F35 Uçakların Motorları Türkler’e Emanet
F35 Uçakların motorları Türkler’e emanet edildi. ABD’den Türkiye’ye dönerken açıklama yapan Devlet Bakanı Zafer Çağlayan F35 askeri uçakların motorlarını Kale Kalıp’ın üreteceğini açıkladı.
Çağlayan, ABD’de United Tenologies Corporotion (UTC) şirketinin yetkilileriyle görüştüğünü, bu şirketin Amerikan Fortune’nin 500 büyük şirket listesinde 37. sırada yer aldığını kaydetti. Bu şirketin 2009 yılında Kale Kalıp ile görüşmeye başladığını belirten Çağlayan, şunları söyledi: “Önümüzdeki hafta anlaşmayı imzalayacaklar. UTC hem Skorsky helikopterlerini hem de F35 askeri uçaklarının F135 motorlarını yapıyor. F35 askeri uçaklarının F135 motorlarını Kalep Kalıp üretecek. İlkin yüzde 90’dan fazlasını, çok kısa süre sonra da tamamını imal edecek. Bu, Eskişehir’de F16’ların motorlarını üreten TEI’nin (TUSAŞ Motor Sanayi) ardından Türkiye’nin ikinci motor fabrikası olacak. Ortaklık yüzde 51 Türk, yüzde 49 UTC şeklinde… Ana şirket UTC, bu işleri yapan alt şirket Pratt and Whitney. Pratt and Whitney ana şirketin yüzde 35 cirosunu gerçekleştiriyor. Askeri motor, uzay araçlarının motorları, ticari araç motorları yapıyor. Güç sistemleri konusunda üretimi var.”
Kalep Kalıp’ın, bu iş için 50 milyon dolarlık araştırma-geliştirme (Ar-Ge) çalışması yapacağını vurgulayan Çağlayan, “Bu sene üretime başlayacaklar. Önümüzdeki hafta UTC’den bir heyet gelecek. Muhtemelen Ege Serbest Bölgesi’nde üretecekler” dedi.
Bakan Çağlayan, UTC’nin Sikorsy helikopter üretiminde de Alp Havacılık ve Kale Kalıp ile birlikte çalıştığını, şirketin Alp Havacılık ve Kale Kalıp ile bir Sikorsky helikopterinin tamamını Türkiye’de dizayn edip, üretimini yapıp ihraç etmek istediğini de bildirdi. Zafer Çağlayan, “halen 80 milyon dolarlık ihracat yaptılar. Ancak günde 1 milyon dolarlık ihracat için görüşmeler devam ediyor” dedi.
UTC ile Türk Hava Yolları’nın (THY) Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir bakım merkezleri olduğunu bildiren Çağlayan, “THY ile bu merkezden 500 milyon dolar ciro hedefliyorlar” dedi.
Kaynak:Milllyet
Cezaevinde İlk Gece
Lindsay Lohan cezaevinde ilk gecesini geçirdi. ABDli oyuncunun hücresini kiminle paylaştığı konusunda ise çeşitli iddialar var.
ABD’li genç oyuncu Lindsay Lohan cezaevinde ilk gecesini geçirdi. 24 yaşındaki oyuncunun 3.6 metre yüksekliğinde ve 2.4 metre genişliğindeki hücresini kiminle paylaştığı açıklanmadı. Ancak Lohan, Kaliforniya’daki cezaevinde geçen yıl Hollywood’daki evini soyan Alexis Neires’e komşu oldu.
Hollywood ünlülerinin evini soyarken yakalanan TV yıldızı Neires bir yıldır cezaevinde kalıyor. Öte yandan Lohan’ın normal koşullarda 90 gün sürmesi beklenen cezasının indirileceği söyleniyor.
Los Angeles Polis Şefi “Cezaevi yoğunluğu ve iyi davranışları göz önüne alındığında 1 veya 2 Ağustos’ta salıverilmesi bekleniyor” diye konuştu.
Alıntıdır
Sağlık Bakanlığından Sevda Demirel’e İnceleme
ABD’de bir sperm merkezinden sperm alıp hamile kalan Sevda Demirel hakkında Sağlık Bakanlığınca inceleme başlatıldı. Zor günler geçiren Sevda Demirel “Ne olursa olsun çocuğumu doğuracağım” diyor.
