerlere gidilmemelidir.

- Aile içinde sigara kullanımı engellenmelidir.

Kaynak:Pudra

Gebelikte Kalsiyum İhtiyacı

Ağustos 28, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Gebelikte kalsiyum ihtiyacı artar ve bu yüzden bebeğin anne karnındaki gelişimi için kalsiyum alımına dikkat edilmelidir.

Gebelikte kalsiyum ihtiyacı neden artar?

Kişinin kalsiyum ihtiyacı daha doğmadan önce başlar. Anne karnında gelişmekte olan bebeğin de güçlü kemiklerinin ve dişlerinin olması için kalsiyuma gereksinimi vardır. Ayrıca sağlıklı sinir sitemi, kalp ve kas yapıları için de kalsiyum önemlidir. Tıpkı anne için olduğu gibi, gelişimini hızla devam ettiren bebeğin kalp atım ritminin normal ve kan pıhtılaşma sisteminin düzgün şekilde gelişmesi için yeterli kalsiyum alması şarttır. Araştırmalar gebelik sırasında saatte 13 miligram ya da başka bir deyişle günde 250-300 miligram kalsiyumun plasentadan geçerek bebeğe ulaştığını göstermektedir. Buna göre doğduğu zaman bebeğin vücudunda yaklaşık 25.000 miligram kalsiyum bulunacaktır. Bebeğin vücudunda bulunan bu kalsiyumun tek kaynağı annedir. Eğer hamilelik sırasında yeterli miktarda alınmazsa bebeğin gelişimi sırasında gereksinim duyduğu bu büyük oranda kalsiyum annenin vücudundan ve kemiklerinden sağlanır. Bu durum daha sonraki dönemlerde anne sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.

Günlük ne kadar kalsiyuma ihtiyaç vardır?

Kadın ya da erkek, hamile ya da değil, tüm insanların günde 1.000 miligram kalsiyum almaları gereklidir. 50 yaşın üstündekilerde bu miktar 1.200 miligramdır. Hamile kadınlarda ise günlük gereksinim normalden 500-1000 miligram daha fazladır. Buna göre hamile bir kadın günde 1.500-2.000 miligram kalsiyum almalıdır.

Yeterli kalsiyum nasıl alınabilir?

Vücudun tek kalsiyum kaynağı besinlerdir. Yapılan araştırmalar kalsiyum düzeylerinin toplumların beslenme alışkanlıkları ile yakından ilgili olduğunu gösteriyor. Özellikle gelişmiş toplumlarda kalsiyum eksikliği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Sanılanın aksine kalsiyum sadece sütte bulunmuyor. Pek çok sebze de önemli oranda kalsiyum içeriyor. Biz bu açıdan özellikle Amerika’lılara göre oldukça şanslıyız. Yoğurt başta olmak üzere peynir ve benzeri süt ürünleri soframızda her zaman yer bulmakta. Ancak tüm dünyada yaşanan globalleşme bizim beslenme tarzımızı da yavaş yavaş değiştirmektedir. Eğer günde 2-3 bardak süt içilmiyorsa yeterli miktarda kalsiyum alınmadığından söz edilebilir.

Toplum olarak beslenme alışkanlıklarımızda süt ürünlerine fazlasıyla yer veriyor olmamız hamilelik sırasında kalsiyum alımına dikkat etmememiz anlamına gelmez. Hatta doktorun verdiği vitamin haplarından alıyor olunması da anne adayını bu sorumuluktan kurtarmaz. Çünkü bu haplar yaklaşık 300-400 miligram kalsiyum içerir. Hamileyken günlük gereksinimin 1.500-2.000 miligram olması gerektiği unutulmamalıdır. O halde geriye kalan ihtiyacı karşılamak için 2 yol vardır: ya kalsiyum hapları alınması ya da beslenmeye dikkat edilmesi.

Alıntıdır

Hamilelikte Demir Eksikliği

Temmuz 31, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Hamilelikte demir eksikliği dikkat edilmesi gereken bir konudur. Anne adayının demir ihtiyacını karşılaması oldukça önemlidir.

