Hala Kayısı Tüketmiyor Musunuz?

Temmuz 3, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Siz hala kayısı tüketmiyor musunuz? Cevabınız evet ise birçok mineral ve vitaminlerden eksik kalıyorsunuz demektir. İnsan sağlığı bakımından önemli bir yere sahip olan kayısı hakkında yazıyı okuduktan sonra fikrinizi değiştireceğinize eminim.

Kayısı, insan vücudunun günlük enerji ve protein gereksiniminin karşılanmasında çok az katkıda bulunmakla birlikte mineral maddelerden potasyum ve vitaminlerden ß-karotence çok zengindir.

A vitaminin öncül maddesi olan ß-karoten vücudu ve organları saran epitel doku, göz sağlığı, kemik, diş gelişmesi ve endokrin bezlerinin çalışması için gereklidir. Bu görevlerinden başka A vitamini üreme ve büyümede, enfeksiyonlara karşı vücut direncinin artmasında önemli rol oynar. Diğer taraftan A vitamini normal vücut hücrelerinin kanserli hücreye dönüşmesinin başlıca sorumlusu olan aktif karsinojenlerden tekli oksijenin oluşmasını önlemekte veya oluştuktan sonra etkisiz hale getirmektedir. Ayrıca A vitamini organizmanın ve sağlıklı hücrelerin direncini artırarak kansere karşı koruyucu görevi yapmaktadır. Bu koruyucu aktivite sigara ve alkol kullananlar için daha da önemlidir. Serbest radikallerin oluşumuna ve hücre ölümüne neden olan protein ve yağ asitlerinin bozulma tepkimelerini önlemektedir. İçeriğindeki ß-karotenden başka önemli bir antioksidan madde likopende içermektedir. Likopen yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarına neden olan damar tıkanıklığını engellenmesinde etkilidir.

Kayısının sodyumca fakir potasyumca zengin olması nedeniyle kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları, hepatit siroz tedavisinde olumlu etkileri olduğu bildirilmektedir. Kuru kayısının beslenme ve sağlık açısından en önemli bileşiklerinden birisi de diyet lifidir. Kuru kayısının 100 g’da yaklaşık olarak 24 g diyet lifi bulunur. Yetişkin bir insanın günlük diyet lifi gereksinimi ise 25 gramdır. Diyet lifi sindirim sistemimizde salgılanan enzimler tarafından hidrolizlenemeyen polisakkarit ve lignin gibi bileşiklerden oluşmaktadır. Diyet lifi kabızlık, irritabl kolon sendromu, apandisit, hemoroid, diş hastalıkları, şişmanlık, şeker hastalığı, kroner kalp hastalıkları ve kolon kanseri gibi hastalıkların oluşum riskini azaltmakta, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlamaktadır.

Kuru kayısı seçerken; astım krizini tetikleyeceği için sülfür diyoksitte konserve edilmiş kuru kayısıları kullanmayınız. Böcek ilacı kalıntıları kuru meyvelerde daha yoğun olacağı için, özellikle de çocuklar için organik olanları seçmeye özen gösteriniz.
100 gr taze kayısının besin değeri:

Enerji: 80 kalori
Protein: 1 gr
Karbonhidrat: 7 gr
Lif: 2 gr
Vitamin: 5 mg
Potasyum: 250 mg
Lezzetli Taze Kayısı Lokmaları
Malzemeler:
12 adet taze orta boy kayısı (ikiye bölünmüş olacak)
Küçük küçük doğranmış fıstık ( veya fındık veya badem)
1 kutu meyveli yoğurt

Yapılışı:

İkiye bölünmüş kayısı parçalarının her birinin ortasına 1 çay kaşığı meyveli yoğurt ekleyiniz, üzerine doğranmış fıstık parçalarını serpiniz. Yaklaşık 1 saat kadar buzdolabında bekletin. Yaz aylarında hafif bir tatlı veya küçük atıştırmalıklar olarak tüketebilirsiniz.

Çok özel bir diyet:
Sabah:
1 adet beyaz peynirli ve domatesli tost
1 su bardağı taze sıkılmış meyve suyu

Öğlen:
4 adet ev yapımı köfte veya ½ tavuk göğüs ızgara
2 yemek kaşığı pilav veya makarna veya 1 ince dilim ekmek
Sınırsız salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı)

İkindi:
6 adet taze kayısı lokması

Akşam:
4 yemek kaşığı sebze yemeği
1 su bardağı ayran
1 ince dilim tam buğday ekmeği
Sınırsız salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı)

Gece:
4 adet taze kayısı lokması veya 1 orta boy elma veya 12 kiraz

Uzm.Dyt.Selahattin Dönmez

Dondurma Ne Kadar Tüketilmeli?

Haziran 24, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Yaz ayların vazgeçilmeyen yiyeceği dondurma ne kadar tüketilmeli? Dondurma kilo aldırır mı? Dondurma sağlığa zararlı mıdır, faydası var mıdır? Çocuklar ne kadar dondurma tüketmeli? İşte dondurma hakkında merak ettiklerinizi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Karaböcüoğlu sizler için anlatıyor:

Dondurma besleyici midir?

Dondurma süt, şeker, salep, yumurta, vanilya, meyve püresi, kakao kullanılarak üretilen besleyici özelliği yüksek olan bir süt ürünüdür. Süt proteini, karbonhidrat, kalsiyum, fosfor, demir, çinko, magnezyum, A, E, C, D ve B vitaminleri içerir. 100 gram dondurma 100 gram sütten daha fazla enerji, mineral ve vitamin içerir. Ancak dondurma çocuklar için ana besin kaynakları içinde sayılmaz. Kalsiyum ve protein gereksinimi öncelikle süt, yoğurt ve peynirden karşılanmalıdır. Dondurma ve pudingler süt ürünleri olmakla birlikte ekstra şeker ve diğer başka katkılar içerdiği için ikinci sırada önerilecek yiyeceklerdir. Ama yazın çocuklarda süt tüketimi azalabiliyor. Daha çok soğuk, gazlı içeceklere yönelme görülüyor. Daha yoğun şeker ve katkı maddesi içeren bu içeceklerdense, dondurmanın tüketilmesi önerilebilir.

Dondurma üretimi çok önemli

Tüm besin maddelerinde olduğu gibi dondurmanın da üretimden tüketime ve sunulmasına kadar geçen aşamada sağlıklı koşullara maksimum dikkat edilmesi gerekir. İçerdiği süt mutlaka pastörizasyon işleminden geçmelidir. Pastörize olmayan sütten brusella (malta humması) denilen hastalık bulaşabilir. Genellikle pastörize olmayan süt ve süt ürünlerinin tüketiminden 6-8 hafta sonra bulgu vermeye başlayan bu hastalıkta nöbetler halinde gelen ateş, gece terlemeleri, baş, boyun, eklem ve kas ağnlan olur. Sığır tüberkülozu da yine pastörize edilmemiş süt ürünlerinden bulaşabilir. Aynca kullanılan yumurtanın kabuğundan salmonella bakterisi bulaşabilir ve 6-24 saat içinde besin zehirlenmesi bulguları ortaya çıkabilir.

