Hamilelikte Bulantı

Haziran 13, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Hamilelikte bulantı ve kusmanın nedeni nedir? Ne zaman başlar, ne zaman geçer? Nasıl Önlenir? Tüm soruların cevabı burda..

Hamilelikte Bulantılarının Nedeni Nedir?

Gebelik bulantısına neyin sebep olduğunu kimse tam olarak bilmemektedir. Araştırmacıların çoğu hamilelikte artan hormonlar gibi vücutta oluşan birçok fiziki değişikliklerin toplamı olduğuna inanmaktadır.

Hamilelikte Bulantı Ne Zaman Başlar, Ne zaman Geçer?

Bulantı ve kusma genellikle gebeliğin 6’ncı haftası civarında başlar. Sabahları sık olmasına rağmen günün herhangi bir zamanında oluşabilir. Gebelik bulantısı kadınların %80’inde gebeliğin 12’nci haftası civarında geçer fakat bulantı gebeliğin herhangi bir döneminde tekrar ortaya çıkabilir. Gebelerin kalan % 20’si daha uzun bir süre bulantı ve kusma çeker. Bazı kadınlar hamileliğin sonuna kadar bile bunu çekebilirler.

Bulantıdan yakınan kadınların çoğu bu durumun olağan günlük etkinliklerini bozduğunu söylerler. Bir çoğu, bulantı ile baş etmek için bir şekilde günlük programlarını değiştirmek zorunda kalırlar.

Hamilelikte Bulantı Ve Kusma Zararlı mıdır?

Erken gebelikteki bulantı ve kusma olgularının çoğu anne ve doğmamış çocuğuna zararlı değildir. Kısa dönemli beslenme eksikliklerinin gebelik sonucu üzerine herhangi bir zararlı etkisi olmamasına rağmen şiddetli ve sürekli bulantı ve kusma sağlığınızı etkileyebilir.

Çoğu kadında bulantı hissi ve kusma dönemleri gün içindeki herhangi bir noktada azalır ve onlar tekrar acıkırlar ve yiyecekleri midelerinde tutabilirler. Bununla birlikte, günler boyunca öğünleri kaçıracak kadar kötüyseniz bebeğiniz büyümek için gerekli günlük gıdaları almıyor olabilir.

Ya Her Şeyi Çıkarıyorsam?

Hamile kadınların yaklaşık %1’inde “hiperemezis gravidarum” denilen aşırı gebelik kusmaları vardır. Bu olgularda, yiyecek, sıvı ve besinlerin eksiklikleri kendi sağlıkları ve bebeklerine zararlı olabilir. Eğer tedavisiz bırakılırsa şiddetli gebelik bulantı ve kusması dehidratasyona (susuz kalma) yol açabilir. Dehidratasyon, vücut alması gerektiği kadar sıvı almadığı zaman oluşur. Aşırı sıvı kaybından veya yeterince su içmemekten kaynaklanır. Şiddetli dehidratasyonu olan hamilelere hastanede serum verilmesi gerekebilir. Seyrek veya koyu sarı idrar yapma gibi dehidratasyon bulgularına sahipseniz doktorunuzla irtibata geçin. Hamilelik bulantı ve kusmasını kontrol etmek zor olabilir; ne kadar erken teşhis edilir ve tedaviye başlanırsa şiddetli belirtilerden kaçınma şansınız o kadar fazladır.

Hamilelikte Bulantı Nasıl Önlenir?

Yiyecekler:

* İlk uyandığınızda birkaç kraker yiyin ve sonra yataktan kalkmadan önce 15 dakika dinlenin.

* Yavaşça kalkın ve yemekten sonra yatmayın.

* Az ve sık yemek yiyin veya sık atıştırın, böylece mideniz boş kalmaz (örneğin her iki saatte bir). Öğün atlamamaya çalışın.

* Yemeyi sevdiğiniz  her şeyi,  ne zaman isterseniz yemekte tereddüt etmeyin. Bununla birlikte, en iyisi yemek pişirmekten veya baharatlı, yağlı ve kızarmış yiyecekler yemekten kaçınmanızdır.

* Eğer yemek kokuları rahatsız ediyorsa pencereleri açın ve ocağın fanını çalıştırın. Mümkünse, başka birinden yemekleri pişirmesini rica edin.

* Sıcaktan ziyade soğuk yemekler yemeye çalışın (soğuk yiyecekler sıcaklar kadar kokmayabilir).

*  Limon veya zencefil koklamak bazen mide bulantısını geçirebilir.

* Tuzlu patates cipsi yemek bir öğünü bitirebilmenize yetecek kadar midenizi bastırabilir.

İçecekler:

* Gün boyunca sık olarak ve az miktarlarda sıvı için.

* Yemeklerden hemen önce veya sonra ve yemek sırasında sıvı içmekten kaçının.

Bulantıyı Geçirmeye Yardımcı Olan Yemek Fikirleri

Tuzlu: Cips, çubuk kraker

Tart/Tatlı: Turşu, limonata

Topraksı: Kabuklu pirinç, mantar çorbası, fıstık yağı

Çıtır: Kereviz sapı, elma dilimleri, fındık-fıstık

Hafif: Patates püresi, jelatin, çorba

Yumuşak: Ekmek, erişte

Tatlı: Kek, şekerli tahıllar

Meyveli: Meyveli buz, kavun

Sıvı: Meyve suyu, maden suyu, zencefil suyu

Kuru: Kraker

Dinlenme:

* Kadınlar yorulduğunda bulantı arttığı için bolca dinlenin. Gündüz şekerleme yapmayı deneyin. Tipik olarak, hamile bir kadın gebeliğin ilk üç ayında daha fazla uykuya gerek duyar.

* İşten bir süre izin almanız veya ev işleri ve çocuk bakımı için başka ayarlamalar yapmanız gerekebilir.

* Aile ve arkadaşların yardımını sağlayın.

* Bol temiz hava alın ve sıcak yerlerden uzak durun çünkü sıcak hissetmek bulantıyı artırır.

* Basınçlı bileklikler veya akupunktur bazı kadınlarda yararlı olabilir. Akupunktur düşünüyorsanız doktorunuza danışın. Deneyimli ve sertifikalı bir akupunkturcu arayın.

* Midenizi bastırmak için alternatif bir ilaç olan zencefil deneyebilirsiniz. Günde dört kez 250 mg’a kadar dozajlar güvenli görünmektedir.

* Vitamininizi (eğer demir midenizi daha kötüleştiriyorsa demir içeriği daha düşük olan biri) tok veya tam yatmadan önce almayı deneyin. Multivitaminler bulantınızı kötüleştirirse folik asiti tek başına günlük olarak alın.