Demir yumurta, balık, tam tahıllar, baklagiller, koyu yeşil sebzeler ve balıkta bulunuyor; fakat anne adaylarının bu konuda işi şansa bırakmamaları gerek. Bunun için de hayvansal kaynaklı demir tüketimini arttırmaları öneriliyor. Bir gebenin ortalama olarak günde 15-20 mg civarında ek demire ihtiyacı vardır. Gebelik sürecinde meydana gelen bu ek ihtiyacı sadece diyetle karşılayabilmek genellikle mümkün olmamaktadır. Bu nedenle anne adaylarının demir içeren destekler kullanmaları tavsiye edilmektedir.  Bizim düşüncemiz gebelerin demir eksikliği yönünden dikkatle izlenmeleridir. Bu hem annenin, hem de doğacak çocuğun sağlığı için çok önemlidir. Biz kalsiyum içeriği yüksek demirden zengin besinlerin öğünlerde sık sık yer almasını istiyoruz. Demir emilimini arttıran C vitamininde zengin meyve çiğ sebzelerin demirden zengin hayvansal ürünlerle birlikte tüketilmelerini tavsiye ediyoruz. Demir emilimini engelleyen çay, kahve gibi içeceklerin sınırlanmasını öneriyoruz.

Gebelik süresince bütün annelerin tuz -sodyum tüketimini dikkatle izlemek gerekiyor ama eskisi kadar katı bir sınırlama bugün pek gerekli görülmüyor. Aşırıya kaçmadan orta düzeyde bir tuz veya sodyum tüketiminin daha sağlıklı olduğu belirtiliyor.

Alıntıdır

Anne Adayları Bu Yiyeceklere Dikkat Edin!

Temmuz 31, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Gebelik döneminde tüketilen gıdalar bebeğin kalp sağlığını etkiliyor. Bu yüzden alınan gıdalara dikkat edilmesi gerekiyor.

Oxford Üniversitesi Wellcome Trust Centre for Human Genetics isimli merkezde görevli araştırmacılar, hamilelik öncesinde ve hamilelik süresince anne adaylarının yediği yağlı yiyeceklerin, doğum kusurunun şiddetini ve türünü etkilediğini belirlediler.

Yapılan araştırmada, bilim adamları yağlı beslenme tarzı ile “Cited2″ isimli (ciddi kalp kusurlarını önlemeye yardım eden gen) gen eksikliğinin doğumda kalp kusuru riskini artırdığını tespit ettiler.

Human Molecular Genetics isimli tıp dergisinde yayınlanan araştırmada, dengesiz beslenmenin ve hatalı genlerin ikisinin de gelişimi etkilediğini bildiklerini söyleyen Dr. Jamie Bentham, “Fakat, bu çalışmada bunların ikisinin daha büyük ve daha ciddi sorunların oluşmasına yol açtığını belirledik” dedi.

Çalışma fareler üzerinde yapılmasına rağmen, araştırmacılar insanlarda da bazı doğumsal kalp hastalığı vakalarına yol açabilen benzer bağlar bulunduğunu kaydettiler.

Alıntıdır

Çocuklarda Gelişim Geriliği

Temmuz 23, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Bazı çeşitli nedenlerden dolayı çocuklar gelişim geriliği yaşayabiliyorlar. Bu nedenler biyolojik olabilir ya da çevresel şartların yetersizliğinden meydana gelebilir. Biyolojik nedenlerin tedavisi yok. Ancak durum en iyi hale getirmek için yoğun bir eğitsel programla şartlar iyileştirilebilinir. Fakat biyolojik bir nedene bağlı olmadan sadece çevresindeki şartların yetersizliğinden dolayı da çocukta gelişim geriliği yaşayabilir. Bu durum da yapılabilecek çok şey vardır tabii ki erken tehşis konulursa. Çünkü bu durum anne babanın, çocuğun bakımıyla sorumlu kişinin çocuğua yeterince uyarıcı, sağlıklı, zengin bir çevre sunmayışından kaynaklanır. Çocuk çeşitli nedenlerden dolayı bilinçsizce ihmal edilmiştir.

Çocuklarda Gelişim Geriliği

Örneğin dışarı sık çıkmadan bir yetişkin eşliğinde 4 duvar arasında büyümek zorunda kalmıştır. Onla ilgilenen, oynayan yoktur. Özellikle çalışan anne babalarda çocuğun akşama kadar bakıcıyla bir etkinlik yapmadan, dışarı çıkmadan yanlız kalması, arkadaşlarıyla yeterince oynaması bunların nedenlerinden biridir. Bebeğin gelişim döneminde sadece yeme içme, uyku ihtiyacı yoktur. Arkadaşlarına, onunla ilgilenen sosyal bir çevreye, oyuna ihtiyacı vardır ve çocuk yaşıtlarıyla, yetişkinlerle oyun oynayarak öğrenir, büyür, gelişir. Eğer çocuk bu olmazsa olmaz şartlardan mahrum büyürse gelişim geriliği kaçınılmazdır.

Çocuklarda gelişim geriliği nasıl olur?