Ambalajlama ve satış koşulları

Uygun koşullarda üretilen dondurmanın uygun ambalajlanması ve soğuk zincir kurallarına kesinlikle uyularak satılacağı ortama ulaştırılması da sağlık için zorunludur. Açıkta satılan dondurmalarda ise üretilme tarihi, saklanma koşulları, kullanılan kaşıkların uygun solüsyonlarda bekletilmesi, bu solüsyonların sık değiştirilmesi, kaşıkların sık temizlenmesi, hizmet eden kişilerin sağlık kontrollerinin düzenli yapılması dondurma yenmesine bağlı salgın hastalıkları önler.

Her çocuk dondurma yiyebilir

İlk 1 yaşta, genellikle bütün besinlerle yeni tanışan ve alerji riski yüksek olan çocuklara vermek doğru olmayabilir. Kanıtlanmış inek sütü ve yumurta alerjisi olan çocuklara dondurma yedirilmemelidir. Diyabetik çocuklarda, doktoruna danışılarak diyeti düzenlenerek verilebilir. 1 yaş üstü çocuklarda her besinde olduğu gibi aşırıya kaçmadan günde 1 -2 top dondurma tüketimi faydalıdır. Ancak genellikle yemek üstüne verilmesi hem iştah kapanmasını önler hem de midede soğuk yiyeceğin yaratacağı kramp tarzı rahatsızlıkların ortaya çıkışına neden olmaz. Dondurma ağız ısısını 4-7 derece düşürür. Yerken ağzınıza aldığınız dondurmayı 6-10 saniye ağzınızda çevirmek, yavaş yemek dondurmanın soğuk etkisini azaltacaktır. Dondurma yeme-nin mevsimi yoktur. Her mevsim tüketilebilir. Dondurma yemek ile üst solunum yolu hastalıktan arasında bilimsel olarak kanıtlanmış bir ilişki yoktur. Ancak hasta olan çocukta soğuk yiyecek tüketimi boğaz bölgesinde rahatsızlık hissini artırabilir.

Aşırı tüketmek kilo aldırır

Dondurma yağlı sütten yapılır, karbonhidrat içeriği de fazladır. Çeşitlendirirken içine eklenen çikolata ve meyveler kalori yükünü daha da artırır. Aşın tüketimi, benzer özellikli besinler gibi kilo alımına neden olabilir. Tüm besinlerde olduğu gibi kontrolsüz aşın tüketim, obezite riskini artırabilir. Tek başına obeziteden sorumlu değildir. Çocuk beslenmesinde ana besin maddesi değildir. Ancak özellikle süt ve süt ürünlerini az tüketen çocuklarda kalsiyum kaynağı olarak tüketimi teşvik edilebilir.

Öncelikle süt yoğurt ve peynir

Çocukların öncelikle besin gruplarını dengeli tüketmesi ve her besinden yeterince yemesi gerekir. Büyüyen çocukta protein, enerji ve kalsiyum gereksinimi fazladır. Uzman olarak bunların öncelikle süt, yoğurt ve peynir ile karşılanması gerektiğini belirtmeliyiz. Ancak direkt alımında zorluk varsa yoğurdun ayran, cacık, çorba şeklinde, peynirin omlet veya eritilerek verilmesi gibi sütün de kışın sahlep, çikolatalı süt, yazın ise dondurma olarak tüketilmesi az süt tüketiminden daha iyi olacaktır. Ama kalorisi süte göre daha yüksek olduğu için, obezite riski açısından tüketimini günde 1-2 top ile kısıtlamak gerekecektir.

Alıntıdır

Yüzerken Reflü Olmayın!

Haziran 16, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Aman dikkat! Yüzerken reflü olmayın! “O da nereden çıktı?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de öğrendim ki tok karınla yüzmek yaz reflüsü yapıyormuş. Sıcakların arttığı şu havalarda kendimizi denize, havuza atarken dikkat edelim, tatilimiz “reflüyle” zehir olmasın!

Konuyla ilgili Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, reflü hastalığı hakkında merak edilenleri anlatmış. İşte yaz reflüsü hakkında bilmemiz gerekenler:

* Yazın reflü şikayetleri neden artar?

- Reflü hastalığının mevsimlerle aslında direkt ilişkisi yoktur. Ancak yaz aylarında çay ve gazlı içecekler gibi sıvıların fazla miktarda tüketilmesi, reflüyü artırabilir. Ayrıca yaz aylarında geç saatlere kadar oturulması, geç saatlere kadar yemek yenmesine ve miktarının artmasına neden olur. Bu da yukarı kaçan mide içeriğini fazlalaştırır. Yine yaz aylarında soğuk ve buzlu içeceklerin içilmesi, barsak hareketlerini azaltır. Bu da barsaklarda gaz ve şişkinliğe neden olur. Bu durumda reflüsü olan hastaların şikayetleri artar.

* Yazın sıcaklarda endoskopi yapılır mı, yoksa sonbaharı mı beklemek lazım?

- Günümüzde endoskopi en güvenilir teşhis araçlarından biridir. Uyutularak yapıldığı için her zaman diliminde ve her mevsimde yapılabilir. Sık endoskopi yapılmasının bile hastaya bir zararı yoktur.

* Yazın reflü ameliyatları yapılır mı, yoksa sttretta mı daha uygun?

- Stretta, radyofrekansla dokuların ısıtılmasına dayanan bir yöntem. Ancak sınırlı sayıda reflü hastasına ugulanabilir. Laparoskopik reflü ameliyatları ise; eğer hasta sürekli ilaç içmek zorunda ise, ilacı kestiğinde şikayeti tekrarlıyorsa, özellikle de genç yaş grubunda olanlara önerilir. Ayrıca hastada bulantı hissi, sürekli öksürük ve ses kısıklığı varsa öneriyoruz. Bu operasyon kapalı yöntemle yapıldığı için yeterli tecrübesi olan merkezlerde her mevsimde yapılabilir.

* Reflü tedavisinde ilaç kullanan kişiler, ilacı kestikleri anda şikayetleri alevlenir mi, ilacı kesince ne yapmalılar?

- Bu ilaçlar doktor kontrolünde olmadan kullanılmamalıdır. Uzun süre yüksek doz kullanıldığında kemik erimesi, özellikle yaşlı hastalarda zatürree ve mide polipleri gelişimine neden olabilir. Kapak yetmezliği olan hastaların yüzde 30′u hayat boyu ilaç kullanmak zorundadır. Bu gruptaki hastaların ilaç kesildikten bir süre sonra şikayetleri tekrarlar. Asit düşürücü ilaçlar bir anda kesilirse, midede aşırı asit salınımına bağlı olarak şikayetler artmış olarak geri dönerler. Uzun süre ilaç kullanan hastalarda, ilaç doz atlayarak yavaş yavaş kesilmelidir. İlaç kesildikten sonra ertesi gün şikayetleri hemen başlayanlarda alternatif ve tek kalıcı tedavinin ‘laparoskopik cerrahi’ olduğu unutulmamalıdır.

* Diyet reflüyü tetikler mi?

- Kilo verme amaçlı diyet yapmanın reflü hastalığına iyi geldiğine dair net bir kanıt yok. Diyet sırasında yasaklı meyve ve sebzeleri daha az tükettikleri ve alkol alımını sınırlandırdıkları için reflü şikayetleri azalabilir. Şişmanlarda reflü çok görülmesine rağmen çok zayıf insanlarda da reflü görülebilir. Bunun için, reflü hastalarına kilo vermelerini öneririz.

