Mısır’da Kaos Büyümeye Devam Ediyor

Mısır’da kaos büyümeye devam ediyor. Dünya, Mısır’daki gelişmeleri tedirginlikle takip ediyor.
Mısır’da halk ayaklanmasının beşinci gününde polisin kentlerden çekilmesi ve otorite boşluğu oluşmasıyla tam bir kaos ortamı oluştu. Gösteriler tüm akşam devam ederken polisin meydanlara benzin döktüğü, protestocular buraya yaklaştığında ateşe vererek toplanmalarını engellediği iddia edildi. Yağmacılar ise önce Merkez Bankası’na sonra da müzelere ve evlere saldırmaya başladı. Mısırlılar bu kişilerin Mübarek’e bağlı sivil polisler olduğunu iddia etti.
Ülkede yağmanın ciddi boyuta çıktığının ilk işareti dünyanın en büyük firavun koleksiyonuna sahip Kahire Müzesi’nin basılması oldu. Mısırlılar müzenin önünde 24 saattir etten duvar örmüş ve burayı korumaya çalışmıştı ancak başarısız oldular. Ülkenin önde gelen arkeologlarından Zahi Hawass, güvenlik önlemlerine takılan yağmacıların kapıdan giremeyince çatıyı zorladıklarını söyledi. Müzede iki firavun mumyası parçanladı. Kral Tutankhamun koleksiyonu da dahil on binlerce tarihi eserin bulunduğu müze talan edildi. Porselen parçalar, vitrinler ve yüzlerce heykel tuzla buz oldu.
Devlet televizyonuna göre ülkede en az 60 tecavüz vakası yaşandı. Ayrıca bir çocuk kanser hastanesinin de yağmalandığı iddia edildi. Yağmacılar buradan malzeme çalarken görüntülendi. Görgü tanıklarına göre insanlar kalabalık gruplar halinde süpermarketler, finans merkezleri, bankalar ve hükümet binalarına saldırmaya başladı. Onlarca dükkan vitrini yağmacılara karşı içeride ne olduğunu gizlemek için beyaza boyandı. Ordu ülkenin dört bir yanına takviye güç gönderdi. Kahire’nin merkezinden Salih Salem isimli bir esnaf “İş yerlerimizi yağmalıyorlar. Hükümet hiçbir şey yapmadığı için biz çocuklarımızı hırsızlara kalkan yaptık” dedi. Yağmalama olaylarına şahit olan birçok kişi bunların sivil giyimli polis memurları olduğunu söyledi.
Hüsnü Mübarek’in gösterileri baltalamak için cezaevlerini boşalttığı ve mahkumları silahlandırdığı iddia edildi. El Feyyum Hapishanesi’nin başındaki general Muhammed El Batran’ın öldürüldüğü, buradan yüzlerce mahkumun firar ettiği açıklandı.
Kaynak:Milliyet
Obama ve Erdoğan Telefonda Görüştü
Mısır’daki olaylar hakkında Obama ve Erdoğan telefonda görüştü.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, dün gece ABD Başkanı Barack Obama ile telefon görüşmesi yaptığı bildirildi.
Başbakanlık Basın Merkezinden yapılan açıklamada, Başkan Obama’nın Başbakan Erdoğan’ı arayarak, “bölgede demokratik gelenekleri güçlü Türkiye’nin birçok kez başarılı seçim sonuçları elde ederek iş basına gelmiş lideri olarak Başbakan Erdoğan ile bölgedeki yeni gelişmeleri değerlendirmeye önem verdiğini belirttiği” kaydedildi.
Görüşmede, bölge halklarının meşru ve doğal demokratik haklarının karşılanması gerektiği hususunda görüş birliğine varıldığı ifade edilen açıklamada, “Bu bağlamda halklara karşı şiddet kullanılmaması yönündeki hassasiyetin altı çizilerek, bölge ülkelerinde gelişen olayların derin ve köklü istikrarsızlıklara yol açmaması arzusu dile getirilmiştir. İstikrarsızlıkların bölge ülkelerine zarar verici sonuçları olacağı hususundaki endişeler paylaşılmıştır. Görüşme, tarafların bundan sonraki gelişmelerde daha sık temas halinde olmaya karar vermeleriyle sona ermiştir” denildi.