Çocukları kendi yaşıtlarıya birebir kıyaslamak doğru değildir. Her çocuk farklıdır fakat her çocuktan belli ay ve yaş dönemlerinde beklenen beceriler vardır. Eğer çocuk bunlarda geriyse gelişim geriliği söz konusudur. Gelişim geriliği sosyal, duygusal, dil, fiziksel, zihinsel gelişim olmak üzere çeşitli alanlarda olabilir.

Gelişim geriliğinin en büyük habercisi konuşmanın geçikmesidir. Çocuk yaştılarına göre daha az kelime kullanıyor veya kendi geliştirdiği bir dilde kendini ifade etmeye çalışıyor olabilir. Konuşma geçikmesi sadece gelişim geriliğinin değil, bazı ciddi patolojik problemlerinde de habercisidir. Diğer problemler de erken tehşis çok önemlidir.

Fiziksel gelişim alanında bebeğin yürüme, koşma ve tutma gibi motor becerilerinde gerilik olabilir. Örneğin çocuk yaşından beklenen legoları yerleştiremiyor olabilir. Kendine güvenerek yürüyemeyebilir.

Gelişim geriliği sadece dil gelişimde, motor gelişiminde olmayabilir. En çok ihmal edilen gelişim geriliği sosyal ve duygusal alandadır. Çocuk arkadaşlarıyla nasıl iletişim kuracağını bilemez. Çocuk ya arkadaşlarına saldırır ya da hiç kendini koruyamaz. Sosyal becerilerdeki eksiklik ancak çocuğun arkadaşlarıyla oynayacak ortam sağlanarak geliştirilebilinir. Zihinsel alanda gerilik kavramların gelişmemesi, edne sonuç ilişkilerinin, problem çözme becerilerinin gelişmemesi olarak özetlenebilir. Bu durumda çocuğun bireysel eğitim desteği alması şartır.

Çocuklarda Gelişim geriliği nasıl anlaşılır?

Çocuğu zamanda gelişim geriliği ya aile tarafından kabul edilmez ya da fark edilmez. Gelişim geriliğini anne babanın anlaması ve kabullenmesi çok zordur. Gelişim sürecinde olan çocuklarının geride kaldıkları becerileri büyüdükçe tek başlarına kazanacaklarını düşünürler. Bu düşünceyle zaman kaybederler ve gelişim geriliği daha ciddi boyutlara ulaşınca ancak bir pedagogtan destek almaya karar verirler.

Eğer bir gelişim geriliğinden şüphe ediyorsanız zaman kaybetmeden bir pedagoga danışmanız gerekir. Çünkü geç kalındığında gelişim geriliğinde yol almak çok zor. Çocuğun gün geçtikçe yaşıtlarıyla arasındaki beceri ve gelişim eksikliği farkı açılıyor.

Ailelerin gelişim giriliğini anlamaları zor olacağı için bebeklerini düzenli olarak pedagog kontrolünden geçirmeleri çok önemlidir. Gelişim geriliği Denver II Tarama Testi ve alanında uzman bir pedagogun klinik değerlendirmesi sonucunda tesbit edilebilinir.

Bebekler ve çocuklar düzenli olarak pedagog kontrolünden geçmelidir!

Her bebeğin 0-3 yaşta en az 6 ayda bir pedagog tarafından gelişim kontrolünün yapılması gerekiyor. 3-6 yaş arasında ise en az sene de bir defa pedagog kontrolünden geçmesi gerekir. Pedagog çocukta sizin fark edemediğiniz gelişim geriliği sinyallerini erken görür ve bu sinyallerin gelişim geriliğine dönmesine engel olur. Gelişim geriliğinden şüphe edildiğinde yoğum bir eğitim programı ve anne baba rehberliği ile aşılmayacak bir sorun değildir. Burada en önemli konu ” erken tehşis”dir. Ne kadar erken bu durum fark edilirse, o kadar çok yapılacak şeyler vardır ve gelişim geriliğinin izi kalmadan çocuk yaşıtlarının beceri ve gelişim seviyesini yakalayabilir.

Gelişim geriliği nasıl tedavi edilebilir?

Gelişim geriliği erken tehsiş edilirse yoğun bir eğitim programıyla tedavi edilebilir. Bu program alanından uzman bir pedagog danışmanlığında geliştirilir ve uygulanır. Programda eğitimci pedagog tarafından geliştirilen programı aldığı süpervizyonlarla uygular. Programın içeriği çocuktaki gelişmelere farklılık gösterecektir. Gelişim gerilinde ailede büyük sorumluluklar taşır. Çocuğun tüm çevresinde düzenlemeler yapılır. Yatak odasından, oyun odası, bahçeye kadar çocuğun tüm yaşam alanları çocuğun gelişimini destekleyecek şekilde düzenlenir. En önemlisi bütünsel bir program geliştirebilmek ve aileyi işin içine katabilmektir.