Sağlık Bakanlığı’nın “Türk soyunu korumak” amacıyla çıkardığı yönetmeliğine aykırı şekilde çocuk sahibi olduğu gerekçesiyle hakkında inceleme başlattığı Demirel, “Ne olursa olsun çocuğumu doğuracağım. Bu süreçte zarar görmek istemiyorum” dedi. Oyuncu Leyla Bilginel ve Münir Özkul’un kızı Güner Özkul da çocuk sahibi olmak için sperm bankasını seçmiş, fakat yönetmelik yakın tarihte yürürlüğe girdiği için Bilginel ve Özkul hakkında herhangi bir yasal işlem başlatılmamıştı. Sperm bankasından çocuk sahibi olan Demirel, hakkında inceleme başlatılan ilk isim oldu.
“ABD Türkiye’nin Sağlık Sistemini Taklit Ediyor”
Sanofi-Aventis Türkiye Ülke Başkanı Olivier Guillaume Türkiye ve sağlık sistemine yönelik açıklamalarda bulundu. Türkiye’deki sağlık sisteminin iyi bir gelişme gösterdiğini söyleyen Guillaume, “Dışarıdan bakarsanız Obama’nın Türkiye sistemini taklit ettiğini görebilirsiniz” dedi.
Sanofi-Aventis’in dünya çapında lider bir sağlık kuruluşu olduğunu belirten Guillaume, Türkiye pazarında da aynı konumda bulunduğunu söyledi. İş faaliyetlerinin 3 ana temel üzerinden ilerlediğini belirten Guillaume, “Birincisi inovasyon, özellikle onkoloji ve diyabet alanlarında. Zentiva ile beraber ikinci dayanağımız jenerik, eşdeğer ilaçlar ve Sanofi Pasteur’dan gelen aşı gücümüz. Bütün bu aktivitelerimizin yanında üretim. Üretim alanında çok güçlü bir konumdayız” diye konuştu.
Sanofi-Aventis’in sahip olduğu en büyük fabrikalardan birinin Türkiye’de olduğunu kaydeden Guillaume, Türkiye’de sattıkları ürünlerin üçte ikisini bu tesislerde ürettiklerini, bu tesisleri bütün dünya için antibiyotik mükemmellik merkezine çevirmeyi ve dünya ülkelerine söz konusu tesislerde üretilen antibiyotikleri göndermeyi düşündüklerini anlattı.
Guillaume, “İhracatı burada geliştiriyor olacağız. Japonya, Amerika, Avrupa ülkelerine buradan ihracat yapacağız. Bu fabrika ile en büyük amaçlarımızından biri bu” dedi. İkinci dayanak noktalarının ar-ge çalışmaları olduğunu ifade eden Guillaume, Ar-Ge alanında yürüttükleri çalışmaların başında Zentivanın ilaç geliştirme çalışmalarının geldiğini, aynı zamanda Sanofi-Aventis cephesinde de klinik araştırmalar sürdürüldüğünü kaydetti. Sanofi-Aventis olarak Türkiye’deki klinik çalışmaların, Ar-Ge yatırımının yüzde 25’ini tek başına gerçekleştirdiklerini vurgulayan Guillaume, bu rakamın 2009 yılı sonu itibariyle 12 milyon avro civarında olduğunu söyledi.
Türkiye’deki sağlık sistemine ilişkin soru üzerine Guillaume, “Dünya çapında bakıldığında Türkiye’deki reformlar çok önemli ve iyiye gidiyor. Türkiye’deki hastaların yüzde 95’inin kapsanıyor olması büyük bir özellik. Dışarıdan bakarsanız Obama’nın Türkiye sistemini taklit ettiğini görebilirsiniz” diye konuştu.
Küresel olarak bakıldığında Türkiye’de iyi bir sistem olduğunu belirten Guillaume, Türkiye’de sağlık personelinin kalitesinin yüksek olduğunu, hastaların iyi tedavilere ulaşabildiğini ifade etti. Bunun yanı sıra Türkiye’de oldukça pahalı bir sistem bulunduğunu, Türkiye’deki sağlık harcamalarının yüzde 90’ının devlet tarafından karşılandığını ve devlete yükünün çok fazla olduğunu anlatan Guillaume, bu nedenle Türkiye’de devlet otoriteleriyle işbirliği yaparak, bu sistemin sürdürülebilir olmasını sağlayacak formüller gerçekleştirmeye çalıştıklarını kaydetti.
Karekod uygulamasına ilişkin soru üzerine ise Guillaume, bu sistemi desteklediklerini ancak zamanlamayla ilgili bir endişeleri bulunduğunu söyledi. Guillaume, “Bu da sistemin hayata geçirilmesi konusunda sürenin daraltılması.
