Amerikalı Siyasetçiden Şok İddialar!
Yahudi asıllı Amerikalı siyaset bilimci Norman Finkelstein şok açıklamalarda bulundu. Finkelstein, İsrail’in, Gazze’ye yardım götüren öteki gemilere saldırıda bulunmadığını, hedef olarak özellikle Türk gemisini ve Türkleri seçtiğini öne sürdü.
İsrail’in, Türkiye’nin, ekonomik ve politik olarak hem bölgesinde, hem de dünya genelinde artan gücünden çekindiğini anlatan Finkelstein, İsrail’in bunu tehlike olarak algıladığını, İsrail’in 1967’de yaşadığı ‘Nasır’ sendromunun yerini, Türkiye sendromunun’ aldığını dile getirdi. İsrail’in bu korkusunun, Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine yaptığı saldırıyla ortaya konduğunu belirten siyaset bilimcisi Finkelstein, ‘Bütün donanımlarını Türk gemisine karşı kullandılar, ötekilere karşı değil. Çünkü hedefleri ve önüne geçmek istedikleri Türklerdi. Bizim komandolarımıza ilişirseniz, alacağınız karşılık bu olur mesajı vermek istediler. Ama olaylar istedikleri gibi gelişmeyince dünyaya rezil oldular’ dedi. Finkelstein, New York’ta Birleşmiş Milletler merkezinde Mavi Marmara gemisine yönelik saldırıyı anlatan bir belgesel filmi izledikten sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İsrail’in kasıtlı ve bilinçli olarak Mavi Marmara gemisine baskın düzenlediğini, bunu İsraillilerin bile itiraf etmekten kaçınmadıklarını söyleyen Finkelstein, 9 Türk’ün ölümü, bir çoğunun da yaralanması ile sonuçlanan saldırı karşısında, Başbakan Erdoğan’ın bir şeyler yapmak istediğine inandığını söyledi. Finkelstein, ‘Türk kamuoyu ayağa kalktı. Erdoğan bir şeyler yapmak zorunda, gönlünden ne geçer bilmem. Ancak, aynı zamanda Türkiye denge kurucu bir rolü var ve Türkiye’nin İsrail ile çok yakın savunma bağlantıları var. Türkiye’de, İsrail’in İran’da ne olup bittiğini gözetleyen istihbarat İstasyonu var. Dolayısı ile iki karşıt durum var ortada. Ama gelinen durumda Erdoğan kamuoyu tepkisini de arkasına aldığı için, en azından uluslararası bir soruşturmayı sağlamalı. İsrail kendi kendini ayağından vurmuş durumda ’ diye konuştu.
İsrail’in, uluslararası sularda Mavi Marmara gemisine düzenlediği saldırıya karşı ABD’nin yetersiz tepkisini de eleştiren Finkelstein,, ‘ABD bayrağı taşıyan bir gemiye İran’ın saldırmış olsaydı, yapılacak en iyi şey bence Tahran’dan hemen taşınmak olurdu. İnsanlar ABD’nin süper güç olduğunu düşünür, gereğinden çok da süper güç gibi davrandık. Ama bu konuda sıradan bir ülke gibi davrandı, gerekli tepkiyi ortaya koyamadı’ dedi.
İsrail’in Türk gemisini özellikle hedef aldığı savını yineleyen Finkelstein, İsrail’in bir süredir Türkiye’ye karşı politika izlemekte olduğunu dile getirdi. İsrail Dışişleri Bakanı Dany Ayalon’un imza attığı ‘alçak koltuk’ skandalını da anımsatan Finkelstein , ‘ Türkiye İranla anlaşma imzaladı. İsrail Türkiye’nin ileri gittiğini ve önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyor’ diye konuştu. İsrail’in Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda saldırmasının da kasıtlı olarak yapıldığını savunan Finkelstein, ‘Çünkü dünyaya uluslararası hukuku, kuralları umursamıyoruz’ mesajı vermek istediler’ dedi.