Pedagog Psk. Dan. Sevil Yavuz Gümüş

Kaynak:EKolay

Hamilelere Özel Çorba Tarifi

Temmuz 19, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Anadolu’ya özgü Dovga Çorbası kalsiyum, protein ve karbonhidrat içermesi nedeniyle bu sıcak yaz günlerinde anne adaylarınının bir numaralı dostu!

Ankara Üniversitesi (AÜ) Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, anne adaylarına, sıcak yaz günlerinde kalsiyum, protein, karbonhidrat ve yeterince yağ içeren Anadolu’ya özgü soğuk dovga çorbasından bol bol tüketmelerini önerdi.

Şatıroğlu, rahat bir yaz geçirmek isteyen anne adaylarını, bunaltıcı sıcaklarda dikkat etmeleri gereken konular hakkında uyardı. Beslenme ve giyimlerine özen gösteren anne adaylarının rahat ve keyifli bir yaz geçirebileceklerini ifade eden Şatıroğlu, ağır ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınılması gerektiğini söyledi.

Hamileler için “Akdeniz Mutfağı”nın uygun besinler içerdiğini bildiren Şatıroğlu, günlük öğün miktarının bölünmesinin, şişkinlik şikayetinin önüne geçeceğini anlattı. Hakan Şatıroğlu, şunları söyledi:

“Özellikle yaz döneminde 3 öğünde tüketilenler ikiye bölünmeli, yarısı ana öğünde, kalan yarısı da 2′şer saat arayla ara öğün olarak tüketilmeli. Örneğin bir porsiyondaki 4 köftenin 2’si bir öğünde, geri kalan 2’si ara öğünde yenmelidir. Kısacası aynı miktar yiyecek ana ve ara öğünlerle azar azar alınmalıdır. Bu, mide yanmasını, aşırı kilo alınmasını ve kan şekerinde büyük değişimleri engeller.”

Dovga çorbası her zaman tüketilebilir

Yaz aylarında, her gruptan besinlerin dengeli bir biçimde tüketilmesinin gebelikte büyük önem taşıdığına işaret eden Şatıroğlu, “Haşlanmış buğday, mısır, pirinç ve nohut gibi besinlerin ayrana karıştırılarak yapıldığı, kalsiyum, protein, karbonhidrat ve yeterince yağ içeren, soğuk dovga çorbası, gebeler için mükemmel bir yaz yemeğidir” dedi.

Buzdolabında bekletilerek soğuk içilen bu çorbanın ana veya ara öğünde her zaman tüketilebileceğini kaydeden Şatıroğlu, haftada 3-4 öğün yağsız ton balığı, dana veya tavuk etiyle hazırlanan et yemekleri ile protein ihtiyacının karşılanabileceğini söyledi.

AÜ Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şatıroğlu, yazın sebze ve meyve tüketiminin artırılması, doğal sulu gıdaların tercih edilmesi, günlük su tüketiminin 2.5 litreden az olmaması önerisini de dile getirdi. Gebelikte yaz aylarında kıyafet seçiminin de önem taşıdığını vurgulayan Şatıroğlu, şunları söyledi:

“Kolay yıkanan ve ter emen pamuklu kumaşlar sıcağı hissettirmez. Özellikle Şile ve Buldan bezinden yapılmış kıyafetler tercih edilmeli. Rahat, kolay değiştirilebilen ve yıkanan, ter emen pamuklu kumaşlar sıcağı hissettirmez. İç çamaşırlarının saf pamuklu olması da bedeni ve dokuları rahatlatır, hücrelerin nefes almasını sağlar.”

Anne adaylarına “bol bol yüzün ve güneşten yararlanın” tavsiyesinde de bulunan Şatıroğlu, “Temizliği kanıtlanmış sahillerden denize ya da yeterli bakım yapılan havuzlara girilebilir. Deniz ya da havuz, hem bebek hem de anne adayı için gerçek bir terapidir” ifadesini kullandı. Şatıroğlu, hamilelere güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmaları için gölgede güneşlenmeleri ve yüksek faktörlü güneş kremi kullanmaları önerisinde de bulundu.

Dovga çorbası nasıl yapılıyor?