Alıntıdır
ABD’nin Türkiye Düşmanı Liderleri Gidiyor
ABD’de önümüzdeki salı yapılacak ara seçimlerde şimdiki Başkan Nancy Pelosi’nin yerine Türkiye dostu olarak tanınan Cumhuriyetçi John Boehner’in geçmesi bekleniyor.
Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğa geçeceği, ancak Senato’da Demokratların, sayıları düşse de çoğunluklarını koruyacağı tahmin ediliyor. Bu durumda Temsilciler Meclisi Başkanı olması beklenen Boehner, geçmişte Ermeni tasarılarına karşı tutumuyla bilinen ve Türkiye-ABD müttefikliğine vurgu yapan isimlerden.
Boehner, 2007 yılında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nden geçen Ermeni tasarısının Genel Kurul’da oylanıp oylanmayacağının tartışıldığı bir sırada katıldığı bir televizyon programında, 1915 olaylarının niteliğinin, Washington’daki politikacılar değil, tarihçiler tarafından belirlenmesi gerektiğini söylemişti. Boehner, “Türkiye, teröristlerle savaşımızda çok önemli bir müttefik” demişti.
Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlamaları, Türkiye karşıtı diğer bir isim olan Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Demokrat Howard Berman’ın da görevini bırakmasını gerektirecek. Berman’ın yerine, komitede Cumhuriyetçi Parti’nin en kıdemli üyesi Ileana Ros-Lehtinen’in gelmesi öngörülüyor. Lehtinen, bu yılın mart ayında Temsilciler Meclisi’nden geçen Ermeni tasarısının oylamasında tasarıya karşı oy kullanmıştı.
Kaynak:Milliyet
CAN’den Türk Bayrağına Büyük Saygısızlık
Christian Action Network (CAN – Hıristiyan Eylem Şebekesi) adlı kuruluşun 28 Ekim’de düzenleyeceği gala sonrasında DVD olarak piyasaya sürüceği 45 dakikalık “Sacrificed Survivors: The Untold Story of the Ground Zero Mega Mosque” (Kurban Olan Yaşayanlar – Sıfır Noktası Mega Camisi’nin Anlatılmamış Öyküsü) adlı belgesel film için “ilginç” bir afiş ve kapak hazırlandı.
Filmin afişinde ve DVD kapağında, İkiz Kuleler’in enkazı yakınında göndere çekilmiş bir Türk Bayrağı görülüyor.
Hürr,yet gazetesinin haberine göre, filmde bölgeye cami yapılmasının yanlış olduğu görüşü savunuluyor ve 11 Eylül terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin ailelerinin ve olaydan sağ kurtulanların bu projeye karşı fikirlerine yer veriliyor.
Amerikalı Türkler ise ATAA (Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi) Başkan Yardımcısı Ali Çınar ile Türk Hars Birliği Başkan Danışmanı İbrahim Kurtuluş’un öncülüğünde CAN’ı protesto için kampanya başlattı.
Çınar, filmin kapağında Türk Bayrağı’nın kullanılmasının büyük bir talihsizlik ve çok büyük bir saygısızlık olduğunu, Türkiye’nin din, dil ve ırk ayrımı gözetmeden tüm milletleri hoşgörü ve sevgi ile kucakladığını söyledi.
ABD’deki bazı kuruluşların yayınladıkları veya yaptıkları filmlerde Türkiye’yi aşırı dinci bir ülke olarak sunmalarının çok büyük bir hata olduğunu belirten Çınar, Türkiye’nin demokratik ve laik bir ülke olduğunu, uluslararası terörizme karşı mücadele eden bir ülkeye böyle yakıştırmaların yapılamayacağını söyledi.