Not: “Doğal ” olarak anılan ürünler güvenli oldukları varsayımıyla sıklıkla kullanılırlar . Bununla birlikte, bu tedavilerin güvenliği ve etkinliği henüz ispatlanmamıştır ve bu ürünlerin çok azının gebelikte yeterince denendiğini belirtmek önemlidir. Bitkisel tedavileri kullanmadan önce doktorunuza sorun.
Gebelikte Bulantı İlaçları

Genel olarak, gebelik sırasında reçetesiz ilaç kullanımından kaçınmakta fayda olmasına rağmen bulantı ve kusma, bir kadının sağlığını ve günlük aktivitelerini etkilediği zaman yardımcı olabilecek güvenli ve etkili bir reçeteli ilaç vardır.

Doksilamin, gebelik bulantı ve kusmasının tedavisi için Kanada’da onaylanmış tek ilaçtır. Gebelik bulantı ve kusmasının tedavisinde güvenliği ve etkinliği kanıtlanmıştır. Gebelik boyunca güvenliği eskiden beri bilinmektedir ve çalışmalar, bebeklere zararlı etkisi olduğuna dair hiçbir bulgu göstermemiştir.

Eğer doksilamin şikayetlerinizi gidermezse doktorunuz tarafından başka ilaçlar reçete edilebilir.

Kaynak: Uzm.Dr.Caner Sönmez

Hamilelikte İlaç Kullanımı

Haziran 4, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Hamilelikte ilaç kullanımı bazı gerekli durumlarda mümkün. Fakat çok dikkat edilmesi gerekiyor. Özellikle folik asit, kalsiyum ve demir gibi desteklerin dışında mümkün olduğunca ek ilaçlardan uzak durmak gerekiyor.

Çünkü kullanılan ilaçların bazı durumlarda yeni gelişmekte olan bebeğin organ taslakları üzerinde olumsuz etkileri olabilmektedir. Doğumsal sakatlıkların yaklaşık olarak %2-4′ünün gebelikte kullanılan ilaçlara veya toksik maddelere maddelere bağlı olduğu düşünülmektedir.

İlaç alındıktan sonra annenin kanına karışan ilaç etken maddesi, plasenta adı verilen ve bebeği beslemekkle görevli organ aracılığıyla bebeğe geçebilmektedir. Bebek kanında bulunan ilaç çeşitli yollarla zarar verebilir.

1) Bebeğin gelişim sürecinde organlarının zarar görmesine, sakat doğmasına ve hatta anne karnında ölümüne neden olabilir.

2) Sigara örneğinde olduğu gibi plasentada hasar oluşturarak bebeğin gelişimini kısıtlayabilir

3) Rahim duvarı kaslarının kasılmasına neden olarak dolaylı bir şekilde bebek kanlanmasını etkileyebilir.

İlaçların bebek üzerindeki zararlı etkileri alınan ilaç tipi, dozu ve bebeğin gelişimsel dönemi ile ilgilidir. İlaç gebeliğin çok erken bir döneminde alınmışsa yani embriyo oluştuktan sonraki 15-18 gün içinde alındıysa “hep ya da hiç” kuralı geçerlidir. Yani aslında bu dönem kabaca adet gecikmesi olmadan önceki dönemi. diğer bir deyişle bu dönemde alınan maddenin eğer embryoya zararlı bir etkisi olursa embriyo ölür ve gebelik sona erer. Bu dönemde etkilenmeye bağlı olarak sakatlık oluşma ihtimali olmaz.

Bebeğin ilaçlar ve toksik maddeler açısından en hassas olduğu dönem gebelik oluştuktan sonraki 17-90 gün arasıdır. Bu dönem kabaca adet gecikmesinden sonra başlar ve 12. haftaya kadar devam eder. Bu dönem bebeğin organ taslaklarının oluştuğu dönemdir. Gelişmekte olan organlar üzerine toksik etki yapabilen ilaçlar, bu dönemde kullanılırsa doğumsal sakatlıklara neden olabilirler.

11-12. haftadan sonra yani organ taslakları oluştuktan sonra kullanılan ilaçlar ayrıca önemli bir sakatlığa sebep olmasalar bile eğer zararlı iseler organların fonksiyonlarını bozarak bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilirler.

İlaçların gebelik üzerine olan zararlı etkilerini saptamak için hayvanlarda ve insanlarda deneysel çalışmalar yapılır. Bu çalışmalara dayanarak, gebeliğe etkileri açısından ilaçlar beş gruba ayrılmıştır.

A grubu ilaçlar : insanlarda herhangi bir risk olmadığı saptanmış ilaçlardır.

B grubu ilaçlar : hayvan deneylerinde risk görülmemiştir, ancak insanlarda çalışma yapılmamış ilaçlar veya hayvan çalışmalarında risk saptanmış ancak insanlarda herhangi bir risk izlenmemiş ilaçlardır.

C grubu ilaçlar : ilaçla ilgili olarak hayvan ve insan çalışması yapılmamış veya hayvanlarda risk saptanmış ancak insan çalışması yapılmamış ilaçlardır.

D grubu ilaçlar : insan çalışmalarında riskli olduğu gösterilmiş, çok özel durumlar dışında gebelikte kullanılamayacak ilaçlardır.

X grubu ilaçlar : Gebelikte kesinlikle kullanılamayacak ilaçlar bu gruba girer.

Gebelik boyunca eğer hekim tarafından herhangi bir nedenle bir ilaç kullanılması gerekiyorsa en fazla C kategorisine kadar olan ilaçlar tercih edilir.

Gebelikte en sık ilaç kullanımı gerektiren hastalıklar şunlardır:

Solunum sistemi hastalıkları

Sindirim sistemi hastalıkları

İdrar yolları iltahaplanmaları

Vajinal akıntıları

Diabet (şeker hastalığı)

Tansiyon Yükselmeleri

Elbette sıklıkla başvurulan ilaçlardan olan ağrı kesiciler, antibiyotikler, vitaminler gibi bazı ilaçlar hakkında her Doğum hekiminin temel bilgisi vardır. Ancak günümüzde piyasada yüzlerle ifade edilen sayıda değişik ilaçların bulunmasından dolayı hangi ilacın hangi kategoriye girdiğini akılda tutmanın pek imkanı yoktur.

Gebelikte ilaçların etkilerini derleyen özel bazı kitaplar ve internet gibi en güncel bilgileri sunan bir araç elimizde olduğundan gerekli oldukça hekimler bu araçlardan yararlanmakta ve hastalarını aydınlatmaktadırlar.

Gebe kadının ilaç kullanımı konusunda dikkat etmesi gereken en önemli konu reçetesiz eş,dost, komşu ve akraba tavsiyesi ile ilaç kullanmamasıdır.

Gebelikte kullanılan ilaçların yan etkileri sadece gözle görülür anormallikler olarak tanımlanmıştır. Oysa ilaç ve diğer zararlı etkenlerin doğum sonrasında da insanı yaşamı boyunca organik, fonksiyonel ve ruhsal olarak etkileyebileceği de akıldan çıkmamalıdır.