Tatiliniz zehir olmasın istiyorsanız:

Yaz beslenmesinde reflüye karşı dikkat edilmesi gerekenler şunlar:

* Az miktarda ama sık ve düzenli yemek yiyin.
* Yavaş yemek yiyin ve iyi çiğneyin.
* Yatmadan en az üç saat önce yemeği ve içmeyi kesin.
* Yemekle birlikte su içmeyin, sıvı besinleri öğün aralarında alın.
* Özellikle gazlı içeceklerden uzak durun.
* Öğlen yemeklerinden sonra uyumayın ve yüzmeyin.
* Çok sıcak ya da çok soğuk yemeyin.

Yasak Gıdalar:

Portakal suyu
Limonata
Limon
Greyfurt suyu
Domates
Patates kızartması
Patates püresi
Kuru soğan
Patates cipsi
Hot dog
Hamburger
Yağlı peynir
Üzüm
Çilek
Şeftali

Bu besinlerden uzak durulmalıdır.

Kaynak: Esra Tüzün / Sabah Pazar

Düşünce Yapını Değiştir, Kilo Ver!

Haziran 16, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Düşünce yapını değiştir, kilo ver! Kulağa ne kadar basit geliyor değil mi? Öyle de zaten :)

Eğer bedeninizde değişim yaratmak istiyorsanız, öncelikle düşünce yapınızı değiştirmeniz gerekiyor. Bu kanıtlanan bir şey. Mizacınız kilo almanıza neden olabilir.

Olması gereken kilonun %20 üzerinde olan kişi, şişman tanımlamasına girer. Bazı şişman kişilerin duygusal sorunları vardır. Kişinin kendi vücudundan nefret etmesi bu sorunlardan biridir.

Atıştırmak, karbonhidratların yarattığı duygusal değişikliklerle ilgilidir. Sürekli karbonhidrat ağırlıklı beslendiğinde kişi daha az depresif, daha az yorgun ve daha canlı olmaktadır. Bu durum, karbonhidratın vücuda getirdiği kalori ile ilgilidir.

Şişman kişiler, oral-ağız döneminde kalmışlardır. Duygularını emme, çiğneme ve ısırma davranışları üzerinden tatmin ederler. Aşırı iyimser ya da kötümser olabilirler. İddialıdırlar. Her an bir iş peşindedirler. Tahammülsüz ve tez canlıdırlar. Bağımlı kişilik özelliklerine yatkın göstergeleri vardır.

Kilo azaltma sürecinde, eğer kişinin motivasyonu yoksa, sonuç başarılı olmaz. Bu yüzden, önce kişinin motive edilmesi ve sonra diyete sokulması gerekir.

Çoğu şişman kişi geceleri yemek yer. Buna eşlik eden ise, uykusuzluk ve sabah yemek yememektir. Bunlar bazı stres dönemlerinde daha atan durumlardır.

Şişmanlıktan kurtulmak için, önce kişinin kendisi aşırı yeme davranışı içinde bulunduğunu fark etmelidir. Ayrıca, kilo vermek konusunda sahip oldukları negatif düşüncelerden kurtulmaları gerekir. Olumsuz düşünceler yerine daha olumlu, iyimser düşüncelere sahip olmaları gerekir.

Psikolojik olarak, kişilerin karşılaştıkları olaylara duydukları üzüntü, gerginlik gibi hisler sonucu, aşırı yemeye bağlılık ortaya çıkar. Bir aile üyesinin kaybı, ayrılık, yalnızlık korkusu gibi duygular, kilo artışına neden olur.

Bu kişiler, genellikle kolay kolay ortaya çıkarmazlar. İçlerinde yaşadıkları hisleri dışarıya vurmamak, onları depresif biri yaparken, aşırı yemeğe de zorlar. Bu kişiler, ağır diyetlerle kilo verseler bile, içlerindeki duyguları dışarı vurmayı öğrenmedikleri sürece kısa sürede yeniden kilo alırlar.

Kaynak: MSN Kadın

Doğru Beslenme Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Haziran 13, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Çoğumuz herhangi bir diyetisyene gitmeden, rast gele diyetlerle kilo veriyoruz ve çoğu zaman bu diyetlerin aslında en önemli organımız olan beynimize nasıl etki ettiğini bilmiyoruz. Dr. Alan C. Logan “Beyin Diyeti” kitabında, beynimiz için en önemli gıdalardan nasıl mahrum bırakıldığımızı ve beyin sağılığımız için nasıl beslenmemiz gerektiğini anlatıyor.

Doğru Beslenme Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Tıbbın son keşif alanı olarak tanımlanan beyin, 100 milyar sinir hücresi (nöron) ve çok daha fazla sayıda destekleyici hücreyle (glia hücresi) şüphesiz en karmaşık organımız. Beyin, vücut orkestrasının şefidir. Düşüncelerimizi, eylemlerimizi, duy gularımızı ve temel arzularımızı yönetir. Birkaçını saymak gere kirse kalp atışımız, soluk alıp verişimiz, uyanıklığımız ve uyku muz ve sindirim işlevimiz gibi üzerinde nadiren düşündüğümüz aktiviteleri düzenlemekle sorumludur. Beynin üstlendiği bu yo ğun işleri düşünürsek vücudun sahip olduğu tüm enerji kaynağı nın yüzde 20’sini kullanması çok şaşırtıcı gelmemeli. Bu enerji nin kaynağı nedir? Yanıt basit: Aldığınız besinler. Besinler sade ce beynin gerektiği gibi işlemesini sağlayacak yakıtı sağlamakla kalmaz, beynin yapısını ya da yapı iskeletini de destekler. Aldığı nız her lokmanın beynin işleyişi ve yapısı üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli sonuçları vardır. Sizin de göreceğiniz gibi çok sayıda önemli besin (vitaminler, mineraller, karbonhidratlar, proteinler, yağlar ve bitkisel besinler) beynin performansını ve işleyişini uzun vadeli olarak sürdürmesi açısından ciddi derecede etkilidir.

“Fast food ile beslenmek kavrayış yeteneğimizi kesinlikle köreltir!”

Bilim insanları beynin karışık anatomisini ve fizyolojisini çözmeye başladıkça, akıl sağlığı ve nörolojik sağlık üzerinde be sinlerin etkisini tarih boyunca hafife aldığımız ortaya çıkıyor. ‘Beslenme nörobilimi’ adı verilen bu araştırma alanı emekleme döneminde olsa da şimdiden çok büyük çalışmalar yapılmış du rumda. Çağdaş beslenme tarzının üzücü gıdasal gerçekleri bey nin olması gerektiği şekilde İslemesi ve işlevini sürdürmesi için yetersiz. Evet, kalitesi düşük besinler ve fast food ile idare edebi liriz ama bu şekilde beslenmek kavrayış yeteneğimizi kesinlikle köreltir ve zamanla beyni tıkar. Bilimsel araştırmalar beynin en iyi besinlere gereksinimi olduğunu gösterse de çoğu Kuzey Amerika lı beyinlerini ortalama bir yakıtla çalıştırıyor. Beyin gıdasının ye tersizliği düşük beyin performansına ve hayatın günlük sıkıntı, bezginlik ve zorlanmalarına zemin yaratır.