11 Eylül’e tanıklık edenlerden biri olan Türk Hars Birliği Başkan Danışmanı İbrahim Kurtuluş ise o gün İkiz Kuleler’de ölen Müslümanların da olduğunu söyledi. Kurtuluş, Türkiye’de Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanların uyum içinde yüzyıllarca beraber yaşadığını belirterek, yakın zamanda çekilen “Umuda Yolculuk” filmi ile Türkiye’deki önemli Hırıstiyan merkezlerinin tanıtımının yapıldığını hatırlattı.
28 Ekim 2010 Perşembe günü saat 18.00’de, belgesel film için New York’ta bir gala yapacak olan CAN ilgili bilgilere resmi internet sitesi olan http://www.christianaction.org adresinden ulaşılabiliyor. Çınar ve Kurtuluş, CAN’ın afiş ve DVD kapağındaki Türk Bayrağı’nı çıkarması için Türkleri telefon ve e-posta yoluyla protesto kampanyasına katılmaya davet etti.
Kaynak:Milliyet
Angela Merkel’in Tarihi İtirafı
Almanya Başbakanı Angela Merkel tarihi bir itirafta bulundu ve Almanya’da çok kültürlülüğün başarısız kaldığına inandığını belirtti.
Merkel, Potsdam kentinde Hristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU) gençlik kolu olan Junge Union’un (JU) düzenlediği olağan yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Horst Seehofer’in “Çok kültürlülük tümüyle başarısız kaldı” şeklindeki görüşlerini destekledi.
Göçmenlerin, yasalara uymanın yanı sıra Almancayı da çok iyi öğrenmesi gerektiğini belirten Merkel, göçmenlerin teşvik edilmesi, kendilerinden aynı zamanda bazı şeylerin talep edilmesi gerektiğini, göçmenlerden bazı şeyleri talep etme politikasının geçmişte yetersiz kaldığını savundu.
Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un, İslamiyet’in Almanya’nın bir parçası olduğu şeklindeki sözlerini ise doğru bulduğunu ifade eden Merkel, “Bunu sadece Mesut Özil’de görmüyoruz” diye konuştu.
Kaynak:Milliyet
İsrail ve ABD İran’a Savaş Mı Açıyor?
Ortadoğu son günlerde şu soruyu soruyor: İsrail ve ABD İran’a savaş mı açıyor? Ortaya atılan üç iddia ABD ve İsrail’in İran’a karşı bir savaş hazırlığı içinde olabileceği ihtimalini akıllara getirdi.
İsrail ve ABD’nin Ortadoğu’da gizli planları olabileceğine dair ilk sinyal 10 gün önce İngiltere’nin en saygın gazetesi The Times’dan geldi.
Gazete Türkiye ile arası bozulan İsrail’in Suudi Arabistan’la yeni bir anlaşma yaptığını, Suudilerin hava sahalarını İsrail’e açacağını yazdı. Suudi yönetimi, iddiaları yalanladı.
Kısa süre sonra bu kez Mısır’dan bir haber geldi. El Kuds El Arabi gazetesi, 18 Haziran’da 11 Amerikan firkateyninin ve bir uçak gemisinin Süveyş Kanalı’ndan Kızıldeniz’e geçtiğini, yanlarında bir de İsrail firkateyni olduğunu yazdı. İddiaya göre, uçak gemisi nükleer silah taşıyan SS Harry Truman idi. Gazete, Mısır’da muhalefetin, “Bizi kirli bir planın parçası yapıyorsunuz” diyerek iktidara kızdığını yazdı.
