Kaddafi’ye Büyük Darbe!
BM Güvenlik Konseyi, Libya’da Muammer Kaddafi rejimine yönelik yaptırımlar getiren karar tasarısını “oybirliğiyle” kabul etti.
15 üyesi bulunan Güvenlik Konseyi’nin, karar tasarısını tüm üyelerinin oybirliğiyle kabul etmesi büyük önem taşıyor.
BM Güvenlik Konseyi’nin oybirliğiyle kabul ettiği Libya’daki Muammer Kaddafi rejimine yönelik yaptırım kararında, Kaddafi’nin ailesinden ve yakın çevresinden 16 kişiye uluslararası seyahat yasağı getiriliyor, ailesinden de 6 kişinin malvarlıkları donduruluyor.
Konsey’in bugün oybirliğiyle kabul ettiği 1970 sayılı kararda, Libya’daki olaylardan ciddi endişe duyulduğu belirtilerek, sivillere yönelik şiddet ve güç kullanılması “kınanıyor.".
Libya’da “sivil halka karşı kullanılan yaygın ve sistematik saldırıların, insanlığa karşı suç teşkil edebileceği” kaydedilen kararda, bu saldırıları düzenleyenlerin yaptıklarından sorumlu tutulması gereği de vurgulanıyor. Bu kapsamda Konsey kararında, BM Ana Sözleşmesinin (Şartı) 7. Bölümünün 41. maddesi çerçecevesinde, aşağıdaki hususlarda çağrıda bulunuyor.
“-Şiddetin derhal sona ermesi ve nüfusun meşru taleplerinin yerine getirilmesi.
-Libya’dan ayrılmak isteyen tüm yabancıların tahliyesinde BM’ye üye tüm ülkelerin işbirliğinde bulunması.
-15 Şubat’tan beri Libya’da meydana gelen şiddet olaylarının Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) havale edilmesi ve UCM’nin savcısının 2 ay içerisinde Konsey’e bu konuda bilgi vermesi, ardından her 6 ayda bir gelişmelerden Konsey’i haberdar etmesi.
-Tüm üye ülkelerin Libya’ya doğrudan ya da dolaylı silah, mühimmat, askeri araç ya da yedek parçası tedariğini, satışını veya transferini durduracak önlemler alması.
-Libya’nın tüm silah ve ilgili malzemelerin ihracatını durdurması.
-BM’ye üye ülkelerin, vatandaşlarının, Libya yetkililerinin insan hakları ihlallerine katkıda bulunacak faaliyetlere katılmak üzere Libya’ya seyahat etmelerinin önüne geçmeleri.".
Kararın eklerinde uluslararası seyahat yasağı getirilen toplam 16 kişi arasında Muammer Kaddafi başta olmak üzere Kaddafi’nin ailesi ve yakın çevresinden kişiler bulunuyor, malvarlıkları dondurulan 6 kişi de Kaddafi, kızı Ayşe ve 4 oğlundan oluşuyor.
Kararın diğer önemli bir özelliği de Konsey’in, Sudan’ın Darfur bölgesindeki çatışmaları Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) havale etmesinin ardından tarihinde ikinci kez Libya’daki şiddet olaylarını UCM’ye taşıma kararı alması ve bu kararı ilk kez bu defa “oybirliğiyle” alması oldu.
Konsey yaptırım kararını almasının ardından Libya’nın BM Daimi Temsilci Yardımcısı İbrahim Dabbaşi Konsey’e hitaben bir teşekkür konuşması yaptı. Dabbaşi konuşmasında, yaptırım kararının Kaddafi’ye direnen halka “manevi destek verdiğini” ifade etti.
Kaddafi’ye ilk isyan bayrağını çeken ve onu liderlikten çekilmeye davet eden ilk Libyalı diplomat olan Dabbaşi konuşmasında, Kaddafi rejiminin çoktan güvenirliğini ve meşruiyetini kaybettiğini belirterek “Bu kararın, Trablus’ta hala varlığını sürdüren bu faşist rejimin sona ermesine yardımcı olmasını umuyoruz” dedi. Dabbaşi, Libya ordusu mensuplarına da çağrıda bulunarak onlardan halka destek vermelerini ve Kaddafi rejimini kınamalarını istedi. “En önemli şey bu rejimin sona ermesidir” diye konuşan Libyalı diplomat, halkın rejime direnmeye devam etmesini istediklerini ve yakında rejimin devrileceğine inandığını söyledi. Dabbaşi daha sonra gazetecilerin soruları üzerine ise kendilerinin Libya halkı için çalıştıklarını, bir süredir Trablus’taki rejimle ilgilerini kestiklerini söyledi.