Türkiye ve İran’ın, gerek bölgelerinde gerekse dünyada ‘önemli güçler’ olduğunu vurgulayan Finkelstein, İsrail’in bundan son derece rahatsız olduğunu ve ne yapması gerektiğini bilemediğini belirterek, ‘Bu yüzden çok tehlikeli oyunlara giriyorlar. İsrail kontrol dışı davranıyor ki bu bence çok tehlikeli’ diye konuştu. Finkelstein, ‘Terör örgütü PKK’nın, Türkiye’de yaptığı son saldırılarla İsrail’in bağlantısı olabilir mi’ sorusuna verdiği yanıtta da ‘İsrail’in kirli işler bölümü var. Amerikalı İsrail destekleyicileri, yarın bir gün ‘gelin şu Ermeni sorununu konuşalım’ derlerse hiç şaşırmayın’ dedi. Finkelstein, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, Amerikan medyası ile çok iyi ilişkileri olduğunu, olayları çarpıtmak için de Amerikan medyasını kullandığını söyledi
Kaynak: Milliyet
İran Mustafa Denizli’yi İstiyor
İran Mustafa Denizli’yi istiyor. Üstüne de çok yüksek bir rakam veriyor: Tam 7 milyon dolar!
İran basını Steel Azin Futbol Kulübü’nün Beşiktaş’ın eski teknik direktörü Mustafa Denizli’ye teklif götürdüğünü yazdı.
2004 Yılında İran’ın Pas takımını çalıştıran Mustafa Denizli’nin öneriye sıcak bakabileceği söyleniyor. Çünkü Mustafa Denizli’nin yakın arkadaşı Mustafa Acerlu Steel Azin takımının yönetimine geçti. Bu arkadaşlığın olumlu sonuç vermesi bekleniyor.
Ekonomik olarak zengin ama taraftar yoksunu olan Steel Azin Kulübü, bu yıl ligi 5. sırada bitirdi. Gelecek sezon için pek çok yıldızı takımına katan kulüp sahibi Hüseyin Hidayeti, teknik direktör konusunda bir Türk hocada oldukça ısrarlı. Basında yer alan haberler göre aylar önce Denizli’ye teklif götüren İran kulübü, Denizli’den “Beşiktaş’ta mutluyum gelemem ”cevabını almış. Steel Azin bunun üzerine rotayı Fatih Terim’e çevirmiş ve 12 Mayıs’ta Tahran’da bulunan Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak’ı bile araya sokarak Terim’i ikna etmeye çalışmış. Özak, yöneticilerin yanında Terim’i arayarak öneriyi iletmesine rağmen tecrübeli teknik adam bu teklifi olumsuz karşılamış.
Kaynak: Milliyet
Yapılanlar Utanç Verici!
Nükleer takasa yönelik tepkiler gün geçtikçe artıyor. Brezilya ve Türkiye’nin İran ile nükleer takası için ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Times’da köşe yazarı olan Thomas Friedman “Yapılanlar utanç verici” diyor.
New York Times’in tanınmış köşe yazarı Thomas Friedman, “Olabildiğince Çirkin” başlıklı yorumunda Tahran mutabakatını, İran’da demokrasi için verilen mücadeleye karşı dikta rejimi güçlendirmeye yönelik bir gelişme olarak değerlendirerek, Türkiye ve Brezilya’yı sert dille eleştirdi.
Frierdman, “İtiraf etmeliyim ki, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Amendinejad’ı, kolları kaldırarak Brezilya muhatabı Luiz İnacio Lula da Silva ile Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte gösteren 17 Mayıs tarihli, fotoğrafı ilk gördüğümde tek düşünebildim şu oldu: Demokratların, sadece ABD’yi çimdiklemek ve kendilerinin de büyük güç masasında oynayabileceklerini göstermek için başka demokratları, Holokost’u reddeden, oy çalan İranlı bir eşkıyaya satmaktan daha çirkin bir şey olabilir mi” diye yazdı.
Yorumda, ABD’li düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’dan Kerim Sadjadpour’un, “yıllarca bağlantısız ve gelişmekte olan ülkelerin, ABD’yi insan haklarını göz ardı ederek kendi çıkarlarının peşinde koşmakla suçladıkları, Lula ve Erdoğan’ın Tahran ziyaretinin ise, İran’ın, işkence ile itirafa zorlanan beş siyasi tutukluyu idam etmesinin hemen ardından gerçekleştiği, ancak her iki liderin Ahmedinejad’a sıcak bir biçimde sarılırken insan haklarından hiç söz etmedikleri” yönündeki değerlendirmelerine yer verildi.