Gemilerle ilgili bu haberin ardından dün de İran’ın gayri resmi yayın organı FARS Haber Ajansı’ndan ilginç bir iddia geldi. Ajansa göre, İsrail helikopterleri 18 Haziran’da, yani gemilerin Süveyş Kanalı’ndan geçtiği gün Suudi Arabistan’daki Tabük Havalimanı’na inerek silah ve bomba yükü bıraktı. Bu iddiaların henüz hiçbiri resmi kaynaklar tarafından doğrulanmadı. Ancak üst üste gelen haberler Arap dünyasında endişe yarattı. Arap sitelerinde İsrail ve ABD’nin İran’a karşı bir savaş hazırlığı içinde olduğu, hatta İsrail’in saldırıyı Gürcistan üzerinden yapacağı konuşuluyor.
Alıntıdır
Bu Yasak Dünyayı Şok Etti!
İran Uluslararası Atom Enerjişi Kurumunun müfettişlerinin ülkeye girişini yasakladı. Bu yasak dünyayı şok etti!
İran, UAEK’in iki müfettişinin ülkenin nükleer faaliyetleri hakkında basına yanlış bilgi aktardıkları gerekçesiyle ülkeye girmelerini yasakladı.
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, devlet radyosuna yaptığı açıklamada, “Ülkenin nükleer programı hakkında yanlış ve gerçekdışı bilgi veren ve zamanından önce bilgileri basına sızdıran UAEK müfettişlerinin ülkeye girişlerine müsaade etmeyeceklerini” bildirdi.
Salihi,” Böyle bir olay Viyana’daki kurumun son oturumunda yaşandı. İki kurum müfettişi yanlış ve gerçekdışı olan bir rapor sundu. Biz de itiraz ederek bu iki kurum çalışanının İran’a girmesini yasakladık ve kurumdan bu iki kişi yerine başka denetçilerin görevlendirmesini istedik ”diye konuştu.
İran Meclisi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde alınan yaptırım kararına tepki olarak 17 Haziran’da toplanarak, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesinde UAEK ile işbirliğini sınırlayan kanun tasarısının görüşülmesini kabul etmiş. 290 sandalyeli meclisteki hazır bulunan 197 milletvekilinin 180’ninin lehte oy kullandığı tasarı onaylanırsa, NPT hükümleri dışında UAEK tarafından istenilen teftiş istekleri reddedilecektir. Önümüzdeki günlerde yasalaşması beklenen tasarı da,‘uranyum zenginleştirme tabanının yüzde 20 oranına yükseltilmesi’ ve ‘İran gemi ve uçaklarının aranması halinde misilleme yapılması’ maddeleri de yer almaktadır.
Kaynak: Milliyet
Erdoğan’dan Köşe Yazarlarına Sert Tepki
İsrail ile meydana gelen krizden dolayı AKP’yi eleştiren köşe yazarlarına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çok sert bir dille yanıt verdi. AK Parti İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Erdoğan, “Onlar bunu söyleyecek kadar cesur, bu ülkenin başbakanı, iktidar partisinin genel başkanı bunu seyredecek kadar ’sünepe’ öyle mi?” diye sordu.
Başbakan Erdoğan, partisinin Genel Merkezi’nde, gerçekleştirilen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunurken yine medyayı hedef aldı. Erdoğan terör, dış politika, yargıyla ilişkiler gibi konularda şunları söyledi:
MAŞALLAH CESURLAR: Şu son gelişen olaylarda bile, ’Türkiye-İsrail arasında barışın olması için İsrail yönetiminin gitmesi lazım, Türkiye’den AK Parti yönetiminin gitmesi’ lazım diyen köşe yazarları var bu ülkede. Bunu utanmadan, sıkılmadan televizyonlarda söyleyecek kadar da maşallah cesurlar. Onlar bunu söyleyecek kadar cesur, bu ülkenin başbakanı, iktidar partisinin genel başkanı bunu seyredecek kadar ’sünepe’ öyle mi? Hangi patrondan gücünü alırsan, hangi medya grubunun mensubu olursan ol, bizi bağlamaz. Biz gücümüzü halktan ve Hak’tan alıyoruz. Farkımız bu.