Yağsız beslenme fiyaskosu!

Karbonhidratlar, proteinler ve yağlar olarak sayabileceğimiz makro besinler beslenmenin başrol oyuncularıdır. Son 30 yıldır hangi makro besinin en iyisi olduğu ve hangi grubun tüketilme mesi gerektiğiyle ilgili birbiri ardına çıkan modalar gördük, 1970′lerin sonunda ve 1980′lerde yağsız beslenme fiyaskosu ve yeni yüzyılın başlarında karbon hidratsız beslenme çılgınlığı yaşa dık. Bu beslenme saçmalıkları, bu efsaneleri yayan gıda şirketle ri ve restoranlara büyük kâr kaynağı oluştururken tüketiciler için özellikle de beyin sağlığı konusunda nispeten çok az kazanç sağ ladı. Düşünün ki beynin kendisinin de yüzde 6O’ı yağdan oluşu yor ve uygun yapı ve fonksiyonunu koruması yağa dayanıyor. Düşünün ki kompleks karbonhidratlar beynin yakıtının sürekli akışını sağlar ve onlar olmadan beyinde önemli kimyasal taşıyıcı ları oluşturan belirli proteinler (amino asitler) daha az olur.

Karbonhidratları diyetinizden kaldırırsanız ne olur?

Protein ve karbonhidratın ciddi şekilde kısıtlandığı diyetle ri yapanlardan, kilo vermelerine rağmen sinirli olduklarını ve enerjilerinin düşük olduğunu çok duydum. Güney Illionis Üniversitesi’nden Dr Brian Butki ve ekibinin 2003 yılında yaptıkla rı bir araştırma, Atkins benzeri diyetler yapanlarda yüksek sevi yede yorgunluk ve keyifsizlik görüldüğünü ve fiziksel aktivite so nucu normalde ortaya çıkan ‘iyi hissetme’ durumunu yaşayama dıklarını ortaya koydu. Kompleks karbonhidratları diyetinizden kaldırırsanız, vücudunuzun temel enerji kaynağını da ortadan kaldırmış olursunuz.

Bunun yanında esmer pirinç, tam buğday ve yulaf kepeği gi bi tam tahılları içeren kompleks karbonhidratlar, beynin işlevleri ni sürdürebilmesi için hayati önemdeki temel besinleri sağlar. Yenmediği için eksikliği ortaca çıkacak temel besinlerin yerine mullivitamin ve mineral takviyesi öneren (düşük karbonhidrat di yeti gibi) diyetler karşısında her zaman temkinli olmuşumdur.

“Basit şekerler nöronları telefon başında bekletir durur!”

Beslenme modalarının küllerinden iki çok önemli düşünce doğdu: Yağların da karbonhidratların da iyi ve kötüsü var. Elbette her iki kategoride de iyi olan, işleyen ve uzun vadeli beyin sağ lığını destekleyeni var. Aldığımız bu derslere rağmen hâlâ bazı üzü cü gerçekler bulunuyor. Düşünün ki karbonhidratların en önemli kaynağı olan tahıl taneleri, alınan toplam enerjinin yüzde 24′üne denk geliyor. Buna rağmen tahıllardan aldığımız enerji nin sadece yüzde 3,5′inin tam tahıllardan geliyor olması gerçek ten üzücü bir durum. Son iki yüzyılda Batılı ülkelerde rafine şe ker tüketimi sekiz kat arttı ve daha yakın tarihe bakarsak, alkol süz içeceklerde bulunan yüksek früktozlu mısır şurubu 1970′lerde kişi başına 225 gram düşerken 1997′de bu rakam 27 kilogra mı aşmış! Bu basit şekerler geçici bir destek sağlasa da beyin için bir kandırmacadan başka bir şey değildir. Çok kısa bir süre içinde kan şekerinde ciddi bir düşüş olur ve beyin daha fazlasını tüketmek ister. Kompleks karbonhidratlar enerji ve yaşamsal besinlerin yavaş ve sürekli akışını sağlar. Basit şekerler boş kaloriler olarak bilinir ve beyin söz konusu olduğunda boş vaatler gibidirler. Tıpkı ikinci bir buluşma için aramayan bir erkek arkadaş adayı gibi, basit şekerler nöronları (sinir hücreleri) telefon başında bekletir durur.

Kan şekerini aniden yükselten ve ensülin salgısını arttıran hızlı şeker takviyesi, diyabet riskinde artışla ilişkilendirilir. Ensü lin, şekeri kullanılması ve depolanması için kan hücrelerimize yönlendirmekle görevlidir. Zamanla hücreler, sürekli yüksek se viyede ensülin bombardımanına karşı dirençli hale gelebilirler. Sonunda şekeri yönlendirmek için daha fazla ensülin gerekir ve bu gereksinim oldukça yüklü bir miktara ulaşır. Kalp ve damar hastalıkları ve diyabetin yüksel ensülin derecesiyle ilişkisinin iyi bilinmesinin yanında, yeni araştırmalara göre yüksek seviyede ensülin aynı zamanda Alzheimer gibi nörolojik bozukluklar ve depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklar için risk faktörü oluştu ruyor. Aslında birçok ülkede kişi başına düşen rafine şeker tüketiminin depresyon ve ciddi akıl hastalıklarında artışla ilişkisi vardır.

Vücudumuz dönüştürülmüş yağları ne yapacağını bilmiyor!

Yağlar yıllardır kötü bir üne sahip. Yağsız diyet çılgınlığı ve yağlara atılan iftiralar, sırf birkaç suçlu yakalanacak diye koca bir topluluğu tutuklamaya benziyordu. Yağlar söz konusu olduğun da gerçek ’suçlular’, doymuş yağlar ve dönüştürülmüş yağ asitle ri denilen insan tarafından değiştirilen yağlardır. Bu iki kötü adamın artık çok sayıda tıbbi rahatsızlık ve bunlara bağlı olarak beyin sağlığıyla ilgisi olduğu biliniyor. Doymuş ve dönüştürülmüş yağ lar katıdır, oda sıcaklığında serttirler. Dönüştürülmüş yağlar margarinlerde ve bazı hazır yiyeceklerde kullanılmak üzere sert yağlara dönüştürülmeden ön ce sıvı haldedirler. Dönüştürülmüş yağlar ‘hidrojene sıvı yağ’ ya da hamur işi yağı’ olarak sıralayabileceğimiz ‘yalancı yağlardır’. ABD hükümeti tarafından yapılan yeni düzenlemeler, tüketicile rin dönüştürülmüş yağları gıdaların üzerindeki etiketlerde tespit edebilmesini sağlıyor.