Herhangi bir nedenle ilaç kullanması gereken gebelerin mutlaka öncesinde kendilerini takip eden hekime danışmaları gerekmektedir.

Diğer önemli bir konu da sadece gebelerin değil, herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanmayan ve gebelik isteyen kadınların da adetlerinin ikinci yarısında gebe kalabileceklerini düşünerek bebeğe zarar verebilecek ilaçlardan kaçınmalarıdır.

Bebek Bakımında Doğru Bilinen Yanlışlar

Haziran 4, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Bebek bakımında doğru bilinen yanlışlar çok fazla. Çoğu da genellikle şehir efsanesinden ibaret. Sarılığa iyi gelen şekerli sular, gürleşsin diye sıfıra vurdurulan saçlar ve daha fazlası. Medical Park Fatih Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Feyza Çivici Gümüş bebek bakımında doğru bilinen yanlışları anlattı.

Eyvah Sütüm Yetmiyor, Mama Vermeliyim

Yeni doğum yapmış annelerin en çok endişe ettiği konulardan biri, bebeğin aç kalma ihtimali. Bu nedenle de çoğu zaman bebekler gereksiz yere mamayla besleniyor. Oysa anneler, sütünün yetip yetmediğini bebeğinin çişini takip ederek anlayabilir. 24 saatte en az 5-6 kez bezini ıslatan bebek, anne sütüyle doyuyor demektir. Anne sütü yetersizliğine ancak bir çocuk hastalıkları uzmanı doktor karar verebilir ve onun tavsiyesi gereğince mama takviyesine başlanabilir.

Şekerli Su Sarılığa İyi Gelir

İlk günlerde anne sütünün gelmesinde yaşanabilecek bir sorun, bebeğin zayıflamasına ve sarılık oluşumuna yol açabilir. Halk arasında, aç kalan ve az idrara çıkan bebeklere şekerli su verilmesi önerilir. Ancak bebeğin beslenmesinde şekerli suyun yeri yoktur.

Çocuğum İki Yaşına Geldi Artık Bezi Bırakmalı

İkinci yaş, çiş eğitimi vermek için başlangıç dönemidir. Ancak çocuk bu konuda asla zorlanmamalı, altına kaçırdığı için kızılmamalı, sık sık tuvalete tutularak eğitime tabi tutulmamalı.

Dondurma Hasta Eder

Dondurma, tüm çocukların sevdiği ve faydalı bir gıdadır. Boğaz ağrısına neden olmaması için yalayarak yenmeli ve yanında su içilmeli.

Gürbüz Çocuk Sağlıklı Olur

Gürbüz çocuk, sağlıklı çocuk değildir! Dengeli beslenen çocuk, zayıf da olsa sağlıklı kabul edilir. Çocukları asla yemek yeme konusunda zorlamayın, yemediği zaman beslenmeyi sonlandırın.

Çocuk Sıcak Havayı Sever

Çocuklar, her zaman terlemeyeceği şekilde giydirilmeli. Üşüyeceği korkusuyla çocukları çok giydirmek ve sarıp sarmalamak, terlemeye ve hasta olmaya yol açar. Pamuklu kıyafetler tercih edilmeli, içinde naylon karışımı olan ve özellikle polar tipinde olan kıyafetler giydirilmemeli.

Fazla Hareket Ederse Terler Hasta Olur

Hasta olur endişesiyle çocuğun hareket etmesini kısıtlamak çok yanlış bir yaklaşım. Her çocuk hareket edince terler, terleyince üstünü değiştirebilirsiniz! ‘Çok terledin artık yerine otur’ demek, onu tembel, hantal ve mutsuz yapar. Zaman içinde metabolizma hızı azalan çocuk, hızla kilo almaya başlar. Hareket etmelerini kısıtlamaktansa, spora  (yüzme, basketbol vb) yönlendirin.

Şaşılık Büyüyünce Geçer

Çocuklarda şaşılık bir yaşına kadar fizyolojik kabul edilir. Ancak bir yaşından sonra düzelmeyen şaşılıklar için mutlaka göz doktoruna başvurulmalı. Bir yaşından önce bebeklerde Nistagmus (göz küresinin istemsiz titremesi) görüldüğünde de mutlaka bir göz doktoruna muayene ettirilmeli.

Uslu Durdu Hamburgeri Haketti

Çocuklar mutlaka sağlıklarını ciddi şekilde tehdit eden fast food tipi gıdalardan uzak tutulmalı! Bu ödüllendirme şekli yerine başka yöntemler seçilmeli, sinema ya da tiyatroya götürmek gibi…

Ağladı Hemen Kucağıma Alayım

Bebeği avutmanın birçok yolu var, her ağladığında hemen kucağa almak çözüm değil. Ağladığında yanına yaklaşıp onunla konuşmak, ten temasında bulunmak, ona şarkı ya da ninni söylemek ve karnını okşamak bebeği avutabilir. Ancak sırf kucağa alışmasın diye çocuğu hiç kucağa almamak da kendini güvende hissetmemesine ve mutsuz olmasına yol açar. Bu denge iyi kurulmalı.

Daha Çok Küçük Yalnız Yatarsa Korkar

Genellikle 6 aydan sonra bebeğin odasının ayrı olması uzmanlarca önerilir. Bu sınır en fazla 2 yaşa kadar uzatılabilir.

Büyükbaban Uzağa Gitti Geri Gelecek

Çocuklara ölümü anlatmak zor bir konudur. Ancak ölen kişinin geri döneceği söylenmemeli, çocuk boş bir beklentiye sokulmamalı. Ölen kişinin bir daha dönmeyeceği, cennete gittiği ve orada mutlu olduğu söylenmeli.

Çok Gaz Yapıyor Fazla Süt İçmesin

Çocuklarda 1 yaşından önce inek sütü kullanılmamalı. Ancak bir yıldan sonrada günlük süt tüketimi 400 CC’yi geçmemelidir. Sütün içinde bulunan laktaz adlı şeker gaza yol açar. Fakat artık piyasada laktazsız sütlerde bulunabiliyor. Gaz sorunu olan çocuklara bu tip sütleri içirilebilir, ancak çözüm kesinlikle süt vermemek olmamalı!

Ayakta Sallayınca Hemen Uykuya Dalıyor

Çocuğu sallayarak uyutmak tıbben önerilmiyor. Ancak halk arasında ‘ayakta sallama’ en çok kullanılan yöntem. Çocuk, hafif tarzda ve sarsmayacak şekilde sallanırsa tahribatlara yol açmaz.

Fazla Banyo Yaparsa Üşütür

Çocuklar banyo yapmaktan hasta olmaz. Yazın her gün, kışın ise hafta üç kez banyo yapılması uzmanlarca önerilir.

Sıfıra Vurdurursak Saçları Gürleşir

Bu genellemenin tıbben hiçbir geçerliliği yoktur!