Malzemeler: 1 adet yumurta, 1/2 demet dereotu, 15 çorba kaşığı un, Biraz tuz, karabiber, 2 çorba kaşığı pirinç, 3 su bardağı yoğurt, 6 su bardağı su, 1 bardak haşlanmış nohut, 1/2 demet ıspanak, 1/2 demet nane

Hazırlanışı: Yumurta, un, pirinç, yoğurt bir tencerede iyice karıştırılır ve üzerine yavaş yavaş tüm su ilave edilir. Sürekli karıştırılarak kaynatılır. Kaynadıktan sonra ateş kısılır ve tam haşlanmış nohut, tuz eklenir ve pişmeye bırakılır. Pirinç piştikten sonra ince kıyılmış yeşillikleri ilave edilip bir taşım daha kaynatılır. Soğutularak servis edilir. Bu çorba semizotu, ebegümeci gibi yeşillikler kullanarak da yapılabilir.

Kaynak:Mahmure

Ebru Şallı’dan Hamileler İçin Egzersizler

Temmuz 10, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Hamileyseniz ve doğumda zorluk yaşamak, doğum sonrası kilolarla savaşmak istemiyorsanız Ebru Şallı’nın hamileler için verdiği egzersizleri uygulayın.

Ebru Şallı’dan Hamileler İçin Egzersizler

Nefes

Fotoğraftaki gibi oturun. Bu pozisyondayken sırtınız dümdüz olmalı. Nefesi burnunuzdan alıp, ağzınızdan verin. Nefes alarak harekete başlayın. Nefes verirken, omuzlarınızı yavaş yavaş dizlerinize doğru yaklaştırın. Dizinize yakınken, pozisyonda sabit kalın. 4-5 kez nefes alıp verin. Daha sonra omurlarınızı tek tek yukarıya kaldırarak başlangıç noktasına geri dönün.

Bacaklar

Bu hareketi bacaklardaki kan dolaşımını hızlandırmak için yapmalısınız. Matın üzerine yan yatın. Bacağınızı açabildiğiniz pozisyona kadar yukarıya kaldırın ve gergin olmasına özen gösterin, önden arkaya doğru daireler çizin. Ayağınız tur bitimlerinde yere değmemeli. Hem sağ hem sol bacakla hareketi 12 kez tekrarlayın.

Kalça

Başlangıç için ellerinizin üzerinde kedi pozisyonu alın. Sağa sola savrulmadan, kontrollü şekilde nefes alın. Parmak uçlarınızın gergin olması gerekiyor. Sağ bacağınızı, nefes verirken, kırık pozisyonda yukarıya doğru kaldırın. Kalçayı fazla dışarı çıkarmamaya çalışın. Yüzünüz her zaman karşıya bakmalı. Hareketi her iki bacakla 12 defa tekrarlayın.

Kedi strech’i

Harekete yine kedi pozisyonu alarak başlayın. Nefes alırken kalçayı içeriye doğru çekin. Nefes verirken omurları yukarıya doğru kaldırın. Tek tek açıldıklarını hissedin. Boyun ve baş, omurgayı takip etmeli. Bu egzersiz, omurganın esnekliğini sağlıyor.

Deniz kabuğu strech’i

Dizlerinizin üzerine oturun. Sırtınız düz olmalı. Ellerinizi ileriye doğru uzatarak, mata mümkün olduğu kadar yaklaşın. Nefes alın ve nefes verirken çok yavaş hareket ederek başlangıç noktanıza geri dönün.

Kaynak: Formsante

Çocuklara Yüzme Öğretirken

Temmuz 5, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Çok önemli bir sportif aktivite olan yüzme hem bol bol hareket etmemizi sağlıyor hem de eğlendiriyor.

Özellikle anne – babalar yüzmenin çocuklarını oldukça oyalamasından dolayı gayet mutlu oluyorlar. Peki yüzme sporunu ne kadar tanıyoruz ve çocukların yüzmeyi öğrenmeleri için ne kadar çabalıyoruz? İhmalkar davranmaya gelmeyecek kadar ciddiye alınması gereken yüzme aktivitesi hakkında merak edilenleri Coliseum Sportif Yaşam Merkezi’nden Yüzme ve Dalış Eğitmeni Gökhan Gökal anlatıyor.

Yüzmenin çocuk gelişimindeki önemi nedir?

Yüzme, çocuklarda kas-iskelet yapısının gelişimine yardımcı olan bir spor dalıdır. Bütün spor dallarının temelini oluşturur. Çocukların koordinasyonlarını geliştirir ve ileride yapacakları spor dalları için anne-babalara yüzme eğitimi mutlaka tavsiye edilir. Ayrıca çocukların metabolizmasını hızlandırarak yeme problemi olan çocukların daha fazla acıkmasını ve yemek yemesini de sağlar.

Çocuklar kaç yaşında yüzme öğrenebilirler?

Çocukların yüzmeye başlama yaşı 6′dır. Fakat günümüzde bu yaş grubu 4′e kadar inmiştir. Çocuk eğer emir ve komut alabiliyorsa ve fiziksel gelişimi iyiyiyse, daha küçük yaşlarda da yüzme öğrenebilir.