Sadjadpour’un, “Ortadoğu’da adaleti arayan tek halkın, Filistinliler olduğu yönündeki yanlış bir varsayımın bulunduğu” görüşünü de aktaran Friedman şöyle devam etti: “Hem Türkiye hem de Brezilya, askeri yönetim dönemlerinin üstesinden gelen iki yeni oluşmuş demokrasilerdir. Liderlerinin, ordu ve polisi, Türkler ve Brezilyalıların bugün yararlandığı ifade ve siyasi tercih özgürlüğünü arayan İranlı demokratları ezmek için kullanan bir İranlı cumhurbaşkanı kucaklamaları ve güçlendirmeleri, utanç verici.”
Thomas Friedman, Lula için sarf edilen “Lula siyasi bir dev ancak ahlak açısından büyük bir hayal kırıklığını yarattı”, “Lula Brezilya için çok iyi bir şey, demokrat komşuları için ise bir felaket oldu” sözlerini de yansıttığı yorumunda İran’daki “Yeşil Devrim”i de “On yıllarca Ortadoğu’da ortaya çıkan en önemli, demokratik hareket olarak” niteledi. Friedman, yazısını noktalarken de şu sözleri kullandı: “İran’ın hiçbir zaman bir bomba olmamasını tercih ederdim. Dünya, özellikle Ortadoğu’da, daha çok nükleer silahları olmadan çok daha güvenli bir yer olur. Ancak İran nükleer silahları elde ederse eğer, tetikte parmağı olanı, mevcut kanlı dikta yerine demokratik bir İran’ın olması büyük bir fark oluşturur. Bunu geciktirmek ve İran’da reel demokrasiyi teşvik etmek için çalışan herkes, meleklerin tarafındadır. Ancak, despot rejimi güçlendiren ve nükleer muzipliğini örtenler, bir gün İran halkına hesap vermek zorunda kalacak.”
Türkiye Kazandı!
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz pazartesi Tahran’da imzalanan nükleer takas anlaşması için “Türkiye Kazandı” dedi.
Haaretz, muhtemel bir ambargodan en büyük zararı görecek olan ülkelerden birinin Türkiye olacağını savunarak, “Bu durumda Türk ekonomisi büyük bir darbe alacak ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın partisi önemli siyasi bir yara alacaktı. Türkiye ambargoya katılmayacak olsa, bu kez de ABD ve Avrupa ile kriz yaşayacaktı. İran’ın Türkiye’yi kullanarak zaman kazanmaya çalıştığı uyarılarına rağmen Ankaranın anlaşma için olağanüstü çaba harcaması işte bu yüzden” diye yazdı.
Haaretz’in etkili isimlerinden Zvi Bar’el tarafından kaleme alının yazıda, ayrıca “İran niçin Güvenlik Konseyi üyelerini değil de Türkiye’yi arabulucu seçti” sorusuna yer verildi.
Türkiye ve İran’ın, Ortadoğu’daki nüfuz alanlarını genişletmek isteyen iki ülke olarak birbirine kuşkuyla baktığını ileri süren Haaretz, iki başkentin son dönemlerde rekabete değil işbirliğini dayalı bir nüfuz politikası izlemeye başladığını savunarak şöyle yazdı: “Türkiye ile İran’ın müttefiki Suriye arasındaki yakın ilişkiler; Türkiye ve İran’ın Hamas’a karşı benzer bir tutum takınması; Irak konusundaki ortak çıkarları; ve radikal İslamcı terörizm konusundaki benzer bakış açıları, Türkiye’nin AB adaylığı konusunda uğradığı hayal kırıklığı ile birleşti. Dahası, İran ideolojik olarak Türkiye’yi ABD’ye tercih eder. Ayrıca Washington’la ya da Güvenlik Konseyi ile varılacak bir anlaşma boğun eğmek olarak algılanacaktır.” Uranyum transferiyle Türkiye ve İran’ın, Ankara’nın NATO üyeliğine ve Afganistan’da ABD müttefiki olmasına rağmen, stratejik müttefik haline geleceğini öne süren gazete, “Türkiye, İsrail’i artık zaten hesaba katmıyor. Eğer anlaşma bütün engelleri aşar ve başarılı olursa, Türkiye arabulucu olarak yeni bir statü kazanacak ve bu statüsünü İsrail-Suriye barış sürecinde tekrar kullanacak. Yok eğer, başarılı olamazsa, o zaman da bir anlaşmanın eşiğine kadar gelmiş bir ülke olarak hatırlanacak” diye yazdı.