Pudra İsiliğe İyi Gelir

Pudranın isiliğe iyi geldiği yanlış bir düşünce değildir. Ancak toz pudralar yerine sulu pudralar seçilmeli. İsiliğin en iyi tedavi şekli ise çocuğu sık sık yıkamaktır.

Bol Bol Güneşlenirse Kemikleri Güçlenir

‘Çok fazla güneşe maruz kalmak kemikleri güçlendirir’ mantığı tam olarak doğru değil. Zararlı ışınlarından etkilenmemek için güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde çocuğunuzu güneşe çıkarmayın. Güneşe çıkarken de mutlaka yüksek koruma faktörlü güneş losyonları ve kremleri sürün.

Biberon Ve Emziği Çok Seviyor

Biberon ve emzik hiçbir çocuğa önerilmiyor. Biberon, bebekte “meme başı şaşkınlığı’na” yol açıyor ve anne göğsünden soğutuyor. Mamayla beslenmek zorunda kalan bebeklerde, biberon en geç 2 yaşında bırakılmalı. Emzik de damak yapısını bozabiliyor ve çocuğun enfeksiyon kapmasına yol açabiliyor.

Fitil Vereyim Rahatlasın

Çok zorda kalmadan ve doktor tavsiyesi olmadan ne fitil ne de ilaç kullanılmalı.

Hamilelik Döneminde Egzersiz

Mayıs 23, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Hamilelik döneminde egzersiz yapmak önemli yararlar sağlar. Yapılabilecek egzersizler kişiden kişiye farlıklık gösterir. Bu yüzden belirli kurallara uyulması gerekir ve  annenin öncelikle doktoruna danışması ve doktorun öneri ve kısıtlamalarına sıkı biçimde uyması çok önemlidir.

Egzersiz sağlıklı yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Hamilelik sırasında egzersiz yapmak doğumu kolaylaştırır. Ancak, hamilelik sırasında yapılabilecek uygun egzersiz düzeyi kişiden kişiye farklılıklar gösterdiğinden ve belirli kurallara uyulması gerektiğinden, egzersiz yapmayı düşünen bir hamilenin öncelikle doktoruna danışması ve doktorun öneri ve kısıtlamalarına sıkı biçimde uyması çok önemlidir.

Hamilelik sırasında yapılan egzersizler genel olarak hem anne hem de bebek açısından yararlar sağlamakla birlikte, daha önce erken doğum yapmış ya da şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, kalp hastalığı, solunum sistemi hastalığı veya doğum öncesinde/sırasında aşırı kanamaya yol açabilen plasenta previa olarak adlandırılan durumun bulunduğu hamilelerin çok dikkatli olması gerekir.

Hamilelik sırasında yapılacak uygun egzersiz;

* Dolaşım ve solunum sisteminin daha iyi çalışmasına,
* Genel sağlık durumu ve enerji düzeyinin iyileşmesine,
* Uygun sınırlar içinde kilo alınmasına,
* Güven duygusunun artmasına,
* Hamileliğe bağlı şikayetlerin (uykusuzluk, bel ağrıları, bacaklarda kasılmalar, varisler vb) azalmasına,
* Dayanıklılık ve kas gücü artarak doğuma hazırlanılmasına,
* Doğum sonrası toparlanma sürecinin kısalmasına ve
* Doğum sonrası daha kolay kilo verilmesine önemli katkılarda bulunur.

Hamilelik sırasında genellikle haftanın her günü ya da çoğu günlerinde en az 30 dakika egzersiz yapılması önerilmektedir.

Hamilelik sırasında uygun olabilecek egzersizler:

* Yürüme: Yürüme, yeni başlayanlar için en uygun egzersizdir. Ancak vücudu zorlamamaya dikkat edilmelidir.
* Yüzme: Hamilelik sırasında yüzme de en uygun egzersizlerden biridir. Suyun kaldırma gücü, vücudun zorlanmadan çalıştırılmasına olanak sağlar.
* Yavaş tempoda koşma: Nabız ve solunumu zorlamadan, mevsime uygun rahat kıyafetlerle engebeli olmayan bir parkurda yavaş tempolu koşma hamileler için uygun bir egzersiz olabilir. Ancak hamilelik öncesinde koşmaya alışık olmayan kişilerin koşma yerine hızlı tempolu yürüme önerilmektedir.
* Bisiklete binme: Dışarıda bisiklete binme düşme riski taşıdığından, iyi havalandırılmış bir ortamda ev bisikleti ile düzenli egzersiz yapılması tercih edilmelidir. Bisiklete binme sırasında nabız hızı kontrol edilmeli ve egzersiz yoğunluğu buna göre belirlenmelidir.

Hamilelik sırasında uygun olmayan egzersizler:

* Rahime direk darbe gelebilecek egzersizler (topla yapılan sporlar gibi)
* Düşerek yaralanma riski taşıyan egzersizler (kayak, sörf, ata binme, bisiklete binme, paten, atlama gibi)
* Karın içi basıncını artıran egzersizler (ağır kaldırma gibi)
* Eklem, kas ve bağlarda aşırı yüklenmeye ya da gerilmeye yol açan egzersizler (aletli jimnastik, aletsiz zorlamalı jimnastik gibi)
* Vücudu aşırı ısıtan ve kalbi fazla çalıştıran egzersizler (hızlı koşu, uzun süreli egzersizler gibi)
* Dalma, dağa tırmanma, motorlu su sporları, yamaç paraşütü gibi sporlar

Tüm egzersizlerden önce ısınma hareketleri yapılmalı ve egzersiz aniden değil yavaş yavaş sonlandırılmalıdır. Ayrıca, vücudun susuz kalmaması için bol miktarda sıvı içilmelidir.

Hamilelerin egzersiz sırasında kendilerini zorlamamaları çok önemlidir. Egzersiz sırasında görme bulanıklığı, baş dönmesi, bulantı, yorgunluk, nefes darlığı, göğüs ağrısı, karın ağrısı, vajinal kanama, çarpıntı, nabızda aşırı hızlanma, şiddetli bel ağrısı, vücutta aşırı ısınma ve yürüme bozukluğu gibi durumlar ortaya çıkarsa hemen egzersize son verilmeli ve bu durum kısa süre içinde düzelmezse gecikmeden doktora başvurulmalıdır.

Her anne adayının hamilelik öncesi spor yapma alışkanlıkları, fiziksel durumu ve genel sağlığı farklılık gösterdiğinden, hamilelik sırasında hangi sporların uygun olacağı mutlaka doktoru tarafından belirlenmelidir.

Hamilelikte Diş Bakımı

Mayıs 23, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Bayanlar için diş bakımının en önemli olduğu zaman şüphesiz hamilelik dönemidir. Hamilelik döneminde ağız sağlığında bazı değişiklikler olacaktır; ama inanıldığı gibi bu annenin her dişini kaybedeceği anlamına gelmez.