Dabbaşi sorular üzerine kendisinin sadece görevini yaptığını ve asıl cesareti Libya halkının gösterdiğini de söyledi.
Genel Sekreter Ban Ki-mun da Konsey’de yaptığı konuşmada, Konsey’i kabul ettiği karar dolayısıyla tebrik ettiğini belirterek “Bu karar, temel insan haklarının ihlallerinin hoşgörülemeyeceği, ve bu tür ciddi suç işleyenlerin sorumlu tutulacakları yönünde tüm dünyaya güçlü bir mesaj vermektedir. Umarım bu mesaj, Libya’daki liderlik tarafından dinlenir” dedi. Ban önümüzdeki günlerde daha da sert önlemlerin alınabileceğini de belirtti.
İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mark Lyall Grant yaptığı açıklamada, “Yaptırımlar, uluslararası toplumun Libya’daki şiddete karşı duyduğu derin endişe ve aslında kızgınlığın güçlü bir ifadesi oldu” dedi. Grant gazetecilerin soruları üzerine de, UCM Savcısından Libya’daki olaylarla ilgili derhal soruşturma başlatmasını ve kendilerine 2 ay içinde bilgi vermesini istediklerini belirtirken kararın Kaddafi rejimine yönelik son derece “sert ve bağlayıcı yaptırımlar” getirmesinden son derece memnun olduklarını söyledi. Grant, 24 saat önce Konsey’e sundukları karar tasarısının hızla ve oybirliğiyle kabulünden ayrıca memnun olduklarını da dile getirdi.
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Susan Rice da konuşmasında, yaptırım kararının son derece hızlı alınmış, güçlü, bağlayıcı ve etkin bir karar olduğunu düşündülerini vurgulayarak “Sivillere kıyım uygulayanlar kişisel olarak yaptıklarından sorumlu tutulacaklardır” dedi. Rice bu kapsamda Konsey’in “tek ses olmasından ve sert ve bağlayıcı yaptırım kararı almasından” dolayı son derece memnun olduklarını ifade etti.
Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gerard Araud da, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da “özgürlük ve değişim rüzgarlarının estiğini” belirterek, BM Güvenlik Konseyi’nin de uluslararası ilişkilerdeki bu yeni döneme yanıt verebilmeyi başardığını söyledi.
Almanya’nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Peter Wittig ise Konsey’in dünyaya bu derece güçlü bir mesaj vermesinden çok memnun olduklarını belirterek, Konsey açısından “tarihi bir gün” yaşandığını söyledi.
Kaynak:Milliyet
Fitch, Yunanistan’ın Kredi Notunu İndirdi
Uluslararası kredi derecelendirme kurulu Fitch, batma noktasına gelen Yunanistan’ın kredi notunu “yatırım yapılabilir” seviyesinin altına indirdi.
Yapılan açıklamaya göre, Yunanistan’ın “BBB-” olan kredi notunun bir basamak indirilerek “BB” yapıldığı bildirildi. Notlara ilişkin görünüm ise “olumsuz” olarak belirlendi.
2010 yılının başında Fitch Türkiye’nin notunu iki kademe birden yükselterek BB’Ye yükseltmiş, kasım ayında ise görünümünü pozitife (+) çekerek yeni not artırımının sinyalini vermişti.
Böylece Fitch’in Yunanistan’a ilişkin not indirim kararının ardından bir ara batma noktasına gelen komşunun yatırım notu, Türkiye’nin altına geriledi.
Kuruluş, Yunanistan’ın ekonomik ve mali performansının birçok açıdan beklentileri aştığını, buna karşılık ülkenin ağır kamu borç yükünün, mali ödeme gücünü dış şoklara açık hale getirdiğini bildirdi.
Fitch, negatif görünümün ise kamu borcunun sürdürülebilirliğinin kırılganlığına işaret ettiğini ifade etti.
Yunanistan Maliye Bakanlığı, Fitch’in kredi notunu düşürmesini değerlendirirken, ülkenin mali konsolidasyonu sağlamaya, reformları uygulamaya çalıştığı bir ortamda düşüşün haklı bulunamayacağını belirtti.
Diğer önemli kredi derecelendirme kuruluşları Moody’s ve Standard and Poor’s da olası not indirimi konusunda Yunanistan’ı uyarmıştı.
Ağır borç yükü altındaki Yunanistan, çöküşten kurtulabilmek için Avrupa ülkeleri ve Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) 110 milyar avroluk üç yıllık kredi aldı. Krediyi güvence altına alabilmek için hükümet tasarruf önlemlerini devreye soktu. Buna göre, maaşlar azaltıldı, vergiler yükseltildi, emeklilik yaşı yukarı çekildi.
Kaynak:Milliyet
Obama’nın Telefonu Şaşırttı
Wikileaks belgelerinde Türkiye ve AKP hükümeti ile ilgili iddiaların da yer almasından sonra Washington ve Mardin arasında kritik bir telefon görüşmesi gerçekleşti. ABD Başkanı Barack Obama, Erdoğan’ı aradı.
Obama’nın Telefonu Şaşırttı
Başbakan Erdoğan’ın Ak Parti Mardin İl Başkanlığı’nı ziyareti sırasında ABD Başkanı Obama’dan sürpriz bir telefon geldi. Edinilen bilgiye göre, yaklaşık 25 dakika süren görüşmede başta wikileaks’te yayımlanan belgeler olmak üzere Türkiye-ABD ilişkileri ve İsrail’deki büyük çaplı yangına Türkiye’nin gönderdiği söndürme uçaklarının ardından Türkiye-İsrail ilişkileri konuşuldu.
Teşekkür etti
Obama, Türkiye’nin İsrail’e yangın söndürme uçağı göndererek çok büyük bir iş yaptığını ve bunun büyük bir jest olduğunu belirterek, Erdoğan’a teşekkür etti. Erdoğan ise Türkiye’nin bölgesinde hangi ülke olursa yardım etmeye hazır olduğunu söyledi. Görüşmede Erdoğan’ın, Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine düzenlenen saldırı nedeniyle İsrail’in tazminat ödeyip özür dilemesi gerektiği konusunu da Obama’ya ilettiği öğrenildi.
Obama üzüntülerini bildirdi
Obama ile Erdoğan arasındaki görüşmede wikileaks’te yayımlanan belgeler de gündeme geldi. Wikileaks’in “kabul edilemez eyleminden” dolayı üzüntülerini bildiren Obama, belgelerin sızıntı olduğunu söyleyerek, süreci yakından takip ettiklerini ve gereken neyse yapılacağını kaydetti. Başbakan Erdoğan’ın ise Obama’ya, belgelerde Türkiye’ye ilişkin iddiaların bulunmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği öğrenildi.
Beyaz Sayar’dan yapılan açıklamada, görüşmede, iki liderin “Wikileaks belgelerinin, Türkiye ile ABD arasındaki yakın işbirliğini bozmayacağı veya etkilemeyeceği yönünde fikir birliği içinde olduğu” bildirildi.
Alıntıdır
Türkiye’nin 4 Avrupalı Dostu
AB liderleri genişleme konusunda kritik tartışmaların eşiğindeyken İsveç, İtalya, İngiltere ve Finlandiya dışişleri bakanları Türkiye’nin üyeliğine destek çıktı. Dört bakanın imzasıyla yayımlanan makalede Türkiye ekonomisinin gücüne vurgu yapıldı
Türkiye’nin 4 Avrupalı Dostu
Gelecek hafta Avrupa Konseyi toplantısında Türkiye’nin “İlerleme Raporu” üzerinden yapılacak kritik tartışmalar öncesinde dört üye ülkenin dışişleri bakanından Ankara’ya destek geldi. İsveç, İtalya, Finlandiya ve İngiltere dışişleri bakanları Carl Bildt, Franco Frattini, William Hague ve Alexander Stubb; International Herald Tribune gazetesi için ortaklaşa kaleme aldıkları makalede, Türkiye’nin diğer aday ülkelerden farklı olarak, Avrupa’nın farklı alanlardaki çıkarlarını bir adım ileriye götürebileceğine dikkat çekti.
“Avrupa, tekrar dışarıya bak” başlığını taşıyan makalede bakanlar, ekonomik krizin Avrupa’nın daha büyük bir dinamizme ihtiyaç duyduğunu ortaya çıkardığına dikkat çekerek, “Krizin etkisini üzerimizden atmaya çalışırken, serbest sermaye, ürün, hizmet ve istihdam akışını genişletme fırsatını görmemezlikten gelme gibi bir lüksümüz yok” dedi.
Bazı çevrelerde Türkiye’nin AB üyeliğinin yaratacağı sonuçlara yönelik ciddi endişelerin olduğunu belirten bakanlar, “Bir zamanlar İngiltere’de olduğu gibi büyük ve kendine güvenli bir ulusu AB’ye dahil etme fikri, Birliğin eski üyelerinden ciddi bir muhalefet görüyor. Benzer karşıt sesler, İsveç ve Finlandiya’nın AB kapısını çaldığı zaman da duyulmuştu” dedi.
Türkiye’yle ilgili endişelerin meşru olabileceğini söyleyen bakanlar, buna karşılık yeni üyelerin Avrupa’nın yeniden bir ekonomik dinamizm yakalamasına ve dünyayı ilgilendiren sorunlarda daha fazla söz sahibi olmasına da yardımcı olabileceğini vurguladı.
Türkiye’nin diğer aday ülkelerden farklı olarak Avrupa’nın güvenlik, ticaret, enerji ağları konusundaki çıkarlarını bir adım ileriye götürebileceğini hatırlatan bakanlar; Türkiye’nin AB için avantajlarını ise şu sözlerle sıraladı:
“Türkiye sınıfında tek. Dünya sahnesinin önemli bir oyuncusu ve hatırı sayılır bir nüfuza sahip. Ekonomisinin bu yıl yüzde 5’in üzerinde bir büyümeye imza atması bekleniyor. Euro Bölgesi’nin ortalaması ise yüzde 1 olacak. OECD, 2050’ye kadar Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük ikinci ekonomisi olacağını öngörüyor. Avrupa’daki Türk girişimciler, 40 milyar euro değerinde bir iş hacmine sahip ve toplamda 500 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor. AB’ye dahil bir Türk ekonomisi ihracatçılar ve yatırımcılar için yeni fırsatlar yaratabilir, bizi Orta Asya ve Yakın Doğu’daki pazarlara ve enerji kaynaklarına bağlayabilir.”
AB dışişleri bakanları yarın Brüksel’de düzenlenecek Genel İşler Konseyi toplantısında genişleme sürecini masaya yatıracak. Bu toplantıda Türkiye’nin AB üyelik süreci de ayrıntısıyla ele alınacak.
Bakanların makalesinde, bu toplantılarla ilgili, “Aslında sorulması gereken soru Türkiye’nin Avrupa’ya sırtını çevirip çevirmediğinden çok Avrupa’nın son 50 yıllık entegrasyon sürecine rehberlik eden temel değerlerine ve prensiplerine sırtını çevirip çevirmediği” değerlendirmesi yapıldı. Makalede Türkiye’nin üyelik yolunda yapılması gereken geniş kapsamlı reformların ortasında yer aldığı da belirtildi. Bakanlar, temel insan hakları konusunda adımlar atıldığını, ekonomi reformlarının devam ettiğini görmek istediklerini vurguladı.
Kaynak:Milliyet
Alman Hocanın Büyük Ayıbı!
Almanya’nın Aşağı Saksonya eyalatindeki bir lisede, lise öğretmeni Dirk H. derste tuvalete gitmek isteyen bir Türk öğrenciye “Sen Türk’sün, burada hakların yok” dedi ve öğrenciye izin vermedi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre 16 yaşındaki Türk öğrenci, insan hakları konusunun işleneceği dersin başında tuvalete gitmek için izin istedi.
Ancak öğretmeni dersin yeni başladığını söyleyerek izin vermedi.
Bunun üzerine Türk öğrenci “insan hakları çerçevesinde tuvalete gitmesine izin verilmesi gerektiğini belirtti.
Öğretmen buna karşılık öğrenciye “Sen Türk’sün ve burada hakların yok” dedi.
Olayın duyulmasının ardından öğretmen hem öğrenciden hem ailesinden yazılı olarak özür diledi.
Eyalet eğitim müdürlüğü de öğretmen hakkında inceleme başlattı.
“70 Milyon Müslümanı Avrupa’ya Sokmam”
Fransız Le Monde gazetesi Wikileaks’in diplomatik sızıntılarında yer alan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile ilgili yazışmaları yayınladı. Belgelerde Sarkozy ile ilgili ilginç anekdotlar anlatılıyor:
Sarkozy cumhurbaşkanı seçildiğinde Washington’a gönderilen mesajda ABD’ye yakın olması övülüyor, bir çok konuda ABD ile aynı düşündüğü belirtiliyor ve “Fransa’yı değiştiren lider olabilir” yorumu yapılıyor. Burada Türkiye istisna olarak sayılıyor. Amerikan büyükelçisi kriptoda “Sarkozy, Türkiye’nin AB üyeliğine itirazını politik imajının bir parçası haline getirdi, bu nedenle bir değişim beklemek doğru olmaz ancak onu Türkiye konusunda retoriğini yumuşatmaya ikna etmeliyiz ve kapıyı tamamen kapatmadan müzakerelerin devam etmesine izin vermesini sağlamaya çalışmalıyız” diyor. 18 Mayıs 2007’deki kriptoda ise Sarkozy’nin ABD’li diplomatlara, “Sonucu ne olursa olsun 70 milyon Müslümanın Avrupa’ya giri?ine izin vermeyeceği”ni net bir şekilde söylediği belirtiliyor. Kriptoda Başkan Barack Obama’dan Sarkozy’ye “en azından müzakerelerin devamına izin vermeleri gerektiğini” önermesi isteniyor.
Sarkozy, cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadan 16 ay önce Washington’ta ABD Başkanı George Bush’u ziyaret etti. Diplomatların raporlarına göre Sarkozy görüşmede, “Bana programınızda kısa da olsa yer ayırdığınız için teşekkür ederim. Sizinle tanışmak benim için şeref. Irak’a asker göndermemiş olsak ta ölen her Amerikan askeri için üzüntü duyuyorum. Bana ‘Amerikalı Sarkozy’ diyorlar. Ben bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum” dedi.
Belgelerde, yönetim tarzı monarşiye benzetilen Sarkozy’e kimsenin hayır diyemediğinden bahsediliyor. Fransız liderin her şeye çevresideki birkaç danışmanla karar verdiği, çoğu zaman bakanlarını bile devre dışı bıraktığı aktarılıyor. Sarkozy’nin çevresindekilere saldığı korkuya örnek olarak ise Fransa’daki Türk Mevsimi etkinlikleri sırasında yardımcılarının, Sarkozy’nin Eyfel Kulesi’ndeki Türk Bayrağı ışıklandırmasını görmemesi için uçağın rotasını değiştirmeleri örnek gösteriliyor.
ABD Büyükelçisi Craig Stapleton, 2006’da o zaman İçişleri Bakanı olan Sarkozy’nin makamına gittiğinde, bakan bahçede oynayan 9 yaşındaki oğlunu yanına çağırdı. Louis’in elinde bir tavşan, yanında da köpek vardı. Stapleton’la selamlaşmak için tavşanı bırakınca tavşan kaçmaya, köpek tavşanı, Sarkozy’de köpeği kovalamaya başladı.
Kaynak:Milliyet
“Türban Konusundan Bıktım”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül türban tartışmalarına sert tepki gösterdi ve “Türban konusundan bıktım” dedi.
Gül, “Bu türban konusundan bıktım açık söyleyeyim… Bırakın herkesi serbest bırakın, herkes ne istiyorsa giysin. Yani bunu tekrar tekrar gündeme getirmenin bir anlamı yok” dedi. “Üniversitelerin dışında herhangi başka bir tartışma yok” diyen Gül, başörtüsünün ilk ve ortaöğretimde kullanılması konusunda bir tartışmaya yer olmadığı mesajını da üstü kapalı olarak verdi.