ANAYASA ÇİĞNENDİ: Bir şeyi çok açık, net söylemem gerekir. Kısa bir süre önce, birkaç gün önce malum 9 tane yargı mensubuna, hakime, malum yine bir dava açılması neticesinde üst mahkemenin kalkıp da ceza vermesini bu ülkede hukuk adına ciddi sıkıntı süreci olarak görüyorum. Bugüne kadar olmamış ve yeni kapıların açılmasına mesnet teşkil edecek bir adımdır. Bakınız henüz hakkında karar kesinleşmemiş ve yargı sürece devam ederken, Anayasayı çiğneyerek böyle bir kararı verme yetkisini üst mahkeme kendisinde nereden buluyor? Bu bir.
GÜVEN AZALIYOR: İkinci bir konu, bundan sonra mahkum olanına, tutuklusuna kadar hepsi için bir kapı açılacak mı? Açılacak. Şimdi, herkes müracaat edip aynı şekilde bu tür davaları açmak suretiyle kendilerine yeni çıkış yolları arayacak mı? Arayacak. Ne olacak? Bunun altından neyle kalkacaksınız? Hangi hukuka ve hangi maddeye dayalı olarak böyle bir adım atıyorsunuz? Bunun ideolojiden ayrı bir yanı olamaz. Bunun kendi özel dünyalarındaki verilmiş karardan başka bir özelliği yoktur. Buna ne kendileri inanıyorlar ne de milleti inandırabiliyorlar. Ben inanmıyorum, kimsenin de inandığına ihtimal vermiyorum. Çünkü yargı o kararla güvenirliğini adeta bitirmiştir. 9 hakime böyle cezayı verdiğiniz andan itibaren bu ülkede yargının güvenirliği kalmaz. Yasama, yürütme, yargı, üçünün de ortak paydası bu milletin evlatları olmalı. Onlar adil karar neticesinde kendi adalet mekanizmasına güvenmelidir. Halk eğer adalet mekanizmasına güvenmiyorsa, burada sıkıntı vardır.
TUZAKLAR KURULDU: Bize 7.5 yıl boyunca çok büyük tuzaklar kuruldu. Önümüze çok büyük engeller çıkarıldı. Vazgeçmeden boyun eğmeden geri adım atmadan tüm bu engelleri aştık, tüm bu tuzakları geçtik, tüm badireleri atlattık, içeride, dışarıda. Çetelere göz yummadık. Çetelerle mücadelede asla yılgınlık göstermedik. Şu anda da aynısını yapıyoruz, aynısını yapacağız.
ROTAYI MEDYA BELİRLEMEZ: Yurt içinden, yurt dışından Türkiye’ye yönelik her türlü saldırıya, kampanyaya, kara propagandaya boyun eğmeden direneceğiz. Benim ülkemde artık, iç politikaya, dış politikaya karanlık odaklar yön veremeyecek. Benim ülkemin rotasını, içeride ya da dışarıda atılan milletimin hissiyatını yansıtmayan gazete manşetleri veya televizyon ekranları belirleyemeyecek. Bunu böyle bilin. Benim milletimin istikametini terör örgütleri çizemeyecek.
UYSAL DEĞİLİZ: Değerli kardeşlerim, birçok şeyler söyleyebilirler, yanınıza gelebilirler. Diyebilirler ki ’Çok da sert gidiyoruz, biraz yumuşatalım’ Arkadaşlar biz sert gitmiyoruz, yumuşak da gitmiyoruz. Biz tam orta yolda gidiyoruz. Hak neyse, hukuk neyse gereğini yapıyoruz. Her zaman söylüyorum, eğer biz Akif’in nesliysek, İstiklal şairimizin ifade ettiği gibi, ’Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum’ Biz uysal değiliz. Biz mazlumun yanında, zalimin karşısında olacağız. Bu genlerimize işlemeli. AK Parti’li bunun idrakinde olmalı. Şu ana kadar böyle yürüdük. Böyle yürüyeceğiz.