En önemli değişiklik östrojen ve progesteron hormon düzeylerindeki artış olup, bu durum da dişler üzerindeki plak birikiminin artması ile bağlantılıdır.

Eğer plak uzaklaştırılmazsa dişeti iltihabına (gingivitis) neden olur. Bu durum “hamilelik gingivitisi” adını alır. Dişeti kırmızı, hacim olarak artmış, hassas ve kanamalıdır. Bu tablo daha çok 2. üç aylık dönemde hamile kadınların çoğunluğunu farklı şiddette etkiler. Eğer gingivitis zaten mevcutsa hamilelik sırasında şiddeti artabilir ve tedavi edilmezse periodontitise ilerleyebilir. Hamile kadınlarda aynı zamanda “hamilelik tümörü” geliştirme riski de vardır. Bunlar dişeti büyümelerinin irritasyonu sonucu oluşan iltihabi lezyonlardır. Genellikle kendi haline bırakılmakla beraber, hastaya rahatsızlık veriyorsa veya çiğneme, fırçalama ve diğer ağız bakımı işlemlerini engelliyorsa dişhekimi tarafından alınmalıdır.

Bu problemler nasıl önlenebilir?

Dişeti iltihabı dişlerin etkin olarak bakımı ve temizlenmesi ile önlenebilir. Her gün en az iki kez, mümkün olan durumlarda her yemekten sonra dişler fıçalanmalıdır. Her gün tüm dişlerde diş ipliği ile temizlik işlemi de yapılmalıdır. Sabah diş fırçalamak rahatsızlık veriyorsa ağız su veya anti-plaque ve floridli gargaralarla çalkalanmalıdır. Dengeli beslenme ile birlikte C ve B12 vitamin destekleri de ağız sağlığının sürdürülmesi açısından önemlidir. Dişhekimine daha sıklıkla gidilmesi de etkin plak kontrolünü sağlayarak gingivtis gelişimini önler. Plak kontrolünün sağlanması aynı zamanda dişeti irritasyonunu ve hamilelik tümörlerinin oluşma riskini de azaltır.

Dişhekimine ne zaman gitmelidir?

Hamilelik planlanıyorsa veya hamile olunduğundan şüpheleniliyorsa dişhekimi ziyaret edilmelidir. Ilk 3 aylık dönemde temizlik yapılması uygundur. Dişhekimi hamileliğin kalan dönemi için bir tedavi takvimi hazırlayacaktır. İkinci 3 ayda da ağız dokularında meydana gelen değişikliklerin ve ağız bakımının etkinliğinin değerlendirilmesi ile birlikte tekrar temizlik önerilebilir. Duruma göre üçüncü 3 aylık dönemde de tekrar randevu verilebilir fakat tüm bu seanslar mümkün olduğunca kısa süreli olmalıdır.

Hamilelik sırasında yapılmaması gereken işlemler var mıdır?

Genellikle acil olmayan işlemler de hamilelik sürecinde yapılabilir. Ancak herhangi bir diş tedavisi için en uygun zaman 4. Ve 6. aylar arasıdır. Şiddetli ağrının eşlik ettiği acil durumlarda tedavi hamileliğin herhangi bir döneminde yapılabilir. Anestezi ve ilaç verilmesini gerektiren durumlarda jinekolog ile irtibat kurulmalıdır. Ertelenebilecek işlemler doğumdan sonraya bırakılmalıdır.

Hamilelik döneminde diş röntgeni zararlı mıdır?

Bu dönemde dental problemlere bağlı şikayetlerin geçici olarak çözümlenmesi filmsiz de olabilir, asıl tedavi doğumdan sonraya bırakılabilir. Dental tedavinin aşamalarının takibi için film çekilmesi uygun değildir (kanal tedavisi vb.). Gerektiğinde başarısız tedaviler doğum sonrası tekrarlanmalıdır.

Annenin genel sağlığının söz konusu olduğu önemli tablolarda yaklaşım farklı olabilir. Tanı için filmin kaçınılmaz olduğu durumlarda; her ne kadar dişhekimliğinde çekilen röntgenlerde verilen radyasyon miktarı çok az ve karın bölgesine çok yakın değilse de, gelişmekte olan bebeğin ışın almasını önlemek için mutlaka kurşun önlük kullanılması gerekir.

Dişler hamilelik sırasında daha çabuk mu çürür?

Daha öncede de belirtildiği gibi “hamilelik döneminde annenin dişlerinden kalsiyum çekildiği ve bu nedenle her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği” inancı kesinlikle doğru değildir. Hamilelik döneminde vücuttaki dengenin bozulması dişlerin çabuk çürümesine uygun bir ortam yaratır. Bu dönemde dişlerin daha çabuk çürümelerinin nedenleri şunlardır;

* Bebek beslenen dönemde tatlıya, aburcubura aşırı istek belirir ve bunlar yendikten sonra diş fırçalama ihmal edilir.

* İlk aylarda görülen kusmalardan sonra anne ağız bakımına yeterince özen göstermeyebilir.

* Gebelik hormonlarının (östojen, progertron) etkisi ile dişetleri daha çabuk kanayan anne, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. İşte bu nedenlerden ötürü bu dönemde diş sağlığına daha özen göstermek gerekir.

Bebeğin diş sağlığı için alınması gereken önlemler var mıdır?

Bebeğin diş gelişimi anne karnında başlar. Bu dönemde anne hem kendi sağlığı hem de bebeğinin diş gelişimi için dengeli beslenmeye dikkat etmelidir. Diş sağlığı için protein,Avitamini (et, süt, yumurta, sarı sebze ve meyveler) C vitamini (narenciye, domates, çilek), D vitamini (et, süt, yumurta, balık) ve kalsiyum (süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler) dan zengin gıdaların yeterince alınması gerekir. Bunun yanısıra bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Kullanılan ilaçlar bebeğin diş sağlığının yanısıra genel vücut gelişimini de olumsuz yönde etkileyebilecektir. Bebeğin diş sağlığı konusunda bilgili olmak,çocuğunuzun ömür boyu sağlıklı dişlere sahip olmasında ilk basamaktır. Bebeğin diş bakımı ve beslenmesi ile ilgili bilgi edininiz.

“Hamileyken antibiyotik kullandım” bebeğimin dişleri etkilenir mi?

Kullanılan her antibiyotiğin bebeğin dişlerinde lekelenmelere neden olduğu kanısı yanlıştır. Dişlerde renklenmelere neden olan antibiyotik grubu “tetrasiklinler”dir. Bunun dışındaki antibiyotiklerin renklenme yaptığı kanıtlanamamıştır.

Kaynak: Türk Dişhekimleri Birliği

Bebeklerde Reflü Hastalığı

Mayıs 15, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Reflü malesef sadece yetişkinlerde görülen bir hastalık değil. Reflü, 3 aylık bebeklerin yarısından fazlasında görülüyor.