Çocuklara nasıl yüzme öğretilir?

Çocuklara, “suyu sevdirme”, “suya nefes verme” ve “ayak vurma” olacak şekilde 3 evrede yüzme öğretilir.

Klorlu havuzların çocuklar için bir riski var mıdır?

Elbette yüzmek için, havuz veya denizde temiz bir suyu tercih etmeliyiz. Havuzların hijyeni klorlanmayla sağlanır. Ancak, bu klor hassas bazı kişilerde gözlerde alerjiye neden olur. Astımı ve hava yolları hassas olan çocuklarda da solunum sıkıntısı yaratabilir. Bu etki, özellikle havalandırması yetersiz olan kapalı havuzlarda daha da artar. Klorlu havuz, çocukların hassas cilt yapısına eğer dozajı fazla olursa alerjik etki yapabilir. Çoğu zaman gözlere zarar vermese de yakıp kızarmasına neden olur. Yüzme gözlüğü kullanarak bu sorunu ortadan kaldırabiliriz.

Sudan korkan çocuklar için ne yapılabilir?

Sudan korkan çocuklara yüzme, oyun yoluyla sevdirilir.

Yüzme öncesi ve sonrası beslenme nasıl olmalıdır?

Yemeğin üzerinden en az 2 saat geçmeden yüzülmemelidir. Yemekten sonra yaklaşık 1.5 saat kan, beyin ve kalpten uzaklaşır. Herhangi bir kalp sorunu olanlar için yemek üstüne çalışma yapılması tehlikeli olabilir. Bu tehlikeli durumlar kalp sorunu olmayanlarda da gözükebilir. Yalnız şunu unutmamak lazım: “Yemek” dediğimiz, bir lokma bir şey demek değildir. Az ve sulu besinler (içecekler, karbonhidratlar) yenildiğinde 2 saat beklemeye gerek yoktur. Aç karnına yüzmenin hiçbir zararı olmaz. Çalışmalar esnasında vücudun su gereksinimini karşılamak çok önemlidir. Ter yoluyla ve diğer yollarla yitirilen su karşılanmazsa, baş ağrısı, bitkinlik, genel bir isteksizlik gibi sonuçlar ortaya çıkabilir.

Kaynak: E Kolay

Hamilelikte Kozmetik Kullanımı

Temmuz 3, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Hamilelikte kozmetik kullanımı oldukça dikkat edilmesi gereken bir konu. Uz. Dr. Zerrin Baysal “Hamilelikte Kozmetik Kullanımı” hakkında bilgi veriyor:

Hamile kadınların en büyük sıkıntıları; ilaç, ışın, kimyasal maddeler ve deri yoluyla maruz kaldıkları maddelerin zararlarıdır. Bu kimyasal maddeler; solunum yoluyla, ağız yoluyla veya tensel temas ile alınabilirler. Bazı maddeler anne karnındaki bebeğin ( fetus) gelişimini olumsuz etkileyeceği gibi bazı maddelerinde hiçbir yan etkisi olmadığı deneylerle gösterilmiştir. Bazılarının ise, kötü etkilerinin olup olmadığı halen bilinmemektedir. Kimilerinde ise, gebeliğin belirli sürelerine kadar zararlı etkili, daha sonraki aylarda zararsızdır. Bu yan etkiler, bebeğe hem fiziksel hem de zihinsel zararlar verebilir, gelişimini engelleyebilir.

Özellikle saç boyarken tedbirli davranın

Kozmetik ( saç boyaları, kremler, parfümler, temizleyici maddeler vs..) kullanımında, genelde, en sık problem saç boyalarıdır. Sıklıkla kullanılan, kalıcı ve yarı kalıcı boyaların içindeki maddelerle yapılan deneylerde, bebek üzerine zarar verici etkiler görülmemiştir. Fakat tedbirli davranmak için, doğum sonrasına kadar saçların boyatılmaması daha uygundur. Değişiklik yapmak, beyazlarınızı gizlemek veya dip boya yaptırmak istiyorsanız, gebeliğin ilk üç ayından sonra, bitkisel saç boyaları kullanabilirsiniz.

Saç düzleştirme ve perma işlemlerini hamilelik sonrasına bırakın

Saç düzelticilerin ( straightener) ki bunlar sodyum hidroksit ve bisülfit denilen kimyasal oluşumlardır ve kullanılmaları tavsiye edilmemektedir. Saç düzeltmelerin, hava ısı ve press yolu ile yapılması daha güvenlidir. Perma gibi yöntemlerde ise kullanılan kimyasal maddeler saçlı deriden emilip kana karışabilir. Bunların kullanılması ile bebekte doğumsal sakatlık gelişmesi arasında ilişki saptanamamıştır, fakat tamamen güvenilir olduğunu söyleyebilmek içinde daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu yüzden doğum sonrasına kadar saçlarınızın doğal kalmasında fayda vardır.