SÜNEPE MİYİZ?: Şu son gelişen olaylarda bile, ’Türkiye-İsrail arasında barışın olması için İsrail yönetiminin gitmesi lazım, Türkiye’den AK Parti yönetiminin gitmesi’ lazım diyen köşe yazarları var bu ülkede. Bunu utanmadan, sıkılmadan televizyonlarda söyleyecek kadar da maşallah cesurlar. Onlar bunu söyleyecek kadar cesur, bu ülkenin başbakanı, iktidar partisinin genel başkanı bunu seyredecek kadar ’sünepe’öyle mi? Hangi patrondan gücünü alırsan, hangi medya grubunun mensubu olursan ol, bizi bağlamaz. Biz gücümüzü halktan ve Hak’tan alıyoruz. Bizim farkımız bu.
MAHCUP OLACAKLAR: Bu kampanyada uluslararası basın öncü rol oynuyor. Maalesef bizdeki malum basın kuruluşları ve malum yazarlar da bu kampanyaya su taşımaya devam ediyor. Biz içerde ve dışarda yürütülen bu çirkin kampanya karşısında elbette geri adım atmayacak, basit menfaatlerin hesabını yapmayacak, ülkemizin, vatandaşlarımızın hakkını, hukukunu korumaya devam edeceğiz. Bizim sorunumuz İsrail’deki hükümetin hukuk tanımazlığıyla ilgili, İsrail halkıyla değil. Bu sorunu bir Türkiye, ABD sorunu gibi göstermeye çalışanlar, bu sorunu bir eksen kayması gibi göstermeye çalışanlar yanılgı içindeler ve mahcup olacaklardır.
İRAN MESELESİ: Biz Tahran anlaşmasını, ABD Başkanı’nın, bana ve sayın Lula’ya yazmış olduğu mektuplar çerçevesinde yürüttük. Ve bu mektup çerçevesinde yürüttüğümüz gibi kendileriyle anlaşma sonrası yaptığım telefon görüşmesinde de atılan bu adımın gerçekten takdir edilecek bir adım olduğunu söylerken ’İran’a güvenmediklerini’söylediler. Artık bunu söylemek zorundayım. Güvenmediklerini söylediler, biz de dedik ki ’mektupta verilen sözler, anlaşmada olanlar, eğer yerine gelmezse, o zaman İran, Türkiye’den de, Brezilya’dan da desteğini kaybeder’dedik. Ama İran, Viyana’ya yazdığı mektupta sözünü yerine getirdi. Viyana grubu ne yazık ki oylanacağı sabahı cevabını yazdı. Çok enteresan, niye bu ana kadar bekletildi? Bunlar hep tarihin kaydına giren görüşmelerdir. Daha sonra açıklanacaktır.
Kaynak: Milliyet
İsrailli Bakandan “Boykotu Durdurun” Çağrısı
31 Mayıs’ta meydana gelen İsrail’in Gazze’ye insani yardım amaçlı gemilere yaptığı kanlı baskının ardından hem Türkiye’de hem de İsrail’de ticarette karşılıklı boykot başladı. İsrail Sanayi Bakanı Ben Eliezer Türk mallarına boykotu durdurun çağrısı yaptı, ilgili şirketlere de mektup gönderdi.
İsrail Ticaret Ateşesi Doron Abrahimi ise, “Ticarete bu gerilimlerin yansımasının sınırlı olacağını düşünüyoruz” dedi.
Sanayi Ticaret ve Çalışma Bakanı Binyamin Ben Eliezer’in boykot yapanlarla mektup göndererek bunu sonlandırmalarını istediğini açıklayan Abrahami, “Bu tür davranışlar ağır ekonomik sonuçlar doğurabilir. Boykotun nerede biteceğini bilemeyiz. Türkiye’de de boykot başladı. Ticaretin yüzde 25’ini etkileyebilecek büyüklükte. Bizim bakanımız devrede. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın da devreye girmesini istiyoruz. Boykot bitmeli” dedi. Öte yandan Abrahami, “Savunma ilişkilerinde henüz açıklanan somut bir iptal söz konusu değil” diye konuştu.
Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ihracatın ilk 3 ayda yüzde 37 arttığını ileten Abrahami, şöyle konuştu: “One minute krizine karşın ticari ilişkiler sürdü. Bu çok büyük bir büyüme rakamı. İnsanlar ticaretin ve politikanın başka şeyler olduğunu anladılar. Türkiye ve İsrail arasındaki ticaretin, savunma harcamaları hariç bu yılın sonunda 3 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Olaydan hemen sonra bile Türk firmalar bizi aradı, ‘İsrail ile nasıl ticaret yaparız’ı sordu.”
2008’de 600 bin, 2009’da 400 bin İsrailli turistin Türkiye’ye geldiğini hatırlatan Abrahimi, “İsrailliler Türkiye’ye çok severler. THY’nin haftada 25 uçuşu var İsrail’e. 7-8 bin yolcu. İsrail’de en çok yolcu taşıyan havayoluydu. Son kriz sonrası yolcu sayısı yüzde 50 düştü. Sonuçta THY Türkiye’nin şirketi. Bu kriz Türkiye’nin turizmine zarar veriyor” dedi.
Kaynak: Milliyet
Şok Eden Darbe Uyarısı!
3 ülkeye şok eden darbe uyarısı! Avrupa Birliği İspanya, Yunanistan ve Portekiz’i uyardı. AB, borç krizlerine çare bulamazlarsa ülkelerin demokrasilerinin “çökme” tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. “Bu üç ülke kamu harcamalarını karşılayamaz hale gelirse askeri darbelere kurban gidebilir” denildi.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, borç batağına saplanan üç ülkenin, kamu harcamalarını karşılayamaz hale gelmesi durumunda askeri darbelere kurban gidebileceği uyarısında bulundu.
Daily Mail’in haberine göre, Barroso’nun uyarısı, komisyonun İspanya için milyarlarca dolarlık bir kurtarma planı üzerinde çalıştığı bir sırada geldi. Komisyon daha önce de Yunanistan için 650 milyar dolarlık bir kurtarma planı hazırlamıştı.
Aynı zamanda Portekiz’in eski başbakanı olan Jose Manuel Barroso, söz konusu uyarıyı Avrupa Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri John Monks ile yaptığı görüşme sırasında yaptı.
Monks, AB Komisyon Başkanı’nın uyarısı karşısında şok olduğunu söyledi.
Geçen Cuma günü Barroso ile görüştüğünü belirten Monks, “Komisyon başkanıyla Yunanistan, İspanya ve Portekiz’in durumunu görüşüyorduk. Barroso, bu üç ülkenin gerekli kemer sıkma önlemlerini yerine getirmedikleri takdirde, bildiğimiz demokrasi olmaktan çıkacaklarını, dolayısıyla başka şansları olmadığını söyledi” dedi.
Monks, Barroso’nun bu üç ülkenin geleceğini hakkında son derece kaygı duyduğunu bildirdi.
Daily Mail, üç ülkedeki darbe tehdidinin ilk kez bu kadar üst düzeyde dile getirildiğini kaydetti.
Daha önce sık sık askeri darbelerle karşı karşıya kalan Yunanistan, İspanya ve Portekiz 1970’li yıllarda demokrasiye geçmişlerdi.
Yunanistan’da 1967 darbesiyle iktidarı ele geçiren Georgios Papadopulos cuntası, 1973’te Tuğgeneral Dimitrios Ioannidis tarafından devrilmişti. Askeri cunta 1974 Kıbrıs harekatından sonra yerini sivil yönetime bırakmıştı.
İspanya’da General Franko’nun diktatörlüğü 1978 yılına kadar sürmüştü.
Portekiz’de ise Salazar rejimi 1932’den 1974’e kadar iktidarda kalmıştı.
Kaynak: Vatan