Genel yağ alımını azaltmamıza rağmen hâlâ toplam enerjimizin yüzde l5′ini doymuş yağ olarak ve günlük yağ asidi tüketimimizin yüzde 7’sinden fazlasını dönüştürülmüş yağlardan karşılıyoruz. Tıp Enstitüsü’nün tavsiyesi göz önünde bulundurulduğunda durum üzücü: “Doymuş yağlar, dönüştürülmüş yağ asitleri ve kolesterolün kronik hastalıkları önlemekte bilinen hiçbir faydası yoktur ve diyetin hiçbir aşamasında gerekli değildir. . . bu yağların alımının olabilecek en düşük seviyede tutulması tav siye olunur” (Tıp Knstitüsü 2(H)2. Enerji, Knibonhidr.it, Uf, Yağ Asitleri. Kolesterol. Protein. Amino Asitler için Referans Diyet Tüketimleri) Bu yağların ikisinin de kalp ve damar hastalıkları riskini arttırdığı biliniyor. Araştırmalar gösteriyor ki vücudumuz dönüştürülmüş yağları ne yapacağını gerçeklen bilmiyor ve ateş lenerek, kolesterolü yükselterek, diyabet riskini arttırarak kendi ne zarar veriyor. Ateşlenmeye yol açan, kan şekeri seviyesini ve kan dolaşımını bozan doymuş ve dönüştürülmüş yağlar gibi be sinlerle karşılaştığınızda, beyin sağlığına olumsuz etkileri olacağından emin olabilirsiniz.

Kesinlikle ihtivacımız olan iki çeşit yağ vardır: Omega 3 ve omega 6 yağ asitleri. Bu gruplar temel gruplar olarak bilinir çün kü bunları kendimiz üretemeyiz. Bu yüzden besinlerle tüketme ye mecburuz. Temel yağ asitleri beyni sıvı ya da iyi yağlanmış tu tar. Bu temel yağ asitleri bütün sinir hücrelerinin çevresinde bu lunan ve nöron zarı denilen özel bir tabakanın parçasıdır. Nöron zarı bazı önemli mesaj taşıyıcıların küçük gözeneklerden geçtiği yolu sağlamak zorunda oldukları için esnek ya da ‘akışkan’ ol mak üzere tasarlanmıştır, Eğer nöron zarı doymuş yağlar, koles terol ve dönüştürülmüş yağlarla beslenirse sertleşir ve esnekliği ni kaybeder. Nöron zarı gıdasal yağ seçimlerimizin iyi bir göster gesidir. Omega 3 ve omega 6 yağ asitlerinin eksikliğinde ve doy muş yağların aşın tüketiminde, bir sinir hücresiyle diğeri arasın daki iletişim esnek olmayan bir zar yüzünden tehlikeye girer. Birçok kişi için gıdasal yağ seçimleri nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların gelişimini ve tedavi sonuçlarını etkileyebilir.

“Yediğin ne yerse sen de o’sun!”

Gıdasal proteinler, nörotransmiter olarak bilinen, davranış ve duygu durumunu düzenleyen beyin kimyasallarının yapımın da kullanılan çok önemli amino asitleri sağlar. Örneğin, tryptophan’ amino asidi süt ve hindide bulunur ve “iyi hissetme” nörotransmiteri olan serotonine dönüştürülür. Tryptophan’ın serotonine dönüştürülmesi için bazı vitaminler gerekir ve karbonhid ratlar sayesinde etkili hale gelir. Bu yüzden çoğu kişi Şükran dü nü yemeğinden sonra gevşemiş ve uykulu hisseder. Hindiden alınan tryptophan beyne giden yolu, tatlı patates, garnitür ve kı zılcık sosuyla bulur. Tryptophan ve hindi arasındaki ilişki olduk ça iyi bilinir. Hatta Seinfcld dizisinin hayranları, Jcrry’nin uyutma sı için kız arkadaşını hindi ve şarapla ‘uyuşturduğu’ bölümü hatır layacaklardır. Diğer amino asitler duygu durumu ve enerjiyi dü zenleyen dopamin ve GABA (gamma amino butyric asit) nörotransmiterlerinin üretimi için önemlidir. Araştırmalara göre yiye cekler ve bazı besin takviyeleri, nörotransmiterleri etkileyebilme kabiliyetleri sayesinde birçok psikiyatrik ve nörolojik bozukluğa karşı yararlı olabiliyor.

Kesilmiş süt suyu, doymuş yağ olmaksızın yeterli miktarda yüksek kaliteli protein almanın en iyi yollarından biridir. Kuzey Amerikalılar protein bakımından genellikle eksik kalmaz, prob leme yol açan gıdasal proteinin ‘koşulları’dır. Genellikle protein işlenmiş et, yağlı süt, peynir ve yağlı biftek parçalarından alınır. Çok gerekli amino asitler bu protein kaynaklarında bulunur ama uzun vadede kimyasallar ve doymuş yağlar beyne hücum eder. Hayvan dokusunun gıdasal donanımının, hayvanın yağ asidi tü ketimini yansıttığını ve günümüzün hayvan yetiştirme yöntemle rinin (tohumla besleme) yediğiniz ette çok daha fazla omega 6′ya yol açtığını da göz önünde bulundurun. Ncw Yok Times Mugazincdeki hayvan yetiştiriciliği üzerine yazdığı zekice yazısında (This Stecr’s Life. 31 Mart 2002) Michael Pollan taralından söylendiği gibi eski “Ne yersen o’sun” sözü “Yediğin ne yerse sen de o’sun” olarak değiştirilmeli.

Kaynak: Dr. Alan C. Logan/ Beyin Diyeti

Protein Bakımından Zengin Besinler

Haziran 2, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Etin protein bakımından ne kadar zengin olduğunu hepimiz biliyoruz. Uzmanlar da bunu her seferinde doğruluyorlar. Özellikle çocukların ve hamilelerin daha fazla et tüketmesi gerektiğinin altını özellikle çiziyorlar.

Ama şu günlerde et fiyatları oldukça yüksek. Peki etin yerini tutan besinler, protein bakımından zengin besinler neler? Uzman Dr. Elif Güveloğlu protein bakımından zengin tarifler verdi.

Günlük protein gereksinimi, kişinin yaşına, içinde bulunduğu döneme göre değişiyor. 1-3 yaş arasında günlük protein ihtiyacı yaklaşık 15 – 18 gram iken, 10 yaşında bu miktar günlük 35 – 40 grama kadar çıkıyor. Erişkinlerde ise metabolik ihtiyaçlara göre değişmekle birlikte, günlük protein oranı 40 – 75 gram olarak öneriliyor.

“İdeal bir beslenme düzeninde günlük alınan toplam kalorinin en az yüzde 15’ini proteinler oluşturmalıdır” diyen Dr. Elif Güveloğlu, sporcularda, gebelerde, bebeklerde ve ergenlik çağında bu oranın yüzde 30 – 40’lara kadar çıkabildiğini söylüyor. Dr. Güveloğlu, büyüme ve gelişme geriliği olan çocukların protein ihtiyacının ise biraz daha fazla olduğunu belirtiyor.

Dr. Elif Güveloğlu, “Et tüketilemediğinde, etin yerine geçebilecek protein kaynaklarının da yine onun gibi hayvansal olması gerekir, bitkisel proteinler etin yerini tutamazlar” diyor ve en ucuz ‘kaliteli protein’ kaynağının yumurta olduğunu söylüyor. “Yumurta tüketmenin kolesterolü yükselttiği inanışı doğru değildir, tam tersine yumurtada vücudumuz için gerekli yağlar ve yararlı kolesterol vardır” diyen Dr. Güveloğlu, her gün 1-2 adet yumurta öneriyor.