Nemlendiricileri rahatlıkla kullanabilirsiniz

Deodorant, şampuan, ve diğer cilt bakım ürünlerinin, bebek gelişimi üzerine zarar verici etkileri olup olmadığı üzerine yeterli bilimsel araştırma olmamakla beraber şimdiye kadar herhangi bir problem rapor edilmemiştir.

Cilt için kullanılan kremleri rahatlıkla kullanabilirsiniz. Cilt çatlaklarının oluşmasını azaltmak için kakao ve lanolin kremleri kullanılabilir.

Hamilelik döneminde makyajın zararlı olup olmadığı da sıkça sorulan sorulardan biridir. Ancak;

bu konuda herhangi bir çalışma yapılmamış olmakla birlikte; bugüne kadar makyajın hamilelik üzerinde olumsuz bir etkisi görülmemiştir.

Bebeğin gelişimindeki en önemli zaman ilk üç aydır. Bu süre içindeki zararlar diğer aylara göre daha fazla olmaktadır, kısa bir süre için biraz daha dikkatli olmak hem bizim hem de bebeğimizin sağlığı açısından faydalı olacaktır.

Çok sıcak su ile banyo yapmaktan kaçının

Hamilelik her yönüyle dikkat ve bakım isteyen bir süreç. Sağlıklı bir bebek sahibi olmanın yanında, annenin de kendine özen göstermesi arzulanan ve göz ardı edilmemesi gereken bir nokta. Hamilelikte ve sonrasında anneleri en fazla üzen konuların başında ise fazla kilolar ve cilt problemleri (çatlaklar) geliyor.

Doğumdan sonra vücudun deforme olmaması için hamilelik sırasında çok uzun süren ve çok sıcak banyolardan kaçınmak gerekiyor. Eğer bundan vazgeçemiyorsanız, hiç olmazsa çıkmadan önce ılık bir duş alıp bebeği rahatlatın. Aslında yalnızca ılık bir duş en uygunudur. Arada bir yapılacak hafif kese, kan dolaşımını artırır. Daha sonra kol ve bacaklara vücut sütü de tatbik ettiğinizde günlük vücut bakımınız bitmiş demektir.

Gebelikte fizyolojik cilt değişiklikleri ile baş etmek mümkün

Hangi kadında gebelikte ne gibi bir cilt değişikliği ortaya çıkacağını tahmin etmek zordur. Bazı anne adayları gebelik döneminde herhangi bir cilt sorunu yaşamazken, bazılarında cilt kuruluğu, karın çatlakları, kaşıntı, ciltte yağlanma gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bazı anne adaylarında da başta yüz olmak üzere vücudun her yerinde çok sayıda lekeler oluşabilir.

Gebelikte cilt değişikliklerinin sorumlusu gebeliğe bağlı her tür değişiklikte olduğu gibi gebelik döneminde artan hormonlardır…

Melasma, Kloazma (Gebelik maskesi)

Sıklıkla yanaklar, alın, üst dudak, burun ve çenede düzensiz sınırlı kahverengi lekelere “gebelik maskesi” denir. Yüzde 70-90 kadında görülen bu pigment artışı doğumdan sonra sıklıkla ortadan kalkar. Ender durumlarda pigment artışı adeta bir dövme yaptırılmış gibi cildin derin katlarına ulaşır. Böyle durumların tedavisi bu konuda tecrübeli bir cilt uzmanı tarafından gerçekleştirilir.

Hamilelikte güneş ışınlarına karşı dikkatli olun

Yoğun bir ultraviyole ışık kaynağı olan güneşten uzak durmak ve güneşe çıkıldığı zamanlarda en az 20 faktörlü bir güneşlenme kremi kullanmak lekelenmelerin azaltılmasında oldukça etkilidir. Yazın bulutlu havalarda bile güneşin UV ışınlarının cilde etki gösterebileceği unutulmamalıdır.Lekelenme olan bölgelerin makyajla kapatılmasında bir sakınca yoktur.