“Depremlerin Nedeni Evlilik Dışı İlişkiler”
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ın Tahran depremi ile ilgili söylediği sözlere, ülkedeki bir din adamından ilginç bir yorum geldi: “Depremlerin asıl nedeni, açık saçık dolaşan kadınlar ve evlilik dışı ilişkiler!”
Geçtiğimiz günlerde Mahmut Ahmedinejat Tahran’da beklenen büyük bir deprem için halkı uyarmıştı. Ahmedinejat, en az beş milyon kişinin şehirden ayrılması gerektiğini söylemişti.
Tahran’daki Cuma namazların kıldıran birkaç din adamından biri olan Hüccetülislam Kazım Sadıgi, Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ın Tahran’daki deprem risklerine karşı yaptığı uyarıları hatırlatarak, depremlerin artmasının nedeninin gayrı meşru cinsel ilişkiler ve kadınların uygunsuz kıyafetlerle dolaşması olduğunu savundu.
Tahran’da yayınlanan ılımlı Aftab-e yazd gazetesindeki habere göre Hüccetülislam Kazım Sadıgi, “Doğal felaketler bizim davranışlarımızın sonucudur” dedi. İslami kıyafet kurallarına uymayıp iyi örtünmeyen kadınların gençleri yozlaştırdığını ileri süren Hüccetülislam Sadıgi, “Gayrı meşru cinsel ilişkilerin artması yer sarsıntılarının sayısını da arttırıyor” iddiasında bulundu.
“İslami kurallar uymak dışında bir seçeneğimiz yok” diyen Hüccetülislam Sadıgi, evlilik yaşının yükselmesi ve boşanmaların artmasını da eleştirerek, bunların toplumda yıkıma yol açacağını söyledi. Sadıgi, erken yaşta evliliğin özendirilmesi ve boşanmaların önlenmesi için ortak çaba gösterilmesi gerektiğini savundu.
Erdoğan : Gerekirse Gidin Derim
Ermeni Soykırım Tasarısı sebebiyle yaşanan krizin Ermenistan’a zarar vereceğini söyleyen başbakan Recep Tayyip Erdoğan,gerekirse Türkiye’de yaşayan 100 Bin Ermeni’yi memleketlerine geri gönderebileceğini söyledi.
BBC muhabirinin sorularını yanıtlayan Recep Tayyip Erdoğan şöyle konuştu:
Ermeni tasarısı nedeniyle Türk dış politikasının sıkıştığı eleştirisine katılıyor musunuz? Türkiye komşularıyla sıfır sorun politikası izliyor ama dünyanın geri kalanıyla kavgalı bir ülke tablosuna mı geliyor?
Biz tabi sıfır sorun politikamızı kararlı bir şekilde sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Ama biz elimizi uzatırken karşımızdaki elini yumruk haline getiriyorsa bizim yapacak bir şeyimiz olmaz. Ama biz her zaman elimizi barış için uzatacağız, sevgi için uzatacağız, yeter ki karşımızdaki eller yumruk haline gelmesin.
Türk dış politikası sıkıştı mı sizce Ermeni tasarısı konusunda?
Şu anda böyle bir şey problem söz konusu değil. Ermenistan’la ilgili gelişmelerde de sıkıntı bizim değil, sorun bizim değil, aslında Ermenistan’ındır…Ve şu anda Ermenistan’ın çok önemli bir kararı vermesi lazım. O da diasporanın ipoteğinden Ermenistan’ın kurtulması lazım. Eğer Ermenistan’ı seven ülkeler varsa, başta Amerika, Fransa, Rusya olmak üzere, bir defa Ermenistan’ı bu diasporanın ipoteğinden kurtarmaları gerekir.
Peki Ermeni tasarısının başka ülkelerin parlamentosunda kabul edilmesi konusunda ne diyorsunuz?