İlaç üretmek, kutulamak, ambalajlamak çok kısa sürede olabilecek bir şey değil. Bunun dışında tamamen sistemin arkasındayız. Sistemin uygulanması çok fayda sağlayacak” dedi. Sanofi-Aventis dünya çapında 105 bin çalışanı ile 110 ülkede faaliyet gösteriyor. Mart 2009 itibariyle Sanofi-Aventis Avrupa Türkiye’de Zentiva N.V’yi satın aldı. Bu birleşmeyle beraber Zentiva Sanofi-Aventis Grubu’nun eşdeğer ilaç kuruluşu olarak faaliyetlerine devam ediyor.
Kaynak:Milliyet
Facebook’ta Şok İddia!
Amerikalı bir web tasarımcısı olan Paul Ceglia Facebook ve CEO’su Mark Zuckerberg’e dava açtı. 2003 yılında Mark Zuckerberg ile bir kontrat imzaladıklarını öne süren Ceglia kendisine bin dolar ödendiğini ve sitenin hisselerinin %50’sinin de kendisine verildiğini söylüyor. Kontratta ayrıca “1 Ocak 2004 tarihinden itibaren, iş tamamlanana kadar her gün %1 faiz ödeneceği” maddesinin bulunduğunu açıkladı.
Wall Street Journal’ın haberine göre, kontratta “Uygun bir internet sitesinin tasarımı ve alımı proje satıcısı (Zuckerberg) tarafından başlatılmış ve Harvard Üniversitesi öğrencilerine sunulmak üzere, online hizmet veren okul yıllığı olarak tasarlanmış ve “The Face Book” olarak adlandırılmıştır” maddesi de yer alıyor.
Facebook’un değeri 12 ile 22 milyar dolar arasında biçilirken, konuyla ilgili şöyle bir açıklama geldi: “Zuckerberg Facebook’un bir öncüsünü Facemash adı altında 2003 yılının Ekim ve Kasım aylarında hazırlamıştır, ancak Zuckerberg thefacebook.com adresini Ocak 2004 yılına dek kayıt ettirmemiştir.”
Facebook adına konuşan sözcü davayı “anlamsız” olarak nitelerken, Zuckerberg’in şirketin %24 hissesine sahip olduğu, kalan hisselerin yatırımcı ve çalışanlara ait olduğu söyleniyor.
Alıntıdır
Kıvanç Biçilmiş Kaftan!
1950 yılından bu yana geniş bir hayran kitlesine sahip olan çizgi roman Avengers’ın 2012′de sinema filmi çekilmesi planlanıyor. ABDliler sinema filminde ise Kıvanç Tatlıtuğ’u görmek istiyorlar.
Çizgi romanın hayranları tarafından oluşturulan listede yönetmen olarak dünyada olay yaratan Lost dizisinin yönetmeni J.J. Abrams ve yine aynı dizinin senarsiti olan Damon Lindelof da yer aldı. Kaptan Amerika rolü için Avustralyalı aktör Chris Egan seçilirken, 29 yaşındaki oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ’un da “Thor” rolünü alması istendi. Tatlıtuğ’un, Thor karakterine benzerliği, boyu ve “Model of the World” seçilmiş olması nedeniyle bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu belirten hayranlar, Avengers tutukunlarına Türk oyuncunun Google’dan resimlerine bakmalarını tavsiye etti.
Cristiano Ronaldo’nun Oğlu Oldu
Dünyaca ünlü futbolcu Chritiano Ronaldo kendi Twitter sayfasından bir oğlu olduğunu söyledi. Bebeğin annesinin ismini ise vermedi. Tüm dünya bebeğin annesini merak ederken Ronaldo, oğluna kendi adını verdiğini açıkladı.
Yıldız oyuncu annenin kimliğini henüz açıklamazken, Ronaldo’nun kız kardeşi basına yaptığı açıklamada “Küçük Ronaldo şu anda evimizde. Christiano, bebeğine kendi ismini koymayı seçti. Biz de bu durumdan çok memnunuz. Ama biz de annenin kim olduğunu bilmiyoruz” dedi.
Bu arada Portekiz basını küçük Ronaldo’nun 17 Haziran günü Amerika Birleşik Devletlerinde doğduğunu iddia etti.
Barack Obama’dan AB’ye Uyarı
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama Avrupa Birliğini uyardı: “Türkiye, AB’ye tam üye olsun. AB’nin gönülsüz olması Türkiye’nin gözünün başka yerlere çevrilmesine neden oluyor” dedi.
İtalyan Corriera della Sera gazetesine konuşan Barack Obama röportajda, Avrupa’nın Türkiye’yi AB üyeliğine kabulü konusunda “gönülsüz” olduğunu söyledi ve bu durumun Ankara’nın gözünü “başka yerlere” çevirmesine sebep olduğunu belirtti.