Gebelikte sivilceler

Gebelikte özellikle 8. haftadan itibaren değişen hormonal ortam bazı anne adaylarında önceden varolan sivilcelerin artmasına ya da ilk defa gebelik döneminde sivilcelerin ortaya çıkmasına neden olur. Ender durumlarda ise varolan sivilcelerde azalma görülür. Yüz cildi temiz ve kuru tutulmalıdır. Sivilceler kozmetik sorunlar yarattığında doktor önerisine göre topikal (bölgesel) ilaçlar kullanılabilir Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da şudur: izotretinoin içerikli “sivilce ilaçlarının” doğumsal anomalilere neden olduğu kanıtlanmıştır. Bu yüzden gebelik döneminde sivilceleriniz için ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız!

Tırnak değişikliklerini önemseyin

Tırnaklar cildin bir uzantısı olarak kabul edilirler ve gebelik döneminde artan hormonların etkisiyle tırnaklar yumuşayıp incelerek kolay kırılır hale gelebilirler. Tırnak cilası durumu daha da kötüleştirebilir. Bulaşık ve çamaşır yıkarken lastik eldiven kullanmak, el ve tırnaklara nemlendirici losyon sürmek çoğu durumda faydalı olur.

El ve ayaklarda kızarıklık

Latincede “palmoplanter eritem” adı verilen bu durum, gebelik dışındaki bir dönemde ortaya çıktığında bir karaciğer hastalığını düşündürmesine karşın; gebelik döneminde fizyolojik olarak ortaya çıkabilir. Avuç içlerinde ve nadiren de ayak tabanlarında kızarıklık ve kaşıntı şeklinde ortaya çıkar. Palmar eritemin de diğer çoğu cilt değişikliğinde olduğu gibi gebeliğe bağlı olarak kandaki östrojenin artması nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kaşıntı şiddetli olduğunda nemlendirici kremler faydalı olabilir. Nemlendiricilere cevap vermeyen kaşıntılarda ise doktor önerisine göre bazı ilaçlar kullanılabilir.

Alıntıdır

Hamilelik Belirtileri Nelerdir?

Haziran 20, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Hamilelik belirtileri nelerdir? Hamilelikle beraber vücudunuzda hangi değişiklikler meydana gelir? Bilmek istedikleriniz bu yazıda…

- Hamile kaldığınız ilk andan itibaren bedeninizde önemli değişiklikler olmaya başlar. Küçük bir hücre milyonlarca kez bölünerek, küçük bir insan olmaya çalışıyordur. Bedeniniz ise yeni bir konuğu büyütmek, geliştirmek ve dış dünyaya hazırlamamak için başkalaşıyordur. Artık siz, başka bir sizsinizdir. Ama bu farklılığı çoğu zaman ilk günden itibaren anlamanız mümkün değildir.

- Pek çok kadın hamileliğin ilk üç ayında hiçbir değişiklik hissetmez, bu yüzden hamile olabileceği ihtimalini bile düşünmez. Oysa bebeği büyütmeye çalışan vücudunuzda az yada çok da olsa, bazı belirtiler görülmektedir. “Midem bulanıyor,başım dönüyor” diye yapılan şakalara verilen cevap “Canın turşu da istiyor mu?” cevabıdır. Genel olarak , başı dönen, midesi bulanan kadınların hamile olabileceği fikri yaygındır.

- İlk akla gelen periyodik adet düzenindeki değişikliktir. Adet kanamanız beklediğiniz tarihte gelmiyorsa, hamilelik belirtileri olabileceği düşünülür. Genel olarak doğrudur ancak farklı belirtileri de keşfedebilirsiniz.
. Adet periyodu değişebilir, beklenilen süreden sonra gelebilir.

. Her zaman alışageldiğiniz adet kanamalarınızda bir farklılık oluşabilir. Miktarında, zamanında, her adet döneminde ya da öncesinde oluşan sancı, dolgunluk vb belirtileriniz değişebilir.
. Göğüsleriniz de ipucu verebilir. Memelerinizde hissettiğiniz dolgunluk, hassasiyet, meme uzunda koyulaşma, meme başında karıncalanma hissi duyabilirsiniz.
. Karnınızın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet gibi farklılıklar oluşabilir.
. Bulantı ve bazen kusma görülebilir.
. Kendinizi yorgun hissedebilir, daha çok uyumak isteyebilirsiniz. Bunun yanı sıra baş dönmesi görülebilir.
. Sık sık idrara çıkma ihtiyacı duyabilirsiniz.
. Vajina salgılarınız artabilir.

- Vücudunuzda hissettiğiniz bu değişiklikler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Ancak , hamile miyim, sorusunun kesin cevabı değildir. Çünkü bazı hastalıklar da aynı belirtileri verebilir. Bu sorunun cevabını kesin olarak öğrenmeniz için bazı testler yaptırılabilir ve ultrasonografi ile gözlemleyebilirsiniz.

Sonraki Sayfa »