Sebzelerden mantar, karnabahar ve ıspanak protein yapıtaşları içeriyor. Bu sebzelerin toplam protein değeri çok fazla olmamakla birlikte içerdikleri amino asitler vücutta diğer amino asitlerle birleştirilerek eksik olan proteinlerin oluşturulmasına yardımcı oluyor. Dr. Elif Güveloğlu, fazla et tüketemeyen kişilere ülkemizde bol ve ucuz bulunan bir sebze olan karnabahara yönelmelerini öneriyor.

Dr. Elif Güveloğlu, “Balığın fiyat ve lezzetinin protein içeriğiyle hiçbir ilgisi yoktur, lezzetli bulunan pahalı balıkların çoğu protein değil yağ oranı açısından zengindir” diyor ve başta hamsi olmak üzere, birçok ucuz balığın etin yerine geçip vücudun “kaliteli protein” ihtiyacını karşıladığını söylüyor.

Bakliyatlar, etin az tüketildiği dönemlerde ağırlık verilmesi gereken protein kaynakları olarak biliniyor. Proteinden zengin olanlar sıralamasında özellikle yeşil mercimek, nohut ve kuru fasulye yer alıyor. Soya fasulyesi de zengin bir protein kaynağı olarak görülüyor.

Dr. Elif Güveloğlu, besin takviyeleri arasında önemli yeri olan arı poleninin az miktarda tüketilmesinin bile son derece yararlı olduğunu belirterek, “1-3 yaş arası günde yarım çay kaşığı, 3-10 yaş arası 1 çay kaşığı, 10 yaşından sonra ise 1 tatlı kaşığı arı poleninin sabah aç karna alınması gerekli besin takviyesi yapmaya yeter” diyor.

KAHVALTI

Yumurtalı, lorlu ekmek (3 kişilik)

Malzemeler: 250 gram lor peyniri, 5 yumurta, ince kıyılmış dereotu ve maydanoz, kırmızı pul biber, istenirse bir miktar tereyağı veya zeytinyağı
Hazırlanışı: Malzemeleri harmanlayıp, ince dilimlenmiş tam buğday unundan yapılmış ekmeklerin üzerine sürün. Sonra fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin. Dereotundaki kalsiyum ve maydanozdaki C vitamini protein emilimini ve bio-yararlanımı artırır. Kırmızı pul biber protein sindirimine yardımcı olur. Tam buğday unundaki buğday kabuğu ise proteinin zararlı yan ürünlerine karşı vücudu korur.

ÖĞLE VEYA AKŞAM YEMEĞİ

Yoğurtlu nohut salatası

Malzemeler: 250 gram nohut, 250 gram süzme yoğurt, 1 demet maydanoz, 1 demet taze nane, 1 demet taze soğan, 2 adet mevsiminde taze veya kurutulmuş domates, 1 yemek kaşığı üzüm, 1 yemek kaşığı elma sirkesi, 4 yemek kaşığı zeytinyağı, karabiber, tuz.
Hazırlanışı: Nohutları birkaç saat ıslatıp, suyunu döküp yeniden su ekleyip pişirin ve soğutun. Sebzeleri çiğ olarak ve ince şekilde doğrayın. Doğradıklarınızı sirke, baharat, tuz ve zeytinyağı ile birlikte nohutlara ekleyin. Son olarak süzme yoğurdu bir miktar su ile çırpıp, üzerine koyun

Lor peynirli mantarlı omlet

Malzemeler: 2 adet yumurta, 200 gr lor peyniri, 200 gram mantar, 2 tatlı kaşığı zeytinyağı, tuz
Hazırlanışı: Mantarları dilimleyin, lor peyniri ve yumurtayla tuzu da ekleyip karıştırın. Zeytinyağını teflon tavada kızdırdıktan sonra tavaya kattığınız karışımı krep çevirir gibi döndürerek her iki yüzünü de pişirin.

Menopozda Nasıl Beslenmeli?

Mayıs 23, 2010 by GaMZeM  
Filed under Kadın

Kadınlar yaşamlarının üçte birini menopoz döneminde geçiriyorlar. Bugün menopoz, olumsuz etkilerini önlemeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık olarak kabul ediliyor.

Menopozdaki temel değişiklik kadınlık hormonu östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalmasıdır.Böylece kadında ateş basma,terleme,çarpıntı, uykusuzluk,ruhsal sarsıntı, sinirlilik en başta görülen belirtiler arasındadır.

Menopozda östrojen düzeyinde azalma ile kadınların kemiklerinden kalsiyum kaybı ile kemik kaybı hızlanır.Bu nedenle kalsiyum gereksinmesinde artış gözlenir. Kalsiyum pek çok hücresel fonksiyonun yanı sıra kemik yapımında kullanılan temel eleman olup eksikliği kadınlarda osteoporoza neden olur. Buna bağlı olarak sessiz omurga kırıklarıyla bel ağrıları,boyda kısalma ve kamburluk ortaya çıkar.

Menopoz öncesi günlük 1000 mg kalsiyum gereksinimi bu dönemde 1500 mg kadar oluyor. Bu da gösteriyor ki, beslenme biçiminizi düzenlerken kalsiyum içeren kaynaklara ayrıca özen göstermeniz çok önemli.

En iyi kaynak peynir, yoğurt gibi süt ürünleri. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez gibi ürünlerse iyi kaynaklar arasında yer alıyor. Limon, portakal, çilek, yumurta ise orta derecede kalsiyum kaynağı.

Besinlerin 100 gramı esas alınarak birkaç örnek verelim:

Yağlı inek sütü 119 mg,
koyun sütü 193 mg,
yoğurt 120 mg,
yağlı beyazpeynir 162 mg,
kaşarpeyniri 700 mg,
kurufasülye 145 mg,
roka ve maydanoz 200 mg,
asma yaprağı 400mg,
portakal, mandalina 40 mg,
limon 26 mg,
çilek 21 mg,
bulgur 36 mg,
makarna 27 mg,
dana, koyun ve tavuk 11 mg
pekmez 400 mg,
fındık 200 mg oranında kalsiyum içeriyor.

Menopoz süresince vücuttan demir kaybı azaldığı için demir gereksinmesinde azalma görülmektedir.Böylece demir yetersizliği riski de azalır.

Menopozda östrojen düzeyinin azalması ile kalp hastalığı riski artar ve yüksek kan basıncı görülür, kalp-damar sistemi hastalıklarında %60′a varan artışlar görülmektedir.

Menapoz döneminde vücutta olusan hormon düzeylerindeki değişme ile metabolik hız veya vücudun kullandığı enerji hızı genelde azalır ve kullanilan ilaçlardan dolayi kilo verme islemi zorlasir. Menapoz döneminde kilo verme hizi neredeyse yari yariya kadar düser .Bazı kadınlar daha önce hiç kilo sorunu olmasa bile kilo alırlar.Buna yaşın ilerlemesi ile daha sedanter bir yaşam sürmenin etkisi de eklenirse kilo kişi için büyük bir sorun oluşturur.Menopozun ardından yaşanan şişmanlık sorunu birçok sağlık sorunu için risk faktörüdür.