Reflü mide içeriğinin yemek borusuna geri gelmesidir. Bebekler büyüdükçe ve mide kapak düzeneğini oluşturan yapılar geliştikçe reflü belirtileri giderek yok olur ve 12-18 ay sonunda nadiren devam eder.

Bebeklerde reflü nasıl anlaşılır?

*Tükürme
*Kusma
*Öksürük
*Huzursuzlık ve uyku bozukluğu
*Beslenme güçlüğü
*Kakada yada kusmukta kan görülebilir.
*Bebeklerin çoğunda kendiliğinden yok olan reflü eğer aşağıdaki sorunları oluşturur ise önemlidir ve tedavi başlanmalıdır.

1) Beslenme yetersizliğine bağlı gelişme geriliği
2) Huzursuzluk ve ağrı nedeni ile beslemeyi reddetmek
3) Solunum ile ilgili sorunlar ( Hırıltılı solunum, astım,sık akciğer hastalığı )
4) Yemek borusunda hasara bağlı kan kaybı sonucu kansızlık
5) Tekrarlayan kulak ve sinüs enfeksiyonları

Tanı nasıl konur?

Bebeklerde ve küçük çocuklarda erişkinlerde kullanılan tanı yöntemlerini kullanımı oldukça güçtür .Tanı çoğu kez anne babanın anlatımı ve muayene sonucunda konulur. Nadir durumlarda ilaçlı yutma testi, endoskopi yada pHmetri kullanılabilir.

Bebeklerde reflü sorununda alınabilecek önlemler:

Öğünler olası olduğunca sık ancak miktar küçük tutulmalıdır.Öğün sonrasında gaz çıkarması için karnına basınç uygulanmamalıdır.
Öğün sonrası yatırıldığında bebeğin başı gövdesine göre 15-25 derece yukarıda ve başı yanda olmalıdır.
Besinlerin koyu kıvamlı olması kusmayı ve reflüyü azaltacaktır.Ticari olarak satılan anti relü mamaaların yanısıra kıvam koyulaştırıcılarda bebeğin yaşı ile uyumlu olmak koşulu ile kullanılabilir.Ylancı meme kullanımı salya salgısını artırdığı mide boşalımınıda hızlandırabileceğinden yaralı olabilir.

İlaç Kullanımı:

İlaç kullanımı yalnızca çocuk hastalıkları yada çocuk gastroenterolojisi uzmanı önerdiğinde ve reflünün sık akciğer enfeksiyonları yada gelişme geriliği gibi ciddi sorunlar yarattığında düşünülmelidir.Ranitidin ve Simetidin gibi h2 reseptör blokerleri ,Sisaprid gibi mide boşalımını hızlandıran ilaçlar ve aljenik asit içeren ve yemek borusunun duvarını sıvayan ilaçlar kullanılabilir.

Ne zaman cerrahi müdahale gerektirir?

Reflünün ciddi sağlık sorunlarına yada gelişme geriliğine yol açtığı, ilaç kullanımının yanıt vermediği yada bebeğin büyümesi ile düzelmesi beklenmeyen durumlarda cerrahi sağaltım yapılabilir. Etkinliği çok iyidir.

Çocuklarda Yüksek Ateş

Mayıs 15, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Çocuklarda yüksek ateş ebeveynleri en tedirgin eden durumdur. Eğer çocuğunuzun sıcaklığı her zaman alıştığınıztan daha fazlaysa ısısını ölçerek tam bir ölçüm yapmanız gerekmektedir. Ateş olarak kabul edilen derece genelde 38ºC’nin üzerindeki değerlerdir.

Peki ateş nasıl ölçülür?

Kulak, dil altı, popo ve koltuk altı ateş ölçme noktalarıdır. Koltuk altı ölçümleri diğer ölçümlere göre 0,5ºC derece daha düşüktür. 2-2,5 yaşından küçük çocuklarda dil altından ölçüm yapmak teknik olarak biraz zordur. Kulak dereceleri saniyeler içinde güvenilir ölçümler yapabilmektedir. Ancak ucunun bebeğinizin kulak kanalına iyi oturduğundan emin olmanız gerekir. Evinizde mutlaka rahat kullanabileceğiniz bir dereceniz olmalıdır. Bu derece ile çocuğunuz ateşli değilken birkaç sefer ölçüm yapıp normal vücut sıcaklığını kaydetmekte yarar var.

Kaç derece yüksek ateş demektir?

Her seviyedeki ateş tehlikeli sayılmaz. Kabul edilen ateş sınırları şöyle:
Ateşsiz: 34,4-37,9
Ateşli: 38,0-39,9
Yüksek ateşli: 40,0 ve yukarısı
Eğer çocuğunuzun ateşi yoksa fakat hasta görüntüsünü korumaya devam ediyorsa bir saat içinde ateşini bir daha ölçün. Eğer çocuğunuzun ateşi 38,0 ile 39,9 arası ise ateş düşürmek için önlem alın. Çoçuğunuzun ateşi 40 derece ve yukarıdaysa hemen doktorunuzla konuşun.

Ateş nasıl düşürülür?

Eğer çocuğunuz üç aydan daha küçükse hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. Ancak, bu arada bebeğin üzerini açarak bekleyin ve 15 dakika sonra tekrar ateşini kontrol edin. Eğer çocuğunuz üç aydan büyükse aşağıda yöntemleri uygulayabilirsiniz.

1. Çocuğunuzun üstünü açın
Çocuğunuzun ateşi çıkarken titremesi son derece normaldir. “Üşüttüğü için ateşi çıktı” diye üzerini örtmeyin. Kalın giysiler vücut sıcaklığını dışarı geçirmeyerek çocuğunuzun ateşinin daha da yükselmesine neden olur. Eğer çocuğunuz titriyorsa, onu bir çarşaf veya ince bir havluya sarın.

2. Ilık duş
Üzerini açmanıza rağmen çocuğunuzun ateşi 39ºC’nin üzerine çıkıyorsa hemen doktorunuzu arayın. Bu arada ısıyı hızla düşürmenin yolu da ılık duşa sokmak veya ılık, ıslak havlu ile kompres yapmaktadır. Çocuğunuza ılık duş yaptırırken:
Küveti ılık su ile doldurun.
Çocuğunuzu 15-20 dakika suyun içinde oturtun. Arkaya doğru yatmasına izin vermeyin. Suyu çocuğunuzun kafasından aşağıya dökmeyin. Bir süngeri ıslatarak onu çocuğunuzun vücudunun etrafında gezdirin.
Büyük bir havluyu ılık su ile ıslatıp tüm vücudunu havluya sarın. Sadece eklem yerlerine ılık su ile kompres yapmak yetersiz kalır.
Kesinlikle alkollü kompreslerle ateşi düşürmeye çalışmayın.
Çocuğunuz titremeye başladığı zaman, onu küvetten çıkarın ve bir havlu veya ince bir çarşafa sarın.

3. İlaç tedavisi (Parasetamol)
Parasetamol, “Asprin içermeyen ağrı kesicilerde” bulunan aktif maddedir. Çocukluk döneminde tercih edilen ateş düşürücüler bu maddeyi içermektedir. Çocuklarda hiçbir zaman asprin ateş düşürücü olarak kullanılmamalıdır. Parasetamol 4-6 saatte bir verilir. Ateş parasetamole rağmen 38,5ºC’nin üzerinde seyrederse doz aralığını 4 saatten 3 saate almak gerekir. Bu durumda ikinci bir ilaçla parasetamolü dönüşümlü bir şekilde kullanmak gerekir.

Üç aydan küçük çocuğunuz ateşlenirse:

Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Bebeğinizin ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktoru acilen arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Ateş yükselirse ve kontrol altına alınamıyorsa bebeğinizi teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürebilirsiniz.

Üç aydan büyük çocuğunuz ateşlenirse:

Ateş, vücudun enfeksiyonlarla savaşma yöntemlerinden biridir. Çocuğunuzun her ateşi çıktığında doktoru görmenizi gerektirecek bir durum olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla kendi başınıza da çocuğunuzun ateşini kontrol altına alabilirsiniz.

Hangi durumlarda doktoru aramanız gerekir?

Eğer orta dereceli ateş (38,0 – 39,9) 24 saatten daha uzun sürerse ve ateşten başka burun akıntısı veya öksürük gibi başka hastalık belirtileri yoksa doktorunuzu arayabilirsiniz. Bu durumda ateşin nereden kaynaklandığını bulmak gerekebilir.
Eğer ateşi orta derecede 48 saatten (2 tam gece ve gündüz) daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse doktorunuzla konuşun…

Hangi durumlarda çocuğunuzu doktora götürmeniz gerekir?

Eğer çocuğunuzun ateşi 40 derece ve yukarıda ise
Eğer çocuğunuz çok hasta veya açıklayamadığınız hastalık belirtileri taşıyorsa
Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa
Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa. (Ateşli havale genelde çocuğunuzun ateşi normalden çok yüksek ise görülür. Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.)

Bebek ve Çocuklarda Solunum Yolu Hastalıkları

Mayıs 15, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Bebek ve çocuklarda solunum yolu hastalıkları virüs ve bakterilerin bulşamasıyla ortaya çıkıyor. Yenidoğan bakımının iyileştirilmesi, ev ve çevre koşullarının iyileştirilmesi, bebeklerin anne sütüyle beslenmelerinin sağlanmasıyla hastalığın görülme riski azaltılabilir.

Bebeklerde solunum yolu hastalıkları Sıklıkla virüs ve bakterilerin neden olduğu akut solunum yolu enfeksiyonları, çok çeşitli klinik tablolar şeklinde ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlardan zatürre, özellikle bebeklik ve çocukluk dönemindeki hastalıkların, ölümlerin en sık nedenini oluşturur.

Türkiye’de bebek ve çocuk ölümleri içerisinde önemli yer alan Akut Solunum Yolu Enfeksiyonlarına   bağlı ölümlerin ve hastalıkların azaltılması amacıyla Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından ‘Akut Solunum Yolu Enfeksiyonlarının Kontrolü Programı’nın 1988 yılından bu yana uygulanmaktadır.

Çocuklarda Solunum Yolu Enfeksiyonlarının Risk Faktörleri Nelerdir ?

Beslenme bozukluğu olan çocuklarda vücudun savunma sistemi bozulduğu için basit bir soğuk algınlığı kolayca zatürreye dönüşmektedir.
Erken doğan veya düşük doğum ağırlıklı bebeklerde zatürre nedeniyle olan ölümler daha fazla görülmektedir.
Sigara kullanan ailelerin çocuklarının kullanmayan ailelerin çocuklarına göre 2 kat daha fazla solunum yolu enfeksiyonlarına yakalandıkları görülmektedir.
Hava kirliliğininde solunum enfeksiyonları riskini attırdığı tespit edilmiştir.

Solunum Yolu Enfeksiyonları Nasıl Bulaşır? Belirtileri Nelerdir?

Akut solunum yolu enfeksiyonlarında bulaşmanın genellikle hava yolu ve tükürük damlacıklarıdır. "Hastalık yerleştiğinde, özellikle zatürrede öksürük, ateş, hızlı solunum, göğüs kafesinde çekilme, burun kanadının solunuma iştirak etmesi, inlemeli-hırıltılı solunum, küçük çocuklarda beslenememe, büyük çocuklarda iştah azlığı görülmektedir.

Bebek ve Çocuklarda Solunum Hastalıkları Nasıl fark edilir?

Çocuğun ateşi varsa, sık nefes alıp veriyorsa, nefes alırken göğüs kafesinde çekilmeler oluyorsa, sıvı gıdaları alamıyor ve öksürüğü devam ediyorsa, hiç vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna götürülmeli ve tedaviye başlanmalıdır,
Akut solunum yolu enfeksiyonları sırasında beslenme sürdürülmeli, çocuğun iştahı az olduğu için sık sık ve az az yedirilmelidir. Çocuğun burun tıkanıklığı varsa ve bu durum beslenmesini engelliyorsa burun temizlenmeli, bol su ve sıvı gıdalar verilmelidir.

Solunum Yolu Hastalığı Olan Bebeklerin Ev Koşulları Nasıl Olmalıdır?

Hastalığı sırasında çocuğun beslenmesi sürdürülmeli, hastalık sonrası kaybettiği kilosunu alması için fazladan bir öğün daha yemek verilmelidir. Bu ek öğün çocuk eski ağırlığına ulaşana kadar sürdürülmelidir.
Hastalık sırasında iştah kaybolur. Çocuğa sık sık ve az az yemek yedirilmelidir.Ateşi varsa düşürülür, bu çocuğun yemek yemesinde yardımcı bir faktördür.
Burun tıkalı ise eczaneden serum fizyolojik alınarak çocuk yatar durumdayken her iki burun deliğine birer damlalık dolusu damlatılmalı, sonra çocuk kaldırılarak yumuşak bir mendille temizlenmelidir.
İçinde tıbbi madde bulunan burun damlaları, zararlı olabileceği için kullanılmamalıdır. Serum fizyolojiğin olmadığı durumlarda yarım litre kaynatılmış soğutulmuş suya bir çay kaşığı tuz konarak karıştırılıp çocuğun burnuna damlatılabilir.
Çocuğun uyuduğu odanın havası çok kuru ise burnu tıkanabilir. Soba veya kaloriferin üzerine üstü açık geniş bir kap içinde su konularak ve sürekli nem yapması sağlanmalıdır.
Hastalıkta, özellikle ateş varken vücuttan sıvı kaybı çok artar. Bunu önlemek için sadece anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklaştırılmalıdır.
Çocuk sadece anne sütü almıyorsa ek olarak, temiz içme suyu, diğer sıvılar, meyve suları , süt verilmelidir. Boğaz ağrısı ve öksürük evde hazırlanan şekerli çay, ıhlamur gibi bazı içeceklerle azaltılıp düzeltilebilir.
Eğer çocukta solunum sırasında zorlanma, hızlı solunum ( anne bir kez nefes alıp verirken çocuğun iki veya daha fazla nefes alıp vermesi), sıvı gıdaları içememe,durumunda kötüleşme olursa hemen bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir.
Ayrıca bebeğin uyuduğu odaların iyi havalandırılması korunma açısından çok önemlidir.
Solunum yolu enfeksiyonlarında sigara dumanı riski artıracağı ve hasta çocuklarda iyileşmeyi geciktireceği için çocukların olduğu ortamlarda sigara içilmemelidir.
Ayrıca sigaranın gebelikte kullanımı bebeğin küçük veya düşük kilolu doğma olasılığını artıracağından çocukların akut solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırır. Bebekler ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeli, 6. Aydan sonra anne sütüne devam edilerek zamanında ve uygun ek gıdalara başlanılmalı, yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir.

Erken Doğum Nedir? Nedenleri Nelerdir?

Mayıs 7, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk

Normal hamilelik süreci 37 – 42 haftadır. Doğumun, 37. haftadan önce gerçekleşmesi ise erken doğumdur. Erken doğum, toplumumuzda %10 – 12 sıklığındadır.

Yenidoğan ya da anne karnındaki bebeklerin ölümlerinin %80′i erken doğumdan kaynaklanır. Yaşayan bebeklerin yakın dönemde karşı karşıya olduğu risklerden en önemlileri arasında yenidoğanın solunum problemleri, beyin içi kanamalar, yenidoğan retinopatisi (körlük), zeka ve motor fonksiyon bozuklukları ve barsak problemleri sayılabilir.

Çok düşük ağırlıklı (750 g) altındaki bebeklerin yaşama şansları günümüz modern tıp imkanlarıyla sağlanabilse de bu grup bebeklerin bir kısmında ileride düşük okul başarısı, görsel motor fonksiyon bozuklukları ve çeşitli sosyal uyum bozukluklarının ortaya çıkabildiği bilinmelidir.

Rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon mayiinin fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içinde kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun başlıca nedenleri arasında sayılabilir.

Anne yaşının 17′nin altında veya 35 ‘in üzerinde olması, önceki doğumun erken doğum ile sonlanması, vajinal kanama, stres, düşük sosyo-ekonomik durum, sigara ve diğer kötü alışkanlıklar, anne adayının aşırı zayıflığı, çalışma şartlarının ağırlığı ve gebeliğe eşlik eden iyi kontrol edilmemiş sistemik hastalıklar (diyabet, kalp, böbrek ve tiroid hastalıkları vb.) erken doğum açısından risk faktörlerini oluştururlar.

Hamilelik Döneminde Karın Çatlakları

Mayıs 7, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Anne & Çocuk


Hamilelikte kadınların en çok şikayet ettikleri şeylerden biri hamilelik esnasında ortaya çıkan karın çatlakları.

Peki bu karın çatlaklarının nedeni ne?

Çatlakların oluşmasında en önemli belirleyici faktör genetiktir. Siyah kadınlarda hemen hemen hiç görülmezken, Asyalılarda daha nadir görülür. Beyaz kadınların ise yaklaşık %75-90′ında değişik oranlarda karın ya da cilt çatlaklarına rastlanmaktadır. Bir başka deyişle annesinde ya da kızkardeşlerinde olan kadınlar çok büyük olasılıkla bu sorunla karşılaşacaklardır.

Karın çatakları genellikle son 3-4 ayda yavaş yavaş ortaya çıkarlar. Ancak bazı zamanlar son 3-4 haftaya kadar görülmeyip daha sonra belirebilirler.

Genetik dışında karın çatlakları için bir diğer risk faktörü de ani ve fazla kilo artışıdır. Hızla büyüyen karın ciltte gerilmeye ve elestikiyet kaybına neden olarak çatlak oluşumunu sağlayabilir. Bu nedenle dengeli ve ideal sınırlarda kilo alımı çatlak oluşumunu bir ölçüde engelleyebilir.

Ortaya çıkan çatlaklar doğumdan sonra ne yazık ki kaybolmazlar. Renk değiştirerek gümüş ya da sedef benzeri bir hal alırlar. Bazı kadınlar bu durumdan rahatsızlık duymaz ve bunu anne olmanın bir işareti olarak gururla taşırlar. Bazıları ise çatlaklardan kurtulmak ister. Bu amaçla geliştirimiş pek çok cerrahi teknik vardır ve bu teknikler plastik cerrahlar tarafından uygulanır.

Karın çatlakları ve bunların önlenmesi doğal olarak kozmetik üreticilerinin de dikkatini çekmektedir. Bu amaçla üretimiş pekçok ürün piyasada satılmaktadır. Ancak bunların çatlakları önlemedeki ve oluşmuş çatlakları gidermedeki etkinlikleri hala daha çok tartışmalıdır ve bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış bir ürün yoktur. Bununla birlikte kullanımlarının gelişmekte olan bebeğe ve anne adaylarına olumsuz bir etkileri de bulunmamaktadır.

Nasıl önlenir?

Çatlakların önlenmesinde alınabilecek en iyi önlem cildin nemini korumaktır. Bu da dengeli ve sağlıklı bir beslenme ve yeterli sıvı alımı ile mümkündür. Gebelikte su tüketiminin önemi, çatlakların engelenmesinde de kendini göstermektedir. Dengeli beslenme ani ve gereğinden fazla kilo artışına engel olacağı için karın cildinin olması gerekenden daha fazla gerilmesini engeller. Bu ani gerilme çatlak oluşumunda önemli bir faktördür.

Duş sırasında karnın yumuşak bir sünger ya da fırça yardımı ile dairesel hareketler ile masaj yapar şekilde ovalanması da ciltteki kan dolaşımını hızlandırarak elastikliğinin korunmasına yardımcı olabilir.

Gebeliğin ikinci üç aylık döneminden başlayarak düzenli şekilde cildin nemlendirilmesi de alınabilecek bir diğer önlemdir.Bu amaçla piyasada satılan kozmetik ürünler kullanılabileceği gibi basit nemlendiriciler, bebe yağları ve badem yağı da kullanılabilir. Bunlar arasında badem yağı kötü kokusuna rağmen en etkili ürün gibi görünmektedir. Bu ürünlerin temel ortak özelliği cildin ani gerilmeye karşı dayanıklılığını arttrmalarıdır.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »