Balık Etli Bayanlar Daha Zeki!

Ocak 2, 2011 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri

Fazla kilolarından kurtulmak isteyenler bayanlar, bunu bir kez daha düşünün derim. Niye mi?

İsveçte yapılan bir araştırma balık etli bayanların daha zeki olduğunu ortaya çıkardı.

İsveç in dünyaca ünlü araştırma merkezlerinden birisi olan Karolinska Enstitüsü’nce yapılan araştırmada, biraz fazla kilosu olan kadınların vücutlarının daha fazla östrojen hormonu salgıladıkları ve bunun da beyin fonksiyonlarını pozitif yönde etkilediği ortaya konuldu.

Araştırmayı yürütenlerden Petra Thilers, bu konuda basına bilgilendirmede bulunurken, araştırmanın amacının “cinsellik hormonlarının beyin fonksiyonlarını nasıl etkilediğini tespiti” olduğunu kaydetti.

On yıllık bir dönem içerisinde 40 ila 66 yaş arasındaki 301 kadını takip ettiklerini söyleyen Thilers, Expressen isimli gazeteye; bu kadınların hormon seviyelerinin düzenli olarak ölçüldüğünü ve ona göre değişik testler yapıldığını aktardı. Buna bağlı olarak beyin ve hafıza kapasitesindeki değişiklikleri de incelediklerini dile getiren araştırmacı Thilers, kadınlardaki kilonun beyin üzerindeki bu pozitif etkisini gözlemlediklerini ifade etti. Thilers ayrıca bu fazla kilonun özellikle orta yaşa geçiş aşamasında yardımcı ve faydalı etkilerinin olduğunu ve beyni koruduğu iddia etti.

Bu tespite rağmen, İsveçli araştırmacı Thilers, şöyle bir uyarıda bulunmayı da ihmal etmiyor: “Buna rağmen kimseye fazla kilolu olmasını tavsiye edemem. Çünkü fazla kilonun sağlığa birçok negatif etkileri var.”

Kaynak:KadınveKadın

Diş Dolgusuna Son!

Temmuz 5, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri

Diş dolgusundan korkanlar, müjde! Artık diş dolgusuna son!

Paris’teki Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsünde görev yapan araştırmacılar, MSH (melanosit uyarıcı hormon) içeren bir jel ya da mikrofilm kullanarak çürük dişe müdahale ettiklerinde, dişin içindeki hücrelerin yenilendiğini gözlemledi.

Fareler üzerinde yapılan testlerde, yöntemin uygulanmasından yaklaşık bir ay sonra çürüklerin iyileştiğini gören bilim adamları, bu yöntemle birçok insanın korkulu rüyası olan diş dolgularının ve kanal tedavilerinin ortadan kalkabileceğine işaret etti.

Araştırmacılar, klinik testler tamamlanmadığı için bir süre daha piyasaya sunulamayacak olan ürünün çürüğü önleyici değil, tedavi edici bir yöntem olduğuna da dikkati çekti.

Alıntıdır

Domates Astıma Karşı!

Mayıs 3, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri

Domatesin faydaları bitmiyor. Özellikle yaz aylarının lezzetli sebzelerinden olan domatesin, şimdi de astıma karşı koruyucu özelliği ortaya çıktı.

Muhteşem sebze domates astımın düşmanı çıktı! Bir italyan gazetesinde yayınlanan habere göre, Newcastle Üniversitesi’nin bilim adamları domates tüketmenin, içerdiği likopen sayesinde akciğerdeki iltihaplanmayı onarabildiğini ve astım riskini azaltabildiğini ortaya çıkardı.

Bilim adamları, fareler üzerinde yaptıkları testlerde, bu hayvanları iki gruba ayırdı. İlk gruptaki farelere, diğerlerine uyguladıkları diyete ilaveten likopen de veren bilim adamları, bu gruptaki hayvanların ciğerlerinde iltihaplanma ve astım gibi bulguların azaldığını gözlemledi.

Uzmanlar, ciğerlerdeki alerjik iltihabı azaltan likopenin astıma karşı koruyucu bir etkisi olabileceğini vurguladı.

Kalsiyum Oranınıza Dikkat Edin

Mayıs 1, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri

Kalsiyum oranınıza dikkat edin. En son araştırmayalara göre kalp damarlarında kalsiyum birikmesi birçok hastalığın habercisi olabilir.

Amerikan Tıp Derneği’nin dergisinin araştırmalarında, bilimadamları 2000 ile 2008 yılları arasında kalp ve damar hastası olmayan 5878 kişide koroner arter kalsiyum skorlama (KAKS) tekniği kullanılarak ölçüm yaptı.

Ölçümlerden 5 yıl sonra kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski, iki araştırma modeline göre sınıflandırıldı.

Birinci modelde kişilerin yaşı, ırkı, cinsiyeti, sigara kullanımı, hipertansiyon ve bunun için kullanılan ilaçlar ve kolesterol oranı göz önüne
alındı. İkinci modeldeyse, birinci modeldeki unsurlara koroner damar kalsiyum skorlaması dahil edildi.

İki modelin ortaya koyduğu sonuçları karşılaştıran araştırmacılar, ikinci modelin yani KAKS’ı göz önünde bulunduran modelin kalp ve damar hastalığı tehlikesini daha iyi haber verdiğini tespit ettiler.

Bilimadamları kalp damarlarında biriken kalsiyumu saptamanın, kişinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini önceden belirlemede daha verimli sonuç verdiğini ifade ediyorlar.

Çay İç Felç Olma!

Nisan 15, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri


Felç riskini azaltabilirsiniz. Hem de sadece çay içerek.

Günde 2 ya da 3 bardak yeşil ya da siyah çay içmenin felç riskini yüzde 21 oranında azalttığı söylendi. Tespitin sahibi ise Amerikan Kalp Derneği.

Los Angeles California Üniversitesi tarafından yürütülen ve İngiliz tabanlı , Lipton Çay Enstitüsü tarfından desteklenen çalışmada, yeşil ya da siyah çay çeşitlerinin felç riski üzerinde önemli bir etkisinin olduğu tespit edildi.

“Felç” isimli dergide yayınlanan çalışmada, 9 çalışmadan veriler ile 4 bin 378 felç vakası kullanıldı. Bilim adamları günde 1 fincan az yeşil ya da siyah çay içenlerle günde 3-4 fincan içenleri karşılaştırdı. Günde 3 fincandan fazla çay içenlerin felç geçirme riskinin yüzde 21 azaldığını buldular.

Üniversitenin David Geffen Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Lenore Arab, yaptıkları analizle günde 3 ve daha fazla fincan çay tüketiminin iskemik felç riskini düşürdüğünü bulduklarını açıkladı. Arab, bulguların siyah ve yeşil çayı kapsadığını bitki çaylarını içermediğini belirtti.

Lipton Çay Enstitüsü’nden araştırma direktörü Dr Paul Quinlan ise “Geçtiğimiz yıllarda, farklı sektörlerce yapılan çok daha fazla araştırma düzenli çay tüketiminin ruhsal ve fiziksel sağlığa önemli ölçüde fayda sağladığını göstermişti. Bu yeni araştırma bunlara felç riskini azaltmayı da ekledi. Bu çalışmayı desteklediğimiz için çok memnunuz” dedi.

Kilo Ver Kanser Sana Uğramasın

Nisan 12, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık, Sağlık Haberleri

Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, beslenme ve kanser arasındaki ilişkiyi bizlerle paylaşıyor. Bu yazıyı okumadan geçmeyin!

Kilolu olmak ve kanser arasındaki ilişkiyi açıklayabilir misiniz?

Kadın ve erkeklerde görülen kanser vakalarının %35′i beslenme alışkanlıklarına bağlıyken, şişman bireylerde kanser görülme sıklığı iki kat daha fazla olmaktadır. Bu nedenle şişman veya obez bireylerde başta meme, kolon, rahim (endometrium), özefagus (yemek borusu) ve böbrek kanserinin görülme riski ideal kilodaki bireylere kıyasla daha yüksektir. Ayrıca, obezitenin, serviks, safra kesesi, lenfoma, yumurtalık, pankreas, tiroid ve prostat kanserlerinin de riskini arttırdığı bilinmektedir. Bunun yanında kilo kaybının, meme kanseri gibi bazı spesifik kanser türlerinin oluşma riskini azalttığı, çeşitli araştırmalarla da kanıtlanmıştır.

Beslenme alışkanlıkların kanserden korunmada etkisi var mıdır?

Beslenme alışkanlıklarının da kanser riski üzerinde etkili olduğunu biliyoruz. Yüksek kalori alımının obezite için risk faktörü oluşturup, kanser riskini arttırdığı kabul edilmektedir. Bunun yanında beslenmemizde yapacağımız bazı değişiklikler kanser riskini olumlu yönde etkilemektedir. Örnek olarak, sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme düzeni, akciğer, ağız, özefagus, mide ve kolon kanseri riskini düşürdüğü bilinmektedir. Meyve ve sebzelerin yapısında bulunan C vitamini, E vitamini, karotenoidler ve diğer birçok fitokimyasallar gibi bir takım antioksidan maddeler, metabolizma sonucu açığa çıkan oksidan maddeleri etkisiz hale getirerek kanser gelişimini önlediği bilinmektedir. Oksidan maddeler hücre hasarına neden olarak kanser riskini arttırmaktadır.

İşte bu mekanizmanın önlenmesinde vücut meyve ve sebzelerdeki antioksidan maddeleri kullanır. Antioksidan preperatların kanseri önlediğine yönelik klinik çalışmalar henüz yeterli değildir. Bu nedenle şu an için kanserden korunmanın ve bu antioksidan maddeleri vücuda almanın en güvenli, kolay ve ucuz yolu taze sebze ve meyveleri tüketmektir.

Kanserden korunma adına hangi besinleri tüketmek ve hangi besinlerden uzak durmak gerekiyor?

Posa yada lif insanlar tarafından sindirilemeyen bir çeşit karbonhidrat türü olup bir çok hastalığın önlenmesinde ve denetlenmesinde rol oynamaktadır. Kurubaklagiller, tam tahıl ürünleri, meyve ve sebzelerde bulunan posanın kanser oluşma riskini azalttığı bilinmektedir. Beslenmemizde bulunan yağ miktarı ve türü de kanser oluşumunu direkt ve dolaylı yoldan etkileyebilmektedir. Öncelikle yüksek doymuş yağ tüketiminin kanser riskini arttırabileceği bilinmekte olup özellikle balıkta bulunan omega-3 yağ asidi, zeytin ve kanola yağında bulunan tekli doymamış yağ asitleri ve diğer çoklu doymamış yağ asitlerinin de kanser riskini düşürebileceği bilinmektedir.

Yüksek yağ tüketimi, diyetle fazla kalori alınmasına yol açarak obeziteyi ve beraberinde obeziteye bağlı gelişen kanser türlerini de getirebilmektedir. Sosis, sucuk, salam gibi birtakım işlenmiş et ürünlerinin de kanser oluşumunu sağlayan nitrit gibi birtakım koruyucu maddeler içerdiği bilinmektedir. Bu gibi besinlerin yapısına renk vermesi ve tazeliğini koruması amacıyla konulan nitrit, vücutta nitrozaminlere dönüşerek hücre hasarına neden olmaktadır. Bu nedenle bu besinler tüketilmemeli, tüketildiği taktirde, bu besinlerin zararlı etkilerini azaltan C vitamininden zengin besinlerle tüketilmelidir.

Besinleri pişirme şekli önemli midir?

Besinleri pişirme de kanserden korunmak için dikkat edilmesi gereken bir başka önemli uygulamadır. Araştırmalar, yağda kızartma, ateşe yakın yapılan ızgara işlemleri gibi besinin hızlı pişmesini sağlayan pişirme yöntemlerinin, kanser riskini arttıran birtakım kimyasal maddelerin açığa çıkmasına neden olduğunu göstermiştir. Bu nedenle suda ve buharda haşlama, buğlama ve fırında pişirme yöntemleri daha az kimyasal açığa çıkmasına neden oldukları için tercih edilmesi gereken pişirme yöntemleridir.

Kansere karşı sağlıklı beslenme önerileriniz nelerdir?

Obezite günümüzde katlanarak büyüyen önemli bir sağlık sorunu olmakla beraber başta, kalp damar hastalıkları, diyabet ve kanser gibi ölümcül hastalıkların görülmesinde önemli bir risk faktörü oluşturmaktadır. Kilo durumunun saptanmasında yaygın olarak kullandığımız beden kitle indeksi (BKI) kilonun, boyun metre kare cinsinden oranıyla elde edilen bir değerdir. Bu değerin 20-25 arasında olması ideal kilo, 25-30 arasında olması kilolu, 30′un üzerinde olması obez olarak kabul edilir. Örnek olarak 1,63m 73 kg ağırlığındaki bir bireyin BKI değeri: 73 / 1.63 x 1.63 = 27.4 olarak bulunur ve kilolu kategorisinde değerlendirilir. Bu değer gebelerde, çocuklarda ve yoğun fiziksel aktivite yapan bireylerde doğru sonuç vermez.

Size BKI değerinizi 20-25 arasına çekerek ideal kiloya ulaşmanız ve kanserden korunmanız için birkaç öneri:

• Besin çeşitliliğini sağlayın, değişik türde ve renkte meyve sebze ve besinler tüketmeniz farklı besin öğelerinden faydalanmanızı sağlayacaktır.
• Günde 3 ana 3 ara olmak üzere toplam 6 öğünde beslenin. Böyle bir beslenme düzeni gün içerisinde fazla acıkmayacağınız için fazla kalori almamanızı ve metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlar.
• Şeker ve tatlı tüketimi mümkün olduğunca sınırlandırın, tatlı tercihiniz sütlü tatlı olsun.
• Meyve, sebze, tam tahıl ürünleri ve baklagilleri tüketerek günlük posa alımını arttırın.
• Günde en az 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketin.
• Düşük yağlı ve düşük kolesterollü besinler tercih edin.
• Yüksek kalsiyumlu besinler tüketin.
• Katı yağlardan uzak durun.
• Tuz tüketimini azaltın.
• İşlenmiş et ürünlerinden uzak durun.
• Vücut için birçok önemli görevi olan su tüketimini arttırın.
• Etli sebze yemeklerinin içerisine ayrıca yağ eklemeyin, et yeterince yağ içerir.
• İçeriği bilinmeyen yüksek enerjili besinler tüketmeyin.
• Fiziksel aktivitenizi arttırmaya özen gösterin.
• Ağız ve diş sağlığına dikkat edin.
• Kesinlikle sigara içmeyin.
• Alkol ve kafein alımını sınırlandırın.
• Besinleri doğru hazırlayın ve doğru pişirin.
• Hızlı kilo verdiren diyetlerden kaçının.

Kaynak: E  – Kolay

Çinko Eksikliği Sivilce Nedeni

Nisan 7, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri


Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalarda sivilcelerin kaynağı bulundu. Neden: Çinko eksikliği…

Sivilce sorunu olan birçok kişide çinko eksikliğine rastlandı. Uzmanlara göre derideki yağ üretiminde, akne oluşumuna yol açan hormon bozukluklarında çinko önemli rol oynuyor.

Peki çinko eksikliği nasıl giderilir? Çinko nelerde bulunur?

Uzmanlar çinko eksikliğini gidermek için kabak çekirdeği, zencefil, yulaf, yumurta ve badem tüketmemizi öneriyorlar. Doğru bir şekilde beslendiğimizde cilt yaşlanması da gecikiyor.

Bir kişinin sağlıklı olup olmadığının en basit şekliyle cildine, derisine bakarak anlaşılabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ferin Batman, pek çok kişinin cildindeki sorunları, losyonlar, tonikler ve kremler gibi yüzeysel kozmetiklerle çözmeye çalıştığını, ancak bunların göstereceği etkilerin hafif ve geçici olduğunu bildirdi. Sorunun köküne inmeden, beslenme alışkanlığının düzeltmeden, toksin alımını durdurmadan sorunun çözülemeyeceğini vurgulayan Batman, “Cildimizin yenilenmesi ve yaşlanmanın geciktirilmesi, bağışıklık sisteminin dengesine bağlıdır. Doğru besinler seçildiğinde, bağışıklık sistemi korunur ve cildin yaşlanması ertelenir” dedi. Batman, son yapılan araştırmaların özellikle bazı vitamin, mineral ve antioksidanlardan yeterli ve dengeli alındığında cildin daha genç ve sağlıklı olacağını gösterdiğini belirterek, cildi içerden dışarıya beslemenin önemli olduğunu söyledi. “Kahvaltı yapmadan güne başlamayın” Cilt güzelliği için en önemli faktörlerden birinin kahvaltı alışkanlığı olduğunu vurgulayan Batman, “Güçlü bir kahvaltı, sağlık ve güzellik için en önemli öğün. Kahvaltıdan enerji veren bal, kahvaltı gevrekleri, meyveler, su, meyve suyu ve süt eksik edilmemeli. Bu besinler cildi, maruz kaldığı olumsuz dış etkenlere karşı güçlendirmenin yanı sıra nemlendirip besliyor” diyor.

Kaynak: Real Age

ATMler Mikrop Yuvası!

Nisan 5, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri


ATMler sadece para yuvası değil, aynı zamanda mikrop yuvası. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan incelemeye göre, bankamatiklerde dışkılarda yer alan mikroplar, menenjit ve akciğer enfeksiyonlarına yol açan mikroplara rastlandı.

Otomatik para makineleri yani ATMler üzerinde yapılan araştırmada  oldukça ilginç sonuçlara rastlandı. Türkiye’de 20 bin üzeri ATM var. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrıbiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. İştar Dolapçı ile öğrencileri  2008 Kasım – 2009 Mart tarihleri arasında Ankara Sıhhiye ve Kızılay’da 40 otomatik para makinesi üzerinde hafta içi ve hafta sonu olmak üzere 80 inceleme yaptı.

Makinelerin tuş ve ekranı üzerinde yapılan 80 incelemenin 78’inde mikroorganizma tespit edildi. Bunların önemli bir bölümü, insan vücudunda da olan, nadiren hastalıklara yol açan mikroorganizmalardı. Ama ayrıca çeşitli ciddi hastalıklara yol açacak çok sayıda mikroorganizmaya da rastlandı. İncelemelerin yüzde 15’inde “Non fermenter gram negatif basil”, yüzde 8.75’inde “Gram nefatif enterik basil” adlı mikroplara rastlandı. Bu mikroplar dışkıda yer alıyor. Tuvalet ihtiyacını gideren bir müşteri ya da bu kirliliğin bulunduğu bir eşyayla temas eden kişi, para makinesi aracılığıyla bu mikrobu yayıyor.

Araştırmayı yapan ekip, para makinelerinde çeşitli hastalık riskinin bulunduğunu saptadıklarını belirterek,  hem banka yöneticilerine hem de müşterilere görev düştüğünü bildirdi. Uzmanlar, makinelerin sık  sık temizlenip dezenfekte edilmesi, müşterilerin de makineyi kullandıktan sonra ellerini yıkamasının önemli olduğunu söyledi.

Yemekten Önce Elma Yiyin Zayıflayın

Nisan 2, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık Haberleri


Yemekten önce yediğiniz elma zayıflamanıza yardımcı oluyor. Uzmanlar, yemekten önce yenen elmanın daha az yemeğe yardımcı olup olmadığını araştırdı.

İngiliz bilim adamlarınca yapılan araştırmaya, rejim yapmayan ve sağlıklı üniversite öğrencileri katıldı. Gençlere, 5 hafta boyunca kahvaltıdan 3 saat sonraki öğle yemeğinden 15 dakika önce kabuğu soyulmuş elma, elma kompostosu ya da posalı ya da posasız elma suyu verildi.

Elma yiyenlerin, özellikle elma suyu içenlerden daha az yemek yediği görüldü.

Bir Kadeh Şarap İç Ömrün Uzasın

Mart 29, 2010 by GaMZeM  
Kategori: Sağlık, Sağlık Haberleri


Uzmanlar onayladı. Günde bir kadeh şarap ömrü uzatıyor hem de alp-damar ve beyin damarları hastalıkları riskini azaltıyor. Bu kadarla da kalmıyor. İşte günde bir kadeh şarap içmenin faydaları …

- Böbrekleri uyardığı için su atılımını hızlandırır, idrar miktarını çoğaltır ve metabolizma artıklarının atılımını sağlar.

- Doğal antioksidanlar içerdiği için, hücre yaşlanmasını yavaşlatır ve kanser ölümlerini azalttığı için, yaşam süresini uzatır.

- Kemik kireçlenmesini engeller ve özellikle kadınlarda tehlike oluşturan osteoporoza karşı korur.

- Bakteri ve virüsleri öldürdüğü; ve insanın bağışıklık sistemini harekete geçirdiği için, hastalıklara karşı koruyucu etkisi vardır.

- Şarap, sindirim bezlerini uyarır; ve mide asidinin işlevini koruduğu barsak hareketlerini hızlandırdığı ve vitaminlerin, minerallerin emilmesini artırdığı için, vücudun sindirim verimini yükseltir.

- Kalp adelesinin kanlanmasını arttığı için, şarabın kalp enfarktüslerinde koruyucu bir etkisi vardır; ve kanda kolesterol düzeyini düşürdüğü, kan akımını kolaylaştıdığı ve tromboz eğilimini azalttığı için, damarların esnekliğinin sağlanmasında da önemli bir rolü vardır.

- Yaşlılığa bağlı, beyin fonksiyonlarındaki azalma, düzenli şarap kullanımı ile yavaşlatılabilir; ve ayrıca, beyin kanlanması ve beyin dokusunun oksijenlenmesini artırdığı için, bedensel ve zihinsel aktiviteyi koruyucu etkisi vardır.

Sonraki Sayfa »