Bunların hiçbirisi bizi ilgilendirmez. Bunların hiçbirisinin Ermenistan-Türkiye arasında bir yeri yok. Bunlar kendi kendilerine rol çalıyorlar. Bu ülkelerin Ermenistan ile ne alakası var, bunlara kim bu görevi verdi? Nereden çıkarıyorlar bu görevi? Burada eğer taraf ülke varsa bu Türkiye Ermenistan’dır- eğer taraf ülke varsa… Bunlar almış oldukları bu kararla şov yapıyorlar… Ve Ermenistan halkına da zarar veriyorlar… Bir şey eğer olacaksa da çıkmaza giriyor…
Bakın benim ülkemde, 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama 100 binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu yüz binine hadi siz de memleketinize diyeceğim; bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar… Ülkemde de tutmak zorunda değilim. Yani şu anda bizim bu samimi yaklaşımlarımızı bunlar bu tavırlarıyla ne yazık ki olumsuz istikamette etkiliyorlar, bunların farkında değiller.
Ermeni tasarısı nedeniyle ABD ile yaşanan gerginlik Ortadoğu’da oynamak istediği rolü gölgeleyebilir mi?
Biz elimizden geleni yaparız. Yani her şeyi sonuna kadar götürmek, neticelendirmek, rol çalmak – bizim böyle bir görevimiz yok. Biz iyi niyetle bir şeyler yapmanın gayreti içerisindeyiz… Bölgede, ikili, tüm bunlarda biz acaba dünya barışına nasıl katkıda bulunabiliriz? Hep bunun gayreti içerisindeyiz.Ermenistan ile olan ilişkilerde de bugüne kadar hep bu yaklaşım içinde olduk, bu anlayış içerisinde olduk, ama bazıları herhalde bizi anlamak istemiyorlar. E bu da bizi üzüyor tabi.
Bu durumda Türkiye’nin Orta- doğu’da daha geniş bir rol oynama isteği zarar görebilir mi?
Bu bizim isteğimizdir, burada illa olsun diye de bir gayretimiz yok. Şu anda bizim örneğin Irak ile yaptığımız anlaşmalar var; 48 anlaşma yapmışız. Suriye ile 51 anlaşma yapmışız. Suriye bizimle bu anlaşmaları yaparken, ülkesindeki Ermenilerden dolayı ben bu anlaşmayı yapmıyorum dememiştir. Niye? Bize inanmıştır, biz de Suriye’ye inanmışızdır.
Arabuluculuk anlamında mı söylüyorsunuz yani olmazsa?
Arabuluculuk noktasında zaten Suriye’nin bize karşı olan yaklaşımı çok farklı… Yani şurada bir şeyi çok açık net ortaya koymamız lazım. Özellikle İran Irak Suriye bu bölgede, tabii Ermenilerin de yerleştiğini bilmemiz lazım. Yoğun şekilde mesela İran’da Ermeni var… Aynı şekilde Suriye’de Ermeniler var. Ama bizim bu ülkelerle bu görüşmelerimizi hiçbir zaman engellememiştir…
Bizim ülkemizde 100 bin kadar vatandaşımız olmayan Ermeni’nin bizde yaşamasına çalışmasına müsaade ediyorsak, bu da bizim bir yaklaşım tarzımızdır. Ne denli barışa yönelik bir yaklaşım tarzı içerisinde olduğumuzu göstermesi bakımından önemlidir ama bunun karşılığını da bizim görmemiz lazım.Eğer biz bunun karşılığını göremezsek herhalde biz de başımızın çaresine bakacağız.
Bir an önce o kişilerin sınır dışı edilmesi?
Gerekirse.
Sınırdışı ederiz diyorsunuz?
Ama tabi dünden bugüne değil.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran hakkındaki bir soru üzerine de, Ahmedinecad’ı Ortadoğu’da bir nükleer anlaşmazlığın riskleri konusunda uyardığını belirterek, “Ben ona (Ahmedinecad’a) bölgede nükleer silah istemediğimi söyledim ve Ahmedinecad da bana kendilerinin nükleer silah geliştirme niyetinde olmadıklarını söyledi.” dedi.
Fransız Basın Ajansı (AFP) Başbakan Erdoğan’ın BBC’ye “100 bin Ermeni’yi sınır dışı ederiz” şeklindeki açıklamasını, “Türk Başbakanı Ermeni çalışanlarını sınır dışı etmekle tehdit etti” başlığıyla verdi.
Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz ocak ayında da TRT-1’de yayınlanan “Enine Boyuna” programında kaçak Ermeniler konusunu gündeme getirmişti. Kendisini ziyaret eden İstanbul’daki Ermeni vatandaşlardan bir temsili grupla yaptığı görüşmeye değinerek şöyle konuşmuştu:
“Türkiye’de 170 bin civarında Ermeni var. Bu Ermenilerin yaklaşık 70 bini vatandaşımız, diğerleri kaçak olarak bulunuyor. Biz bunlara göz yumuyoruz. Çünkü böyle bir gerilimi istemiyoruz. Demek ki bir dertleri, sıkıntıları var, ülkemize gelmişler. Kendileriyle de bunu konuştuk. Bizden bazı farklı ricaları oldu. Bizim asla yasal bir zemine sağlam olarak oturmadıktan sonra bu işi kabullenmemiz söz konusu değil. Bu kadar kaçak Ermeni vatandaşını burada kabul ediyoruz. Ama bunları kimse dile ve gündeme getirmiyor.”
Kaynak: Milliyet
“Türkiye’nin Yanındayız!”
AMERİKA Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi James Franklin Jeffrey, Türkiye’nin, İsrail ve Suriye arasında arabulucuk yapmasını desteklediklerini söyledi. Jeffrey, “İsrail ve Suriye arabuluculuğu için Türkiye’nin yanındayız. Eğer iki tarafta bunu kabul ederse biz bunu destekliyoruz” dedi.
ABD Ankara Büyükelçisi James Franklin Jeffrey, bir dizi gezi ve ziyaretlerde bulunmak üzere Konya’ya geldi. Büyükelçi Jeffrey, ilk olarak Mevlana Müzesi’ni ziyaret etti. Ayağına galoş takarak Müze’ye giren Jeffrey’e, Müze Müdürü Yusuf Benli, eserler hakkında bilgi verdi. Müze Müdürü Yusuf Benli ile Türkçe sohbet eden Büyükelçi Jeffrey, kuranların bulunduğu bölümü de inceledi.
ABD Ankara Büyükelçisi James Franklin Jeffrey, Mevlana Müzesi’nden sonra Konya Valisi Aydın Nezih Doğan’ı makamında ziyaret etti. Buradaki ziyarette de Türkçe konuşmayı tercih eden Büyükelçi Jeffrey, ziyaret sırasında gazetecilerin sorularını da cevapladı.
Bir gazetecinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail ve Suriye arasında arabulucu olabileceği hakkında yaptığı açıklamayı hatırlatması üzerine Büyükelçi Jeffrey, Türkiye’yi desteklediklerini söyledi.
Büyükelçi Jeffrey, “İsrail ve Suriye arabuluculuğu için Türkiye’nin yanındayız. Eğer iki taraf da bunu kabul ederse biz bunu destekliyoruz. Özellikle Türkiye’yi arabulucu olarak hoşgörüyoruz. Çünkü eskiden, bir sene önceye kadar Türkiye başarılı bir rol oynuyordu” diye konuştu.
Büyükelçi Jeffrey, İran’daki yaşanan son gelişmeleri ABD olarak nasıl değerlendiriyorsunuz ? sorusu üzerine ise şunları söyledi:
“Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, önemli temaslarda bulunuyor. Bu konuda aktif bir rol oynuyor. Türk hükümetine teşekkür ediyoruz. Bizim Türkiye ile çok yakın temaslarımız var. İnşaallah bu kriz sona erecek. Eğer bir sonuç çıkmazsa Birleşmiş Milletler bu konuyu ele alacaktır. Güvenlik Konseyi ile bu konu ele alınacak.”
Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, ikili görüşmenin ardından ABD Ankara Büyükelçisi Jeffrey’e Mevlana’nın en önemli eseri olan Mesnevi’nin İngilizce çevirimi ile seramik semazen biblosu hediye etti. Büyükelçi Jeffrey de, Vali Doğan’a ABD’yi anlatan kitap verdi. Jeffrey, daha sonra MÜSİAD Konya Şubesi tarafından, şube binasında büyükelçi adına verilen yemeğe katıldı.