Bu nedenle sağlığınızı korumak için aşağıdaki maddeleri hayatınızda uygulamaya geçirin:

* Günde 3 ana 3 ara öğün tüketmeye çalışın.
* Su tüketiminizi artırın,günde 2.5-3 lt su içmeye çalışın.
* Toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol içeriği düşük bir diyet tüketin.
* Kolesterol sorununuzu ve sıcak basması sorununuzu önlemek için hergün aşağıdaki yöntemi uygulayın. 1 su bardağı suya bir adet kabuğu * kırılmış tam ceviz konulur.1 gece suda bekletilir. Ertesi sabah aç karnına önce ceviz yenilir üzerine suyu içilir.
* Posa miktarınızı artırın,bol sebze,günde maksimum 4 porsiyon meyva,kepekli ürünler yüketmeye çalışın.
* Fiziksel olarak aktif olun ( veya başlayın)
* Ağırlığınız ideal ise koruyun, değil ise bir diyetisyenden yardım alın.
* Tuz ve sodyumu azaltın.
* Soya ürünlerinde bulunan fitoöstrojenler , yumurtalıklar tarafından salınan östrojenin azalmış etkisini telafi ederek menapoz belirtilerinin azalmasına yardımcı olabilirler
* Menopoza girdiğinizde , hormon replasman tedavisi için doktorunuza başvurun.
* Günlük yaşaminizda streslerinizi kontrol edin.
* Sigarayı bırakın.
* Kolesterol düzeylerini ve kan basıncını yükseltebileceğinden dolayı alkol kullanmaktan kaçının.
* Vücut ağırlığınızı korumak için besin seçiminizi ve yaşam şeklinizi düzenleyin.Vücut ağırlığınızın düzenlenmesi için bir diyetisyene başvurun.

Maydanoz Her Derde Deva!

Mayıs 19, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Zayıflamaya yardımcı, kanı temizleyici, depresyonda doğal ilaç, cilt güzelleştirici, çocuklarda bağışıklık sistemi güçlendirici, yara iyileştirici… Bunlar sadece akla gelenler! Yemeklerimizi süsleyen mucize besin maydanoz içindeki etken maddeler işe bilim adamlarını şaşırtmaya devam ediyor!

Maydonoz her derde deva!

Evet, maydanoz hemen her rahatsızlığa maydanoz oluyor ama bu mecazi anlamda değil, gerçekten şifa anlamında. Maydanozun kıymeti, şifalı etkileri anlaşıldıkça, hastalıklar insanlardan kaçıyor…

İşte kökü, sapı, yaprağı, tohumu ile maydanoz mucizesi…

Maydanoz (petroselinum sativum)

Maydanozgiller familyasında kazık köklü, ufak ufak parçalı yapraklı bir bitkidir. Hoş kokuludur. İki yıl yaşar, ikinci yılı tohum zamanıdır. Tohum verdikten sonra kurur.

Maydanoz’un kökeni Avrupa’dır. Dünyada ve yurdumuzda yetiştirilmekte olan önemli bir kültür bitkisidir. Yalnız yaprağı değil, kökü, sapı ve tohumu da tedavi edici özelliğe sahiptir. Tohumunda bulunan “apiol” adındaki uçucu yağ tıpta kullanılmaktadır.

Tohumu nasıl olur?

2,5-3 cm. uzunlukta, armut biçiminde, esmer renkli ve özel kokulu tanelerdir. Bileşiminde; Yüzde 1-6 uçucu yağ taşımaktadır.

Vücuda faydaları nelerdir?

Tohumlarının; idrar ve safra söktürücü, bayanlarda adet kanamalarını kolaylaştırıcı nitelikleri vardır. Maydanoz tohumu, aybaşı sancılarını keser, adetleri düzenler, ağrıları giderir, akıntıları keser. Vücuda güç verir. Barsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Gazın dışarı atılmasını sağlar.

Dr. Schneider’e göre, her gün yenen 7gr. maydanoz insanın C vitamini gereksinimini karşılar.

Grip ve nezleyi geçirir, balgam söktürür, terletir, ateş düşürür. Kan şekerini normal seviyede tutar, kansere karşı koruyucudur, vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar, romatizma hastalığına ve sarılığa iyi gelir.

Kanı temizler, sinir sistemini, rahim ve barsak kaslarını uyarır. Kansızlığa, mesane iltihaplanmasına, kum, böbrek taşı ile tansiyona, şişmanlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına, damar sertliğine ve sinir hastalıklarına karşı faydalıdır, erkeklerde afrodizyak etkisi vardır.

Kansızlara ve gelişmekte güçlük çeken çocuklara her gün bir tutam maydanoz yedirilmeli.

Yüksek tansiyon hastalıklarında destekleyici olarak kullanılabilir.

Yatmadan önce ağızda çiğnenen bir tutam maydanoz rahat uyumayı sağlar. Bulantılarda ve nefes darlığında bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.

Anne sütünü azaltır. Emzikli kadınların süt kanalı tıkanmalarında maydanoz lapası uygulanır. Kulak ve diş ağrısına iyi gelir.

Arı ve haşarat sokmalarında sokulan yere sürülürse ağrıyı giderir. Yara, kesik ve morartıları iyileştirir.

Sivilceli, lekeli, pürüzlü ve kırışık ciltlerde parlaklılık ve pürüzsüzlük verir. Saçları besler, parlatır, dökülmeyi yavaşlatır.

Sapları çay gibi demlendirilip içilirse ses kısıklığını giderir.

Maydanozun kökleri atılmamalı iyice temizlendikten sonra çorba, salata ve tarifinde yer alan yemeklere katılabilir.

Maydanoz harika bir nefes kokusu gidericidir ve en zor kokuları bile gidermede etkilidir. Bol sarımsak ve soğan tüketiyorsanız, her zaman yanınızda birkaç dal maydanoz bulundurun.

Maydanozdaki biyolojik aktif maddeler hastalıkları nasıl önler?

Poliasetilen: Prostaglandinlerin kansere yol açabilen sentezini önler.

Coumarin: Kan pıhtısı oluşumunu önlemeye yardımcı olur ve anti-kanser özellikleri olduğuna inanılıyor.

Flavonoid: Bazıları antioksidan olarak işler, bazılarıysa tümör oluşumunu tetikleyebilen hormonları etkisiz hale getirir.

Monoterpen: Bu antioksidanlar kanserle savaşmaya yardımcı olur ve kolesterolü düşürür.

Provitamin A (beta karoten ): Görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine ve troid bezine iyi gelir.

Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı arttırarak oksijeni metabolize eder ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirir. İnce barsaktaki peristaltik hareketleri arttırır.

10 dal maydanoz, günlük beta-karoten ihtiyacının yüzde 10’unu ve C vitamini ihtiyacının yüzde 15’ini karşılar.

Maydanoz, karaciğerde bulunan glutathione-S-transferaz (GST) enziminin aktivitesini yükseltir. GST enzimi, gerek besinler yoluyla gerekse de solum yoluyla aldığımız zararlı kimyasal maddeleri zararsız hale dönüştürür.

Maydanozun, gençleştirme, cilt tazeliğinin, güzelliğinin geri kazanılmasında ve korunmasında rolü büyüktür. Maydanoz bu gücünü, içerdiği etkin maddelerin özellikle karaciğer metabolizması üzerindeki olumlu etkisinden ve tüm vücuttan yabancı kimyasal maddeleri (xenobiotica) atabilme özelliğinden alır. Sağlıksız çalışan karaciğer metabolizması, cildin yavaş yavaş tazeliğini, güzelliğini ve canlılığını yitirmesine ve kişinin yorgun görünmesine, diğer organlarının olumsuz etkilenmesine neden olur.