Ankara ile aralarındaki güçlü iletişime vurgu yapan Obama, Türkiye’ye AB’ye üyelik konusunda destek verdiklerini söyledi.
İsrail gazetesi Jerusalem Post’un haberinde Obama, AB’nin Türkiye’nin üyeliği konusunu “ağırdan aldığını” iddia ederek, bu durumda Ankara’nın ittifak konusunda “gözünü başka yere çevirmesinin” doğal olduğunu dile getirdi.
Obama ayrıca, Türkiye’nin kendisini Avrupa dışında görmesi halinde, ittifak konusunda başka çözümler aramasını normal karşıladığını belirtti.
Türkiye’nin İran nükleer programındaki rolünü de değerlendiren Obama, bunu olumsuz karşıladığını vurguladı.
Alıntıdır
Bir Ülkenin Ekseni Daha Kayıyor
Ülkemizdeki eksen kayması tartışmalarının üzerinden henüz çok geçmezken Rusya İran’ın nükleer programı ile ilgili bir toplantı talebinde bulundu. Bu olay ise “Rusya’nın ekseni de mi kayıyor? ” sorularını akıllara getirdi.
“Türkiye ve Brezilya’nın Tahran yönetimiyle vardığı uranyum takası mutabakatı doğrultusunda” ifadesini kullanan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD ile birlikte, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na “Rusya, ABD, İran ve UAEK arasında bir toplantı yapılmasını önerdiklerini” açıkladı.
İsrail’de temaslarını sürdüren Lavrov, İran’ın bu öneriye olumlu yanıt vereceği ümidinde olduklarını belirterek, “İran’ın olumlu yanıt vermesi sayesinde durumun daha da kötüleşmesi önlenecektir” diye konuştu.
“Brezilya ve Türkiye’nin girişimleri doğrultusunda, Rusya, ABD ile birlikte UAEK Başkanı nezdinde girişimde bulunarak, üç ülkenin (ABD, Rusya, İran) teknik uzmanlarının İran’daki deneysel reaktöre nükleer yakıt sağlanması olasılığını görüşmek üzere bir toplantı düzenlenmesini önerdi. Böylece, İran’ın da yüzde 20 düzeyinde zenginleştirilmiş uranyum üretmesine gerek kalmayacak.” Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yeni yaptırım uygulanması kararını desteklemiş, ancak ABD ve AB’nin kendi yaptırım paketlerini uygulama yönünde harekete geçmesinden rahatsız olmuştu.
Alıntıdır
İsrail ve ABD İran’a Savaş Mı Açıyor?
Ortadoğu son günlerde şu soruyu soruyor: İsrail ve ABD İran’a savaş mı açıyor? Ortaya atılan üç iddia ABD ve İsrail’in İran’a karşı bir savaş hazırlığı içinde olabileceği ihtimalini akıllara getirdi.
İsrail ve ABD’nin Ortadoğu’da gizli planları olabileceğine dair ilk sinyal 10 gün önce İngiltere’nin en saygın gazetesi The Times’dan geldi.
Gazete Türkiye ile arası bozulan İsrail’in Suudi Arabistan’la yeni bir anlaşma yaptığını, Suudilerin hava sahalarını İsrail’e açacağını yazdı. Suudi yönetimi, iddiaları yalanladı.
Kısa süre sonra bu kez Mısır’dan bir haber geldi. El Kuds El Arabi gazetesi, 18 Haziran’da 11 Amerikan firkateyninin ve bir uçak gemisinin Süveyş Kanalı’ndan Kızıldeniz’e geçtiğini, yanlarında bir de İsrail firkateyni olduğunu yazdı. İddiaya göre, uçak gemisi nükleer silah taşıyan SS Harry Truman idi. Gazete, Mısır’da muhalefetin, “Bizi kirli bir planın parçası yapıyorsunuz” diyerek iktidara kızdığını yazdı.
Gemilerle ilgili bu haberin ardından dün de İran’ın gayri resmi yayın organı FARS Haber Ajansı’ndan ilginç bir iddia geldi. Ajansa göre, İsrail helikopterleri 18 Haziran’da, yani gemilerin Süveyş Kanalı’ndan geçtiği gün Suudi Arabistan’daki Tabük Havalimanı’na inerek silah ve bomba yükü bıraktı. Bu iddiaların henüz hiçbiri resmi kaynaklar tarafından doğrulanmadı. Ancak üst üste gelen haberler Arap dünyasında endişe yarattı. Arap sitelerinde İsrail ve ABD’nin İran’a karşı bir savaş hazırlığı içinde olduğu, hatta İsrail’in saldırıyı Gürcistan üzerinden yapacağı konuşuluyor.
Alıntıdır