Gül, dün Türkmenistan dönüşünde Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, gezisini değerlendirdikten sonra sonra bir muhabirin türbanla ilgili sorusunu yarıda kesti. Gül, muhabir, “Başbakan’la türban konusuyla ilgili olarak…” dediği sırada, sözünü keserek şu değerlendirmede bulundu:
“Bu türban konusundan bıktım açık söyleyeyim. Yani lütfen sen alınma da gazeteci olarak tabi senin sorma hakkın var her şeyi ama bu konulardan bıktık doğrusu. Yani bu kadar nedir bu; konuş, konuş, konuş. Yani bu kadar Türkiye’nin işleri varken, Türkiye temel hak ve özgürlüklerde AB gibi bir ülke olacaktır. En gelişmiş demokratik standartlar Türkiye’de gerçekleşecektir. Bu anlamda özgürlüklere tabii ki önem veriliyor. Sanki Türkiye’nin başka bir meselesi yokmuş gibi, sadece her oturumda bu, her şeyde bu. Televizyonlara bakıyorum, konuşulan mevzular bunlar, bunlar, bunlar. Yani bırakın herkesi serbest bırakın, herkes ne düşünüyorsa konuşsun. Ne istiyorsa yazsın ne istiyorsa giysin. Zaten bu konu üniversitelerle ilgili bir konu. Üniversitelerin dışında herhangi başka bir tartışma yok. Yani bunu tekrar tekrar gündeme getirmenin bir anlamı yok. Yine sen üstüne alınma gazeteci olarak, tabii ki her türlü soruyu soracaksınız, ben bunu genel olarak söyledim, sizinle ilgili değil.”
Gül’ün, yanıtındaki, “Zaten bu konu üniversitelerle ilgili bir konu. Üniversitelerin dışında herhangi başka bir tartışma yok” ifadesi de dikkati çekti. Gül’ün bu vurgusu, başörtüsünün ilk ve ortaöğretimde kullanılması konusunda bir tartışmaya yer olmadığı mesajını üstü kapalı olarak verdiği şeklinde yorumlandı.
Kaynak:Milliyet
Türkiye Avrupa’ya Meydan Mı Okuyor?
Financial Times gazetesi kıdemli köşe yazarlarından Philip Stephens, Türkiye-AB ilişkileri konusunu değerlendirdiği “Türkiye’nin Yaşlı Avrupa’ya Meydan Okuması” başlıklı geniş yorumunda Türkiye’ye ilişkin tutumunu eleştirdiği Avrupa için “Türkiye’ye kapıyı kapatarak yükselişini engellemeyecek sadece, onu uzaklaştıracak” uyarısını yaptı.
Philip Stephens, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerine ilişkin geniş bir yorum yayımladı. “Türkiye’nin Yaşlı Avrupa’ya Meydan Okuması” başlığı kullanıldığı yorumda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Chatham House’nin “Yılın Adamı” Ödülünü almak üzere gittiği Londra’da iken Financial Times’i ziyaret ettiğini anlattı ve Gül’ün bazı değerlendirmelerine yer verdi. Stephens, “Türkiye’ye kapıyı kapatmak, yükselişini engellemeyecek. Sadece, onu uzaklaştıracak. Avrupa’nın önündeki tercih basittir: gücünü paylaşabilir ya da elinden kaydığını seyredebilir” uyarısında bulundu.
Alıntıdır
Bu Gece Saatler Geri Alınıyor!
Bu gece saatler geri alınıyor. Bu uygulamayla her yıl “orta ölçekli” bir hidroelektrik santralinin yıllık üretimi kadar tasarruf sağlanıyor.
Yaz saati uygulamasına 28 Mart 2010 tarihinde geçilirken, saatler 03.00′te bir saat ileri alınmıştı. Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla yapılan uygulamaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararı da 19 Mart tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.
Buna göre yaz saati, bir başka deyişle “ileri saat” uygulaması, 28 Mart Pazar günü saat 03.00′te saatlerin bir saat ileri alınmasıyla başlarken, 31 Ekim Pazar günü saat 04.00′te saatlerin 1 saat geri alınmasıyla sona erecek.
Yaz saati uygulamasıyla, akşam saatlerinde en yüksek değerine ulaşan enerji talebinin (puant gücü) azaltılması hedefleniyor. Geçmiş yıllara bakıldığında yaz saati uygulaması, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle birlikte Mart ayının son pazar günü başlayıp, Ekim ayının son pazar günü bitiyor.
Yaz saati uygulamasıyla her yıl “orta ölçekli” bir hidroelektrik santralinin yıllık üretimi kadar tasarruf sağlanıyor. İleri saat uygulamasıyla işe erken başlamak ve çıkmak, aydınlatma, ısıtma, soğutma açısından önem taşıyor. Enerji Bakanlığı hesaplarına göre, yaz saati uygulamasıyla yıllık 600-700 milyon kilovat saat (kWh) tasarruf sağlanıyor.
Necmettin Erbakan Yeniden Aday Oldu
Eski Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan genel başkanlık için yeniden aday oldu. Erbakan, “Son günlerde yaşadığımız olaylar Allah’ın bir lütfudur, birilerini kolundan tutup çıkartmak veballi bir olaydır. Biz kimseye karışmadan herkes kendi yerini almıştır” dedi.
Erbakan, Atatürk Spor Salonu’nda yapılan Saadet Partisi Olağanüstü Büyük Kongresi’nde kürsüye zeminden yükselen platformla çıkarken salonda “Mücahit Erbakan, efsane Başbakan” sloganları atıldı.
Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan, burada yaptığı konuşmada, partileşme sürecini anlattı.
Erbakan, emperyalizmin daha önce AK Parti’ye “Sen şeriatçisin” diyerek izin vermezken Saadet Partisi’nin yükselişinin ardından AK Parti’ye çalıştığını ve 2011 yılında yapılacak genel seçim için “Emperyalizmin AKP’yi parlatacak çalışmalar yaptığını” savundu.
Necmettin Erbakan, “AKP nedir, Saadet Partisi nedir onu anlatacağız, bu zihniyet daha önce Demirel’i getirdi onu kullandı. Daha sonra bizim evladımız Özal’ı getirdi. Ardından Tayyip’i getirdi, aslı varken diğerlerini getiriyor. Hiç saman dolu kuş ile gerçek kuş bir olabilir mi? Saman dolu kuşlarla bunları kandırıyorlar. Bugün tarihi bir gün yaşıyoruz, oku sandıktan çıkardık, dokuz ay sonra yapılacak seçimlerde kendimizi anlatacağız ve iktidar olacağız” görüşünü dile getirdi.
Erbakan, Milli Görüş’ün sadece bir partisinin olduğunu onun da Saadet Partisi olduğunu ifade ederek “Milli Görüş’ün yok olduğunu söyleyen zihniyet şunu iyi bilsin ki daha önce Türkiye’nin en büyük partisi olduk. Birinci şahlanış, ikinci şahlanış ve bugün üçüncü şahlanışın adımını atıyoruz, gece gündüz demeden Saadet Partisi’ni iktidara taşımak için çalışacağız” dedi.
“Sevinin geliyoruz, bolluk bereket geliyor” diyen Erbakan, “Milli Görüş hareketinin Konya’da besmele ile yola çıktığı günü hatırladım” şeklinde konuştu.
Erbakan, şöyle devam etti: “Dünya siyonizmi, önümüzdeki günlerde yapılacak seçimlere büyük önem gösterdi. Medyayı, bankaları, sanayi tesislerinin kontrollerini ve inancı sömürerek AKP’yi iktidara getirmek için var gücüyle çalışıyor.
Suudi Arabistan Kralı, Tayyip’e İslam nişanı takıyor. Keşke Tayyip hizmet etse de biz de alkışlasak.
Bunlar okşayarak yutma projesidir. Bizi AB’ye almayarak okşaya okşaya yutuyorlar. Tarihin en şerefli milletini zincirle AB’nin kapısına bağlamışlar, bunlar hangi milletin çocuğu? Milli Görüş boşu boşuna çıkmamıştır. Batıya köle olmaya isyan eden bir düşüncenin adıdır Milli Görüş.
AKP ve diğer partiler, hepsi birbirinin benzeridir. Bunlar vergi koyup zam yapıp emperyalistlere ödüyorlar. Bizi kıvır kıvır kıvırıyorlar. Siyonizmin tahsildarıdırlar. AKP ve CHP birbirinin benzeridir. Birbirlerinden farklı bir projeleri de yoktur. Tutturmuşsunuz AB diye, niye sizi almıyorlar? Hala anlamadınız mı? Niçin İslam birliğini kurmuyorsunuz? Abiniz istemiyor ondan mı? İnşallah biz geleceğiz AB’nin üstünü çizeceğiz.
1945 yılında çok partili hayata geçildi. Bu tarihten itibaren liberal, sağcılık ve solculuk ortaya çıktı. Bunların tamamı batı taklitçileridir. Size soruyorum Sultan Fatih solcu muydu, liberal miydi? Tabii ki Milli Görüşçüydü.
Son günlerde yaşadığımız olaylar Allah’ın bir lütfudur, birilerini kolundan tutup çıkartmak veballi bir olaydır. Biz kimseye karışmadan herkes kendi yerini almıştır.” Erbakan, meşaleyi şimdi yaktıklarını ve bugün harekete başlayacaklarını bildirdi.
Kaynak:Milliyet