Maydanoz vücudu yabancı kimyasallardan arındırır. Böylece karaciğerin sağlıklı çalışmasında etkin rol oynayarak kişinin daha genç, daha sağlıklı, dinç ve zinde olmasında etkili olur.

Bedeni yorgunluk ve ruhi bunalımları giderir. Kanı durultur, tansiyonu düşürür, kalbin yorulmasını önler, kan yapımını artırarak kansızlığı giderir.

Karaciğer şişliğini giderir Safra akışını kolaylaştırır. Bol idrar söktürür. Vücutta birikmiş Tuz ve Üreyi dışarı atar, böylece romatizma, böbrek taşı ve vücutta su toplanmasına karşı çok faydalıdır.

Yan etkileri ve maydanoz kullanırken dikkat edilecek noktalar!

Saf apiol fazla dozda alınırsa mesane, barsak ve uterus da kasılmayı arttırır. Uzun süreli aşırı dozlarda mide barsak kanalında kanamalar ve karaciğer harabiyeti meydana gelebilir. Ölçüyü kaçırmadan kullanılmalı. Her öğün azar azar yemeli, böbrek iltihabı olanlar maydanozu çok az ya da hiç kullanmamalıdır. Aşırı miktarda yenirse kan dolaşımını ağılaştırabilir.

Maydanoz suyu 60 gr’dan fazla ve tek başına içilmemeli. Havuç-elma suyuyla içilebilir.

Bayatlamış, sararmış maydanozlar kullanılmamalıdır. Bir seferde çok fazla yeşil maydanoz yememelidir, dilde geçici tutukluk yapabilir.

Hamileler maydanozu kesinlikle kullanmamalıdır. Düşük gebeliğe sebep olabilir!

Taze maydanoz yaprağı tavşanlar tarafından sevilerek yenmesine karşılık tavuklar, papağan ve diğer kuşlar için tehlikeli bir bitkidir.

Baş Ağrılarına Karşı Ceviz

Mayıs 5, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Çoğu zaman dayanılmaz olan baş ağrılarımızın çözümünü ağrı kesicilerde buluyoruz ve ağrı kesicilerin yan etkilerini unutuveriyoruz. Ağrı kesiciler eklemlerdeki kıkırdak dokuyu zedeliyor ve eklem sorunlarına yol açıyor.

Peki ağrı kesici içmeden baş ağrılarının geçmesi mümkün mü? Evet, mümkün! Çözüm ise her zaman olduğu gibi şifalı bitkilerde.

Öncelikle baş ağrısının neden kaynaklandığını tespit etmelisiniz. Başınız ağrıyor, ağrı enseden kabarıp yukarıya tepeye doğru yükseliyor. Bu durumda ensede ve vücudun genelinde bir ağırlık var ve hatta ensenin uyuşması da bütün bu rahatsızlıklara eşlik ediyor. Bu durum kollesterol yükselmesiyle açıklanabilecek bir durumdur. Kollesterolün düşürülmesi bu tür bir baş ağrısının giderilmesi anlamına gelmektedir.

Ne yapmalı?

Kollesterolün düşürülmesinde ceviz sıklıkla kullanılan bir şifalı bitkidir. Önceden dış kabuğunu soyduğunuz cevizleri (sert kabuktan bahsediyoruz) bir bardak ılık suda 6-7 saat bekletiniz. Bardaktaki suyun renginin değiştiğini ve hatta yoğunluğunun arttığını göreceksiniz. Daha sonra bu suyu içerek tüketiniz. Bu kürü 1 hafta uygulayıp 1 hafta bırakınız yaklaşık 3-5 haftda artık vücuttaki ağırlığın ve baş ağrılarınızın kalmadığını göreceksiniz.

Kolay Kilo Vermenin 20 Yolu

Mayıs 4, 2010 by GaMZeM  
Filed under Sağlık

Sadece yediklerinize dikkat ederek kolayca kilo veremezsiniz. Rahat bir şekilde kilo vermek için hayat tarzınızı biraz değiştirmeniz gerekiyor. Mesela özel yiyecekler (cips gibi) almayarak ya da pahalı diyet kulüplerine katılmadan sadece hayat tarzınızı değiştirerek güvenli bir şekilde kilo verebilirsiniz. İşte kolay kilo vermenin 20 yolu …

1. Kilo almanın en önemli nedenlerinden biri yemek aralarında atıştırmaktır. Atıştıracağınız zamanlarda su için.

2. Buzdolabınızı boşaltın. Böylece hem para harcamazsınız hem de sizi atıştırmaya iten neden yok olur.

3. Yeterince uyuyun. Böylece, yiyerek alacağınız enerjiyi uyurken toplamış olursunuz.

4. Alkol, ekmek ve karbonhidratlardan uzak durun.

5. Karanlık ortamlarda bulunmamaya ve akşamları bir saat önceden uyumaya çalışın. Eğer akşam bir şeyler izlemek istiyorsanız. Karanlık değil, aydınlık bir ortamda yapın bunu.

6. Mutlaka kahvaltı yapın. Bu size gün içinde harcamanız gereken enerjiyi verecektir ve öğlen yemeğinde çok acıkmayacaksınız.

7. Öğün aralarında yeme isteği doğduğunda, sevdiğiniz bir müziği dinleyin. Araştırmalar, müzik dinlediğinizde de sevdiğiniz bir yemeği yediğinizde de beyninizin aynı bölgesi uyarılıyor.

8. Ayakta hiçbir şey yemeyin.

9. Yeşil çay için. Araştırmalar gösteriyor ki, yeşil çay içmek vücuttaki kalorilerin yakılmasında çok etkili. Günde 3 bardak yeşil çay içmeye çalışın.

10. Yediğiniz şeye konsantre olun. Televizyon seyrederken, bir şeyler okurken ya da e-maillerinize cevap verirken yemeyin.

11. Dışarı çıkın. Günde en az 20 dakika dışarıda oturmaya ya da yürüyüş yapmaya özen gösterin. Çünkü gün ışığı yeme isteğinizi kontrol etmenize yardımcı oluyor.

12. Sağlıklı şeyler yiyin. Dışarıda yemek yediğiniz zaman çocuk mönüsü ya da sossuz salata yiyin.

13. Kendinizi çok fazla zorlamayın. Diyet programınızı yaparken 1200 kalorinin altına düşmemeye özen gösterin.

14. Bahçe işleriyle uğraşın. 1 saat bahçe işiyle uğraşmak 500 kalori yakmanızı sağlar.

15. Asansör kullanmak yerine merdivenden çıkın.

16. Ev işi yaparak da kalori yamanız mümkün. Ufak tefek ev işleriyle uğraşın.

17. İp atlayın. Bu muhteşem bir egzersizdir ve diğerlerinden daha eğlencelidir.

18. Sık ama az yiyin.

19. Çikolatayı çok seviyorsanız, her akşam bir parça (küçük tabi ki) çikolata yiyin.

20. Kendinizi sıkıntıya sokmayın, her şey beyinde biter.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »